Minsk Grubu, Azerbaycan ve Ermenistan’ın taraf olduğu Dağlık Karabağ sorununa çözüm üretmek için 1992 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT/OSCE) çerçevesinde oluşturulan bir müzakere ekibidir.
Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye, Almanya, İtalya, İsveç, Finlandiya ve Belarus’un daimi üye olduğu Minsk Grubu’nun eş başkanlığını Fransa, Rusya ve ABD yürütmektedir. Eş başkanlar, Azerbaycan ve Ermenistan temsilcileriyle üst düzey müzakereler yürütmek üzere bölgeye düzenli olarak ziyaretlerde bulunmak ve Minsk Grubu üyesi diğer ülkelerin temsilcilerine gelişmeler hakkında bilgi vermekle vazifelidirler.
Rusya ve Fransa ile yakınlaşma
Aslında bu olayın bir “canı yananlar” bir de “menfaat umanlar” tarafı vardı. Türkiye ve Ermenistan canı yanan iki ülke olarak bir araya gelseler kendi sorunlarını çözecekler. 1992’den beri Kafkasya’daki egemenliğini kaybetmiş olan Minsk grubunun üyesi Rusya, konu gündeme getirildiğinde varlığını hissettirmektedir.
Rusya, NATO’nun doğudaki en uç ülkesi Türkiye’yi Kafkaslardaki en sadık dostu olan Ermenistan ile kendi arasında paravan olarak görmektedir. Ermenistan’ı, petrol havzasına yakınlığı nedeniyle kaybetmek ve Batı’nın bu havzaya da girmesini kabullenmek istememektedir.
İran, bölgede egemenlik peşinde koşmakta, Ermenistan’ın güçlü lobileri vasıtasıyla Batı’ya açılabileceğini ön görmektedir.
AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı)
Fransa, AGİT’in bir üyesidir. Diyasporanın etkisiyle görüşmelerde Ermenistan ağırlıklı kararlara yeşil ışık yakmaktadır. Sarkozy, Türkiye’nin AB’ye girmesini istememiş, Akdeniz Birliği’ni önermişti. Türkiye’yi orunlarını çözememiş bir ülke olarak görüyor, Türkiye’nin AB’ye girmesi halinde yeni sorunlar ortaya çıkacağını öne sürüyordu.
Bu nedenle de Türkiye’nin sözde soykırım batağında kalması işine geliyordu... Bugün Fransa’nın başında Cumhurbaşkanı Holland bulunmaktadır. Başlangıçta Türkiye’ye şirin görünmekteyken Ermeni sorunu gündeme geldiğinde saf değiştirmiş, terörle ilgili konularda sadece terör örgütlerini kınayarak Türkiye’nin yanında olduğu görüntüsünün vermiştir.
Diasporanın etkisi
Diasporanın fazlasıyla etkisinde kalan ABD, geçmiş yıllara göre bir adım daha öteye giderek geçen yıl Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu’nda 1915 yılında yaşananları 22 red oyuna karşılık 23 evet oyuyla soykırım olarak kabul etmişti.
İlginçtir ki, Minsk grubunun üyesi olan yani çözüm üretecek ülke konumunda olan İsveç de 2014 yılında aldığı bir kararla aynı kervana katılmıştı. Fanatik Ermeniler, çeşitli yerlerde gösterilerini planlıyorlar, Londra’da tertipledikleri gösterilerde katılımcı sayısı az olsa bile eylemlerini devam ettirmeyi sürdürüyorlardı.
Türkiye’ye gelince:
Başbakanlığı döneminde Sayın Erdoğan, ABD’de Obama ile yaptığı görüşmede Amerikan çıkarlarına ters düşen İran’ın elindeki nükleer tesislerin faaliyetlerinin durdurulması ve Afganistan’a asker gönderilmesi konularını gündeme getirmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yandan İsrail’in kınanmasını isterken bir yandan da İran’a karşı yaptırıma destek vermeyeceğimizi belirtmişti.
Türkiye, menfaatleri çatışan ülkelerin içinde birbiriyle ters düşen bir sürü konuyla karşı karşıya kalmıştı. Dolayısıyla bölgesel iyileştirme çalışmalarının kısa bir sürece sığdırılacağı ortaya çıkıyordu. İsrail ile yaşanan gerginliklerin Ermeni lobi faaliyetlerinde aleyhimize gelişme kaydedeceği değerlendiriliyordu.
Bugüne gelirsek
Tarihe bakarsak, Osmanlı döneminde Rusya ile ilişkilerimiz hep dalgalı olmuştur. Ruslar, I. Dünya Savaşı yıllarında Doğu Anadolu’ya girmiş, Ermenileri kışkırtmış ve korumuşlardır. Milli Mücadele döneminde Atatürk, Rusya’dan hem yardım almış, hem de mesafeli durmayı başarmıştır.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Avrupa’nın işgali ve peyk ülkeler yaratılmasının ardından SSCB, Türkiye için büyük tehdit oluşturmuştu. NATO’ya girişimiz de bu dönemde olmuştur (19 Şubat 1952).
1970’lerde Marksist ideolojiyi kendisine rehber edinen PKK ve Suriye kolu PYD’nin Moskova’da büroları vardı. Görünürde kapatıldı; ama KGB’nin kontrolü altında alt yapısı duruyor. Gelecekte Türk-Rus ilişkileri bozulursa yine devreye girmesi muhtemeldir.
Güney sınırımızda hava sahamızı ihlâl eden Rus uçağının düşürülmesinden bir süre sonra gelişen Türk-Rus ilişkileri, bugün için en üst düzeydedir. Şimdi kanka olduğumuz Rusya, bölgemizde avantajı ele geçirmiş, Türkiye ile yakınlaşması NATO’yu kıskandıracak hale gelmiştir. Şartlar böyle olunca;
1. Minsk grubunun lokomotif ülkesi olarak Rusya, Türkiye’nin istek ve beklentilerine kulak vererek Ermeni-Azeri sorununa derman olabilecek mi?
2. Ermenistan’a gönderdiği büyük çaplı birliğini sınır bölgesinden çekecek mi?
3. Suriye operasyonu bitince buradaki dinleme üslerini kaldıracak mı?
Bu sorunların hemen çözülmesini beklemiyoruz; ama gittikçe sarpa sardığı da bir gerçektir. Gayretlerin daha uzun süreceği ve çoğu kez engellerle karşılaşılacağımız kaçınılmaz görünüyor.