20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıldönümü yaklaşıyor. Gerek Kıbrıs’taki GKRY, gerekse Yunanistan çeşitli yaygaralar koparmaya hazırlanıyordur. Bu yaygaralarına mutlaka batı camiasını alet edeceklerdir. Zaten Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanan mevcut durum da buna cevaz verecektir.
Kıbrıs’ın tarihteki yeri
Doğu Akdeniz'in Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, tarih boyunca siyasi ve stratejik açılardan önemi olan bir adadır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır'ı alması Osmanlı Devleti’nin Akdeniz'in doğusundaki egemenliğini ve güvenliğini tamamlaması açısından Kıbrıs'la doğrudan ilgilenmesine neden olmuştur.
Ada 1571 yılında II. Selim döneminde Venedik Cumhuriyeti’nden alınmıştır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos Anlaşması uyarınca Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği Kars, Ardahan ve Batum'dan Rus ordularının geri çekilmesi taahhüdü ile Kıbrıs Adası 4 Haziran 1878 de İngiltere'ye kiralanmıştır.
Adadaki etnik kimliklerin belirginleşmesinin daha da ön plana çıktığı bu dönem sonrası 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı ilhak eden İngiltere, 1923 Lozan Anlaşması'nın 16. ve 21. maddeleri ile bu ilhakı resmileştirmiştir.
I.Dünya Savaşı sonrası yoğunlaşan sömürgelerin bağımsızlık sürecinde adada self- determinasyon hakkına dayanarak dile getirilen bağımsızlık taleplerine Türk ve Rum toplumları arasındaki gerginlikler de eklenince 1950'li yıllarda İngiltere bazı ayrıcalıklar karşılığında adada self- determinasyon ilkesinin uygulanmasını kabul etmiştir.
İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında yapılan müzakereler sonucu imzalanan 11 Şubat 1959 Zürih ve 19 Şubat 1959 Londra Anlaşmaları ile 16 Ağustos 1960 yılında iki halkın ortak egemenliği ve yönetiminde iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Şimdi sizleri Kıbrıs konusunda yıllarca yazdığı yazılarla dikkatleri çekmeye çalışan Sn. Atillâ Çilingir’in bir yazısıyla baş başa bırakmak istiyorum:
Maraş adı
Türkiye’dekinin adı Kahramanmaraş; çünkü bağımsızlık mücadelemizde dillere destan kahramanlıkları barındırıyor da ondan.
Kıbrıs’takinin de adı Maraş, ama “Hayalet Şehir”. 1974’ün Ağustos’unda orada da bir savaş yaşandı. Bu şehrin ele geçirilmesi TSK’nın hedefi değildi; ama birliklerimize bu şehrin yüksek binalarında mevzilenen Rum uçaksavarlarınca öylesine şiddetli ateş açıldı ki, en nihayetinde birliklerimiz cephe güvenliğini sağlamak maksadıyla bu şehri ele geçirmek zorunda kaldı.
Pekiyi, neden Hayalet Şehir?
Savaş sonrasında bölgede bulunan yüzlerce turistik tesisi muhafaza etmek adına şehre giriş-çıkış yasağı getirildi.
O tarihten bugüne tam 45 yıl geçti. “Girişi yasak!” Yaşanan savaş bu şehre sadece yalnızlık getirdi. Yarım asırdan bu yana savaş sırasında binaların, sokakların içi nasıl kaldıysa her şey öylece duruyor. Yeryüzünde inşa edilip de zamanın durduğu, yaşamın donduğu yer sadece burası.
İnsansız binalar
Binaları var, ama insanları yok…
Böyle bir yer olur mu demeyin!
Kıbrıs adasında yer yerinden oynamış, 45 yıldan beri insanların yaşam biçimleri değişmiş, ada kuzey güney diye ikiye bölünmüş… Adanın kuzeyinde ayrı bir devlet, güneyinde ayrı bir devlet var. Bu yarım asırlık süreçte adada sanki hiçbir şey olmamış gibi adaya şaşı bakan bir dünya var… Böylesine bir yer de olur; adına isterseniz ‘’Hayalet Şehir’’ der geçersiniz, isterseniz ‘’Yasak Bölge’’, ya da Yunanca adı ile ‘’Varoşa’’…
Gerçeğin kendisi
Yıllardır hep konuşuldu. Kıbrıs müzakerelerinin her defasında konusu oldu. Rumlar müzakere masasına her oturduklarında Maraş bizim, bize teslim edin, dediler. Ama Kıbrıs Türk tarafı buna karşılık ne istediyse hayır diyerek reddettiler. Bu şehirde atalarımızdan, Osmanlıdan bizlere kalan vakıf arazilerimizi, mallarımızı dahi...
Sonuç
Kanlar canlar pahasına alınmış bu koca ada nasıl olur da basit bir anlaşmayla terke edilebilir, nasıl olur da bir kısmı daha verilebilir? Gelecek nesiller ve canlarını feda edenlerin hakları yok mu üzerimizde?