SON DAKİKA
reklam
reklam

II. Dünya Savaşı Temmuz Güncesi (Bölüm II)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 6 Temmuz 2019, Cumartesi - 09:26   Okunma Sayısı:

Farklı arayışlar

1939 yılından beri insan kasaplığını sürdüren Hitler, Kuzey Afrika’dan Polonya ve Rusya içlerine sarkan işgaller; Hollanda, Fransa ve Yunanistan’da sivil halka vahşetler uyguluyordu. Bu vahşetleri Nazi orduları, onun subay ve erleri yapıyordu.

Bazı çevreler ise bu olumsuzluklardan rahatsızlık duymaya başlamıştı.  Claus von Stauffenberg ve arkadaşları özellikle 1944 yılında Hitler’e darbe planlamışlardı. Alman ordularının Kuzey Afrika’dan çekilmesi ve Doğu cephesinde icra edilen Barbarossa Harekâtı (Sovyetler Birliği’nin işgali) bardağı taşıran damlaları oluştururken, ordu içinde gizliden gizliye oluşan iftira ve çekişmeler ayyuka çıkıyordu. Bir şeyler yanlış gitse çoğunluk sesini yükseltmekten korkuyordu.

Bazı generallerin de dahil olduğu direniş organizasyonu başarısız suikast girişimlerini planlıyor, hatta bir defasında Hitler’in uçağına bir başka defasında içki şişesine yerleştirilen fakat patlamayan bombalar, planların gerçekleşmesine en yakın an olabiliyor; ancak sonuç elde edilemiyordu. 

Başarısızlıklar, bu olası planlardan haberdar olan bazı general ve mareşallerin titiz davranmalarına rağmen, darbeye destek vermeyen bazı komutanların tehlikeyi görmezden gelmelerinden veya ciddiye almamalarından kaynaklanıyordu.

 

Yeni atamalar

Albay Claus von Stauffenberg, Kuzey Afrika Harekâtı’nda tek kolunu ve tek gözünü kaybetmişti. Ülkesinin muhatap olacağı en büyük tehlikenin Hitler ve onun zorla uygulamaya koyduğu ideolojisi olduğu düşüncesindeydi, bu fikirlerini daha önce kimseye açmamış, bu konuları kimseyle konuşmamıştı.

Sorunun mutlaka çözülmesine inanıyor, bu çözümün de Hitler’in öldürülmesinden geçtiğini savunuyordu. Partinin önde gelen isimlerinden Himmler, Göring, Goebbels’in öldürülmesi veya partiden tasfiye edilmek suretiyle ortadan kaldırılması gerekiyordu. İşleri şansa bırakmamak için planlayıcı da icracı da kendisi olacaktı.

Yine Alman ordusunun Kuzey Afrika’dan çekilmesini içine sindiremeyen ünlü komutan Erwin Rommel, suikastten haberdar olmuş; Hitler’e güveni kalmadığı halde devam eden operasyonlar nedeniyle Gestapo’ya bu durumu ihbar etmemişti. Niyeti, plan başarılı olduğu takdirde darbecilerin yanında olmaktı.

Suikastin ilk adımı olarak suikastten 20 gün önce, Stauffenberg planların bir parçası olarak yeni bir göreve atanmış, böylece Hitler’in katıldığı askeri toplantılarda bulunabilme imkânına sahip olmuştu.

 

Cesaret örneği

Tarih 20 Temmuz 1944… Yer: Wolfsschanze (Kurt ini). Albay Stauffenberg’in, bir rapor okuması gerektiğini beyan etmesi üzerine Hitler’in yakınında oturması planlanmıştı. İçinde bomba bulunan çantasını masanın üzerine koydu, Yerine oturdu ve Hitler’in sorularını yanıtlamaya başladı.

Soru faslı bittikten birkaç dakika sonra bir telefon görüşmesi yapmak için izin alarak odadan ayrıldı, çantasını Hitler’in yanı başında bırakmıştı. Çantanın Hitler’in görüşünü kapattığını düşünen bir subay tesadüfi olarak çantayı ondan biraz daha uzağa koydu. Planlanan mesafenin biraz daha kısa olması gerekiyordu.

Birkaç dakika sonra şiddetli bir patlama gerçekleşti. Fakat Stauffenberg çantanın yer değişiminden habersizdi. Her şeyin planladıkları gibi gerçekleştiğini arkadaşlarına aktardı ve Hitler’in öldüğünü rapor etti. Bilmediği husus ise Hitler’in bu girişimden birkaç sıyrıkla kurtulmuş olmasıydı.

Olay sonrasında bu suikasti planlayanların kimler olduğu araştırması başlatıldı. Önceleri bilgisi olan fakat görmezden gelen tüm komutanlar bildiklerini anlattılar. Stauffenberg’in de aralarında bulunduğu asıl planlayıcılar aynı gece yakalandı ve kurşuna dizildi. Soruşturmalar kesintisiz sürdürüldü, yedi bine yakın asker tutuklandı, sorgulandı ve bir kısmı idama mahkûm edildi, bir kısmı intihara zorlandı.

Berlin’de “Walküre “ parolasıyla kışlalarından çıkan askerlerin amacı vatanlarını korumaktı. Bu askerler, Almanya`yı bekleyen yıkımı önceden görmüşlerdi. 42 yaşındaki beş çocuk babası Albay Claus von Stauffenberg, kurşuna dizilirken “Yaşasın kutsal Almanyamız!” sözlerini haykırıyordu.

 

Albay Claus von Stauffenberg

*Kahraman mı demeli,

*Suçlu mu görülmeli?

Bu askerler zaman zaman “kahraman”, zaman zaman da “vatan haini” olarak nitelendirilmiş olsa da Almanya gibi koca bir devletin Cumhurbaşkanı Horst Köhler ve Alman Protestan Kilisesi, 20 Temmuz 1944 direnişçilerini “yurseverler” olarak övmüştür. Berlin’de Stauffenber’in büstü bulunmaktadır.

Bu bakış açısı resmi görüştür. Halk olaya nasıl bakmaktadır? Almanlarla bire bir konuştuğunuzda Hitler’in kötülenmesini büyük bir kitlenin istemediğini, bu konudan uzaklaştığını görürsünüz. Bugün Almanya’da Irkçılık ve Faşizmin şahlanışa geçtiği inkâr edilebilir mi?

 

 

 

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam