SON DAKİKA
reklam
reklam

Arabistan Yarımadası’ndaki Yemen’in kaderi (Bölüm II)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 18 Temmuz 2019, Perşembe - 10:23   Okunma Sayısı:

 

Çatışma noktasına nasıl gelindi

İki ülke arasında 2010 yılının başından beri sınır çatışmaları devam ederken San’a, “kırmızı çizgi” sayılmıştı. 2011 yılında Arap Baharı rüzgârı estiğinde Yemenliler sokaklara dökülmüş ve Ali Abdullah, Salih rejimine meydan okumuştu. Sürpriz gelişme 21 Eylül günü yaşanmıştı. Husiler, başkenti abluka altına aldıktan sonra aniden saldırmış, kilit nokta ve merkezleri tamamen kontrol altına almışlardı.

Salih düşmüş ancak rejim aynen muhafaza edildiğinden Devlet Başkanı Abdurabbuh Mansur Hadi, koltuğunda oturmaya devam etmişti. Bu durum farklı değerlendirmelere yol açıyordu.

Husilerin Sana’yı ele geçirmesi, zihinlerde Beyrut’taki Hizbullah tecrübesini ve örgütün Lübnan siyasi hayatındaki rolünü canlandırıyordu.

Husiler, İran ve Caferi mezhebi yanlısı oldukları için bazı yorumcular, İran nüfuzunun yayılmasından ve Kızıldeniz’in darboğazında Doğu ile Batı arasındaki ticaret yoluna hâkim Bab’ül-Mendep Boğazı’na kadar ulaşmasından söz ediyorlardı. Bir başka kesim İran etkisinin sadece Bağdat, Suriye ve Beyrut’la sınırlı kalmayıp Sana ve Suudi Arabistan’ın sırtlarına kadar ulaştığına dikkat çekiyordu.

 

Suudi Arabistan ve İran Arasındaki Temel Sorun

Evet, temel sorun ‘Şii Jeopolitiği’dir. Şiiliğin İran’a nüfuz alanları yaratması İran ve Suudi Arabistan arasında yeni bir gerginliği tetiklemiştir. Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır gibi Sünni Arap devletleri bölgede bir ‘Şii hilâli’nin oluşmasından kaygı duymaktadırlar. Bu bağlamda Sünni Arap devletlerinin gözünde İran, “İsrail’den daha tehlikeli” bir hal almaya başlamıştır.

Şiiler, Suudi Arabistan’da 2 milyon 700 bin kişi ile toplam nüfusun onda birini oluşturmaktadır. Şiiler genellikle Kuveyt ve Katar sınırında ve Arabistan’ın güney bölgesindeki Necran’da yaşamaktadır. Suudi Arabistan, İran’ın bu bölgedeki Şiiler üzerindeki etkisinden endişe duymaktadır.

 

Suudi Arabistan’ın fevri çıkışı

Yazı okunduğunda her iki ülke siyaset adamlarının karşılıklı olarak çene yarışına girdikleri görülüyor. Amerikan ekonomisini kendilerinin ayakta tuttuğunu söyleyen Suudi yetkililer, biraz Şark kurnazlığı, biraz da petrol zenginliğinin avantajıyla işi abartmışlar.

İran’ın nükleer çalışmaları nedeniyle Batı dünyası tarafından gözetim altına alınmasını adeta köşeye sıkıştırma olarak algılayan Suudi Arabistan, büyük avantaj yakaladığını zannetmiştir.

Bu durumun yarattığı rahatlıkla İran’a yönelik sözler sarf eden Suudi yetkililer, zaman içinde Amerika ile İran’ın arasındaki yakınlaşmadan rahatsızlık duymuşlardır. Bu kez de ABD’ye yönelik bazı nahoş davranışlarda bulunmuşlar ve Avrupa ve Amerikan bankalarına taşınan Arabistan’ın 760 milyarlık petrodolarları için Amerikan ekonomisini ayakta tuttuğu iddiası öne sürmüşlerdir.

 

Bu kadar gaflet olmaz

Gırtlağına kadar Amerikan sistemiyle donanmış bir ordunun kaderinin de bu paranın çekilmesine bağlı olduğundan söz edilebilir. Gelecekte Arabistan’ın hizaya getirilmesi ihtimali mevcuttur. Bunlar;

1. Körfez Harekâtı sırasında topraklarını Amerikan askerlerine açan Suudi yönetimi, bugün Yemen’deki basit bir kıpırdanmayı bile bastıramamaktadır. Suni şekilde “Yemen sancısı” yaratılmıştır.

2. Suudi yönetimi, Afrika’da başlayan Arap Baharı’nın doğuya doğru ilerlemesi karşısında halkının muhtemel tepkisinden çekinmiş ve kesenin ağzını açarak bu belâyı def ettiğini zannetmiştir. Suudi hanedanı, bu kör zannın gafletten öteye geçemeyeceğini hesaplayamamıştır ve varlığının devam edip etmeyeceğini bilememektedir.

3. Mısır ile Suudi Arabistan arasında iki küçük adanın el değiştirmesi yeni bir yara olarak açılmıştır. Afrika’nın ağası durumundaki Mısır’ın ABD nazarında değer ve etkinliğinin daha fazla olduğu, Arabistan’ın ABD’ye diklenmesi durumunda bu yaranın kaşınacağı göz ardı edilmemelidir.

4. İslam Devrimi’ni yaymaya çalışan İran faktörü unutulmamalıdır. 2 Ocak 2016 günü aralarında Suudi Arabistan, Şii din adamı Ayetullah Nemr Bakır en-Nemr’in de bulunduğu 47 kişinin idam cezasının infaz edildiğini duyurmuş, İran, idamlara tepki göstermişti. Bu olayın ardından Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçiliği ve Meşhed kentindeki konsolosluk binası göstericilerce ateşe verilmişti.

Suudi Arabistan yönetimi de büyükelçilik ve konsolosluk binalarına yönelik saldırıların ardından İran ile diplomatik ilişkilerini kestiğini açıklamıştı. Devamında ise İran’ın Yemen’deki büyükelçiliği vurulmuş, İran saldırıyı, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin gerçekleştirdiğini iddia etmişti. İlişkilerin gerildiği bu dönem kurcalanarak yeniden canlandırılabilir, hatta Arabistan’ın başına yeni dertler açılabilir.

İşi gücü plan yapmak, hükümetleri devirmek, bir ülkenin toprağına yerleşerek onun ekonomik zenginliklerini sömürmek olan Batılı güçlerin Arabistan’ı hizaya getirmek için kim bilir kaç tane planı vardır? Müslüman’a kızıp yorganı kimin için yaktığını iyi düşünmek gerekir.

Suudi yetkililer Batılıların bu hesaplarını neden göz ardı eder de zayıf Müslüman bir halkın üzerine çullanır? Hani ellerinde son sistem harp silah ve vasıtaları vardı? Amerika onları destekliyordu? Neden Husi saldırılarını önleyemiyorlar? Önleyemezler, çünkü Amerikalılar Suudilere sattıkları silahların zayıf taraflarını biliyor ve Husileri bu yönden programlayıp saldırtıyorlar.

Suudi Arabistan için hâlâ “kalk borusu” çalmadı mı?

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam