Türk insanının zayıf olduğu iki konu: Zaman ve mesafe kavramı… En basitinden ele alırsak, sipariş verdiğiniz bir kafede veya restoranda gecikme olduysa sorarsınız,
---Bizim çaylar ne oldu?
---Geliyor efendim.
Geliyor sözü hiç bitmeyecek nakarattır. Adres sorsanız uzun uzun düşünür ve sonunda bilmediğini söyler. Oysa hayatın onun söylediği gibi 5 dakikaya bile tahammülü yoktur. Gerçekte cevap verebilmek için zaten düşünme süresi de beş dakikadır. Gideceğiniz yeri bildiği şüphelidir. Gidilecek yerin süresi de asla beş dakika değildir.
Zaman kavramı
Bunun okumuş olmakla bir ilgisi olduğunu zannetmiyorum. Başlı başına bir kültür olayı… Nice okumuş insanın randevusuna zamanında gelmeyişine trafik sıkışıklığını, bir önceki toplantısının zamanında bitmediğini, adres aramak zorunda kaldığını ve benzeri sebepleri bahane olarak göstermektedir. Hele siyasetçiler! Toplantıya, mitinge, konuşmaya geç gelen siyasetçi yumurtlamaya başlar:
---Efendim, sorulan sorular uzayınca buraya geç gelmek zorunda kaldık. Kimsenin de aklına gelmez soru sormak…
---Oradakiler insan da buradakiler değil mi?
Bazı kişiler de, randevu yerine erken saatte gitmeye ve 5-10 dakikasını o bölgede bekleyerek geçirmeye özen göstermezken, adres arayan bir kısım insan da internetten adres sorgulaması yapmayı, semtin yaşlı esnafına sormak gibi bir alternatifi aklına bile getiremiyor.
Randevu yerine geç kalanlar yaşının olgunluğuna bakmadan özür dilemek, yeminler etmek, yanındakileri şahit göstermeye çalışmak faslına geçiyorlar. Yani “Mesih’e benzemek yerine kendilerine benzememek” şeklinde Hristiyanlar arasında söylenen söze daha uygun hareket ediyorlar.
Daha alt kültür seviyesindekilere sorulan “A noktasına gideceğim. Kaç dakika sürer acaba?” sorusuna verilen “Git abi, doğru git! “ cevabı, dört başı mamur bir cevaptır. Gördüğünüz gibi size birkaç kritik nokta bildirilmiş (!), dakika verilmiş, elinizle koymuş gibi bulacağınız şekilde anlatılmıştır.
Bakü’de yaşadığım bir olay
Bakü’de görev yaptığım yıllarda bir akşam bayır çıkarken bir sarhoşa rastladım. Ona tepenin yukarılarını göstererek vapur iskelesinin nerede olduğunu sormuştum. Adam sigarasından derin bir nefes çekti. Ayakta sallanma turunu tamamladı. Elindeki sigarayı yere attı. Ayağıyla güzelce ezdi. Bana anlamsız gözlerle baktı. Saçlarını karıştırdı, poposunu avuçladı.
Siz bunları okurken yorulmuşsunuzdur, ama bir de beni düşünün. Ayakta beş dakika adamın ağzından lâf çıkmasını bekledim. Hareketleri zaten öldürücüydü (!). Bunları yaparken de haklıydı. Gecenin o saatinde uzay problemi sormaya gerek var mıydı? Sonunda meseleyi kavradı ve o da bana aynı cevabı verdi: “Men diyerem ki size, gedin böyle!”
Mesafe kavramı
Aynı şekilde mesafe kavramı da gelişmemiştir zihinlerde… Bu zafiyet, ölçüler konusunda yeterli bilgi sahibi olmamaktan yani tahsil görmemekten de olabilir; adım, metre, araçlı gidişte km. tutmamaktan da kaynaklanabilir.
Birinciye örneği, 1976 yılında ilk atandığım Van’ın Erciş kazasındaki birliğimde yaşadığım bir olayı verebilirim. 110 kişilik bölüğümün % 9’luk kısmı hiç okul yüzü görmemiş, % 55’lik kısmı ilkokuldan geçmişti. (Bu rakamın da % 32’si pekiyi dereceyle, % 41’i iyi dereceyle, % 23’ü orta dereceyle mezun olmuştu. Kalan % 4’ü ise çeşitli sınıflardan ayrılmıştı.
Topçuluk eğitiminde matematik nasıl ki, ön planda ise havan eğitiminin de matematiksiz yapılamayacağı kesindir. Dolayısıyla mesafe kavramı önem kazanıyordu.
Emeklilik öncesi bir anı
Askerlerimden birine kendi boyunu sormuş ve 1,72 m. cevabını almıştım. Aynı askere boyunun milimetreye çevrilmiş şekliyle tekrar soru sordum:
---172 milimetrelik bir mesafeye atış yapacağız. Bu mesafe arazide nereye kadar varır? Şu karşı tepedeki sarı tarlanın sınırına kadar mı, tepenin eteğinde derenin kıvrım yaptığı yere kadar mı yoksa daha yakına mı?
---İlerdeki tepenin önünden geçen dereye kadar varır, komutanım…
Ne yapalım ki, ülkemizin insan kaynakları bu niteliktedir. Vatan hizmetini seve seve ifa etmek amacıyla asker ocağına gelen bu pırıl pırıl çocuklara çok şey borçluyuz. İki haftalık hızlandırılmış eğitimle istediğim seviyeye getirdiğim bu çocuklar havan atışlarının vaz geçilmez elemanı olmuştu.
Sonuç
İstiklâl Harbi yıllarında bu milletin çok büyük bir kesimi okulla tanışmamıştı. Buna rağmen nişancılık eğitiminde, manevralarda, ilk motorlu vasıtaları kullanmada, topçu atışlarında büyük başarılar göstererek Cumhuriyet’e giden yolu açmışlardı.
MEB’lığınca yaptırılan öğrenci seviye tespitleri yürekler acısıdır. Günlük yaşantımızdaki basit olaylar öğrenci seviyesine indirgenmeli, sebep-sonuç ilişkileri üzerinde durulmalı, zaman ve mesafe kavramları pekiştirilmelidir.