1915 yılında yaşanan “Tehcir” olayının asırlık süreyi doldurmasına çok az bir zaman kaldı. Konu, özellikle son yıllarda hummalı bir çalışmayla uluslararası platformda canlı tutulmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin her yıl yaşadığı mide krampları, ABD’li yöneticilerin araya girmesi sonucu düzelme göstermekte, biraz bağırış çağırışla geçiştirilmekteydi.
AB, Türkiye’yi makas başında ve başka bir hatta geçmeye çalışan ülkeymiş gibi görmeye devam etmektedir. Bölge ve sınır ülkeleriyle barış projelerini geliştirmeye çalışan Türkiye, Ermenistan ile yakınlaşma sürecinde Azerbaycan’ın çekimser tavırlarına maruz kalmıştır.
Her iki ülkenin arşivlerini dünya kamuoyuna açma, ortak komisyonlarda çalışma, karşılıklı ziyaretler yapma ve düşmanca yayınlardan kaçınma gibi ortaya koyduğu ilkeler, tek taraflı olarak rağbet görmemiştir. Üstelik Ermenistan Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararı da işin tuzu biberi olmuştur.
Türkiye, “komşularla sıfır problem” anlayışıyla iyi niyet girişiminde bulunmuş; ancak Ermenistan ile Minsk Grubunun desteğini alarak başlattığı çalışmalardan sonuç alamamıştı. Bu olumsuz gidişata neden olarak Ermenistan’ın katı tutumunun gösterilebileceği gibi her iki tarafın sosyolojik ve psikolojik tahlilleri doğru yapmadıkları veya eksik yaptıkları da söylenebilir. Bir başka neden ve belki de asıl önemlisi AB’ye giriş kuyruğunda bekleyen Türkiye’nin, alınmak istenmemesine bazı kılıflar bulunmak ve yaptırımlara maruz bırakılmak istenmesidir.
Türkiye, Kafkaslardaki barış girişimlerinde Rusya Federasyonu’nun desteğini alsa Batı’nın hışmına uğrayacak, Batı’nın desteğini alsa Rusya’nın gazabına uğrayacaktı. Bu nedenle Türkiye’nin Kafkas politikası her iki taraf açısından da “nüfuz siyaseti” veya “yayılma politikası” şeklinde algılanmaktaydı.
Büyük ve saygın bir ülke olan Türkiye’nin Avrupa ve Orta Doğu’ya açılım yapması gerekir. Hatta “Tehcir” olayının bir asrı doldurmasına az zaman kala Türkiye’nin tüm dünyada diplomatik atağa kalkması kaçınılmazdır. Her iki ülkedeki STK’ların yoğun işbirliği ve siyaset bilimci, tarihçi, diplomat ve parlamenterlerin oluşturacağı ortak komisyonların teşkil edilmesiyle yeni bir başlangıç yapılabilir. Azerbaycan’ın gönlünün alınması ve hatta onun da dahil edilmesiyle iktisadi yardım ve siyasal destek sağlanabilir, ortak projeler birlikte yürütülebilir.
Keşke Türkiye, tehcir olayını sözde soykırım olarak gören ve bunda direnen Diyaspora’nın, sadece ABD’deki mensuplarına değil, Fransa, Rusya, Suriye ve Lübnan’daki gruplarına da hitap etmeyi düşünse!
Yıllarca Sovyet egemenliğinde kalmış ve günümüzde bile topraklarını Rus askerlerinin koruduğu Ermenistan, kendisini, eskinin gizli servis ajanlarının tahripkâr planlama ve uygulamalarından, donuk istihbarat ve emperyalist saldırı sendrom ve kavramlarından kurtaramamaktadır. Diğer yandan Diyaspora’nın uzlaşmaz tutumu ve muhalefet partilerinin iktidar partisiyle tezat oluşturması göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur.
Ermenistan, sınırları tanımama, Ağrı Dağı, sözde soykırım, toprak ve tazminat isteği gibi peşin hüküm içeren konulardan, Diyaspora’nın etkisinden ve Karabağ konusunda katı olmaktan uzaklaşamadığı sürece halkına ve bölgesine huzurun geleceğini sanmasın. Sınırdaşı olduğu Türkiye ile işbirliğinden ve görüş alış verişinden yana tavır koyması, gelecek kuşakların birbirlerine çatık kaşla bakmalarının önünü kesecektir.
Ekonomik durumu çok sıkıntılı olan Ermenistan’ın ülkemizde kaçak olarak çalışan yüz bin civarındaki vatandaşının Ermenistan’ın kalkınmasında önemli bir pay teşkil ettiği vurgulanarak bu konuda destekleyici ve kolaylık sağlayıcı tedbirler alınabilir. Daha sonraki süreçte karşılıklı konsolosluklar açılabilir.
Sonuç olarak; başından beri sayılan ve basında da sık sık yer alan yukarıdaki hususlara işlerlik ve devamlılık kazandırılması, partizan düşüncelerden uzak durulması ve çözüme götürecek öneriler üretilmesi her iki ülkenin de menfaatine sonuç verecektir
Menfaat umanların istekleri veya ilgi alanları arttıkça gerilimler de artacak, hatta volkan patlaması şeklinde çeşitli kılık ve kisveler altında terörist faaliyetlere dönüşecektir. Uygun ortam buldukça tırmanışa geçecek, bazen yeraltına girecek, bazen de yumuşatılmış siyasi söylemlerle varlığını sürdürmeye çalışacaktır. Bizlere düşen daima dikkatli olmaktır.