SON DAKİKA
reklam
reklam

15 Temmuz Darbe Girişimi  

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 15 Temmuz 2019, Pazartesi - 09:21   Okunma Sayısı:

Devletimizin nekahet döneminin bir an önce bitmesi ve sağlıklı bir yapıya kavuşması hepimizin dileğidir. İnanıyorum ki, 7’sinden 70’ine kadar her yaşta insan her gün gelişmeleri takip ve düzelme için dua ediyordur. Bu badireden çıkabilmemiz için herkesin sağlıklı düşünmesi ve itidal içinde söz etmesi gerekir. Gerçekten çok hassas bir dönem geçiriyoruz.

Bu yazıyı 15 Temmuz 2016 günü meydana gelen darbe kalkışması günü ve sonrasında yazmıştım. Bu bölüm yazımın dördüncü bölümüydü. Güncelliğini koruması için aynen yazıyorum.

 

İlk basamak ve sonrası

İran’da mollaların iktidara gelmesinden sonra İslam Devrimi ihracı söz konusu olmaya başlamıştı. Sincan’da İran Büyükelçisi’nin de katıldığı  “Kudüs gecesi” adı altında sergilenen tiyatro, adalet mekanizmalarına intikal etmişti. İran, yenilgi kabul ettiği bu olayı içine sindirememiş, Türkiye ile olan ilişkilerinde mesafeli tavırlar sergilemişti. 

Aslında bu gelişmeyi ilk kıvılcım sayarsak, sonrasında da İran’ın din temelli çıkışları olacaktır. Hatırlarsanız, Suudi Arabistan, kısa bir süre önce El-Kaide bağlantılı kişilerle birlikte Şii lider Nimr el-Nimr’i idam etmiş, İran buna şiddetle tepki göstermişti.

Hatta hızını alamayan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, aralarında Suudi Arabistan ve Katar’ın da olduğu kimi ülkelerin Türkiye’deki darbe girişiminin başarılı olmasını istediklerini söylemişti. Suudi Arabistan ve Katar ile ilişkilerini olumlu şekilde sürdüren Türkiye, bu konuda açıklama yapmak ihtiyacını hissetmişti.

 

Sonraki basamaklar 

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması, birinci asrını doldurmak üzeredir. Bu antlaşma değiştirilmek istenmektedir. Ne yazık ki, ülkemizde de Lozan Antlaşması’nı salih gözle görmek istemeyen kişiler vardır ve bu kişiler emperyalist zihniyetin amaçlarına hizmet etmektedirler.

20 Temmuz tarihi, 1974’te icra edilen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıldönümüdür. Darbenin hemen ardından Kıbrıs Rum Yönetimi ve PKK terör örgütü ümitlenmiştir. KKTC’de askerin alarma geçmesini haklı çıkaran Rum iktidar DİSİ eski Milletvekili Hristos Rotsas,

“15 Temmuz darbe girişimi sırasında KKTC’de görev yapan Türk askerinin saldırı yapma fırsatı elde ettiğini, ama bu fırsatı değerlendiremediğini” savunan Rum Vekil, “Kargaşadan dolayı saldıranın Kıbrıslı Rumlar mı darbeciler mi olduğunu bilemeyecek durumdaki Türk ordusuna baskın yapabilirdik. 43 bin Türk askeri esir alabilirdik. Türk askeri tutsağımız olsaydı Türkiye herhangi bir şey yapmaya kalkışamayacak ve bizim ordularımız Girne kıyılarına ulaştığında, mağlup olacaktı. Türkler iki üç gün bombardıman yapar, sonra vazgeçerdi” demiştir.

 

Bununla da kalınmayacaktır

PKK terör örgütüyle yıllarca mücadele eden Türkiye, güney sınırlarında yani Suriye sınırında PKK’nın bir kolu olan PYD ile de uğraşmak zorunda kalmıştır. Uzun bir hazırlık döneminden sonra bir anda FETÖ orijinli 15 Temmuz Darbe Girişimi patlak vermiştir. Türkiye, kendi rejimini sarsacak böylesi bir olayın esas faili olarak gördüğü örgüt liderini ABD’den iade edilmesini istemesine rağmen çeşitli engellemelerle karşılaşmaktadır.

Bu örgütle de kararlı ve etkin bir mücadeleye girmiş olan Türkiye, idam cezasını tartışmaya başlamış, dünya siyasetinin belirlenmesinde en sinsi plan ve çalışmalar yapan İngiltere, dost ve müttefik bir ülke olan Türkiye’ye karşı hasmane duygularını göstermekten çekinmeyerek Alevilerle ilgili konuları parlamentosunda ele almıştır.

Belki bir iki mahallede meydana gelmiş bireysel olay olmuş olabilir. Gerçi bu anlamda basına yansımış bir olay da yoktur; ama İngiltere bunu Türkiye geneline yayarak bölgesel bir sorun haline getirmeye çalışmaktadır. Ve son olarak Wikileax belgeleri yayımlanmaya başlanmıştır.

 

Kıskaca alınmak istenen ülke

Emperyalizm, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerini çeşitli kisveler altında sürdürmektedir. Devletimiz bu konuda amansız mücadelesine devam etmekte ve edecektir de... Köy yakmaya giden PKK’lılar nasıl asker elbisesiyle giderek köyleri yakmışlarsa milletine kurşun sıkan darbeciler de menfur saldırılarını asker elbisesi içinde yapmışlardır.

İnsanları hukuk garabetiyle yargılayıp cezaevi köşelerinde çile çekmeye mahkûm eden zihniyetin mensupları bugün kaçak durumundadır. Devlet kurumlarında temizlik devam etmektedir. Bu çalışmaların, siyasetin içinde yuvalanmış kişilere de yönelmesi gerekmektedir. Bunların da bazıları yine yurt dışına kaçmışlardır.   

Darbecilerin artıkları ve ardılları boş durmayacaklardır. Daha önce bölümler halinde yazdığım yazılarımda bu hususları dile getirmeye çalışmıştım. Darbecilerin toplu hareket kabiliyetleri kırılmıştır; ama bireysel eylemlere yönelmeleri muhtemeldir.

Bu olayı kendi çıkarları için kullanabilecek menfaat çeteleri de ortaya çıkacaktır. İlginçtir, haberlerde bazı telefonlara mesaj atıldığı ve “FETÖ’ye destek sağladığınız için hakkınızda tahkikat yapılmakta ve…” şeklinde korku ve paniğe neden olabilecek duyurular yapıldığı bilgisi de verilmiştir.

Değerli okuyucular, engin sezgilerinizle bu kişileri de Emniyet Teşkilâtı’mıza bildirmelisiniz. Hepimizin uyanık ve devletimizin yanında olması gerekiyor.   

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam