SON DAKİKA
reklam
reklam

Demokrasi meydanı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 22 Temmuz 2019, Pazartesi - 10:46   Okunma Sayısı:

 

Charles-Maurice de Talleyrand-Périgord Sözleri

Önyargı, diplomasinin bir hile ve ikiyüzlülük bilimi olduğunu ileri sürer. Eğer iyi niyet diye bir şeye gereksinim varsa;

*Politikada hainlik, bir gün ve tarih işidir.

*Bir adamın şöhreti gölgesine benzer; yükseldikçe büyür, düştükçe küçülür.

*İyi niyet hile ile uzlaşmaz; ama dikkatli davranmayla birlikte bulunabilir.

***                                      ***                                 ***

Tarihteki bazı’lar

Tarihte bazı isimler vardır, unutulmaz. 70 milyon insanın hayatını kaybetmesinde büyük rolü olan Adolf Hitler gibi. Bazı kötülükler vardır hatırlanmak istenmez, Yahudi soykırımı gibi. Bazı yerler vardır isimleri adeta tarihe kazınmıştır, silinmez. Bizim tarihimizdeki Çanakkale ve Sakarya muharebeleri, dünya tarihinden Normandiya Çıkarması, Magino Hattı gibi…

***                                      ***                                 ***

Para şımartıyor

Özellikle parası çok olanlar, kendilerini yasaların üzerinde görebiliyor ve polise istediğini yaptırabileceğini sanıyor. Son olarak hamile kadının aracının üzerine çıkıp tekmeleyen adamlara verilen ceza da ibretliktir.

Hem İstanbul polisine hem de sayın savcıya binlerce teşekkürler. Efelik yapan bu –hadi yine insan diyeyim- eğitimsizlere aslında halk da dersini verir; ama herkes ekmek derdine düşmüş. Onların müdahale etmemelerini zayıflık zannetmesinler.

***                                      ***                                 ***

Çeşitli konvoylar

Aracıyla magandalık yapanlara karşı İstanbul polisinin yaptığı operasyonlar takdire şayandır. Bu konuda daha da sıkı kontroller yapacaklarına inanıyorum. Asker uğurlama, düğün konvoyu, siyasi karşılamalar sırasında araçla yapılan bilinçsiz hareketler, silah gösterme ve ateş etme gibi uygunsuz davranışlar hemen etkisiz kılınırsa başkalarına da ders olabilir.

***                                      ***                                 ***

Gazi öğretmen

26 yıl önce. PKK’nın Pirinççi katliamında 4 şehit öğretmen var… Öğretmen Cemal Ünlü ise kurtulan tek kişi… Kendisine gazi öğretmen diyormuş çevresindekiler; ama devlet gazi ünvanı vermiyormuş.

Aslında kendisi de bu unvan için müracaat etmiş. Uzunca bir süre tedavi görmüş. Aman Hocam fazla kurcalama, bir de senden tedavi parası filân istemeye kalkarlar şimdi.  Utanması gerekenlerin çok olduğu, ama utanmadığı ülkemizde böyle bir konuyu basite indirgemiş gibi satır aralarında dile getirmiş olmaktan da ben utanıyorum.

Neden öğretmenlerimiz bu kadar sahipsiz? Bu kadar çile çekmiş, bayrağı gönderde tutmuş bir öğretmene gazi ünvanı verilemez mi?

***                                      ***                                 ***

Yangınlar

İlber Ortaylı Hoca’dan, "Huda nekerde, harîk zuhur ettiğinde" koşturacak tulumba takımımız bile yok. İtfaiye, yangın yerine yetişse bile asırlık dar sokakların iki tarafına park edilen arabaları yarıp geçene kadar ateş işini bitiriyor.”

Yazarın da dediği gibi, bu şehirdeki ahşap evleri, köşkleri, yalıları korumak ve sahiplerini yüreklendirmek için önce itfaiye sorununu çözmek gerekir.  Yoksa her yangın sonrası "vah, vah" demeye devam edeceğiz. Yanan sadece evler olmayacak, bir milletin tarihi yok olacak.

Türkiye’nin güneybatı köşesi ciğerlerimizi yaka yaka yandı. Sadece ağaçlar değil, yavru hayvanlar, kuşlar, toprak altında yaşayanlar, böcekler, kelebekler…

***                                      ***                                 ***

 

18’inci yüzyıldan

1788 yılında Rus donanmasının Karadeniz’de faaliyet gösterdiği bir sırada fırtına çıkmış, gemilerden birisi Karadeniz Boğazı’na sürüklenince ele geçirilmiştir. Üzerindeki işaretler kaldırılarak Padişah I. Abdülhamit’in emriyle “Kerem-i bâri” ismi verilmiş ve Osmanlı donanmasına dahil edilmiştir.

    “Kerem-i bâri”  tamlaması denizcilikle ilgili bir kelime olması nedeniyle ve yanlış algılanmış olabileceği düşüncesiyle  “Kerem-i Bahr” olarak telâffuz edilmiştir. Yani “denizin lütfu” anlamında. Oysa Padişah bunu Allah’ın 99 isminden biri olan “Bari”yi kullanmıştır. “Allah’ın lütfu”

***                                      ***                                 ***

İnsanlık giderek ilerliyor, artık görünmüyor. (Duvar yazısı)

***                                      ***                                 ***

“Ne kadar ulusu (yücesi) olursan (olsan da) cihanın,

           Sonunda iki taş olur nişânın” 

şeklindeki mısralar… Beykoz’da yitik eski bir mezar taşından alınmadır… 

                               ***                                      ***                                  ***

İlginç Yazılar

 

1. M’a-i câri: Yeryüzünde yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su.  Tek sıra elmastan gerdanlık.  Kesintisi olmayan, aralıksız.. En yüksek dereden ana ırmağa değin belirli bir yatak içinde ve eğim boyunca sürekli ya da dönemli olarak akan sular.

2.  Arif, Mehmet, Başımıza Gelenler, Tercüman 1001 Temel Eser, c: 1, s: 33

“ kârsaz kelimesi ‘saz ustası’ anlamında ele alınmış. Oysa metinde amil, fail, becerikli, iş bilir anlamında kullanılmak istenmiştir.

“rekz-i âsayı sebat ederek” sözleri “…bastonunu bu noktaya ısrarla diker…” anlamında çevrilmiş. Oysa “aynı fikirde ısrar ve sebat ederek” anlamındadır.

“beş yüz yaşındaki paşaların” ifadesinin doğrusu “beşi yüz yaşındaki paşaların…” şeklindedir.

“her iki taraf da ovaya yayılıyor.”  Bu tabir yanlış olup “…tarafeyn süvarisi de ava yayılıyor…” şeklinde olmalıdır.  Ava yayılmak: Bugünkü avcı kolu, avcı zinciri düzenlerini almak anlamındadır.

“emrindeki süvarileri de ovaya yaydı.” Refakatindeki süvariyi ava yaydı” olmalıdır.

3.

.

 

4. 

5. Hürel, Haldun, İstanbul’u Geziyorum, Gözlerim Açık” İstanbul-Mart 2010, s:

    “Ne kadar ulusu (yücesi) olursan (olsan da) cihanın,

      Sonunda iki taş olur nişânın”  şeklinde mısralar… Beykoz’da yitik eski bir mezar taşından…   Bence şöyle yazılması daha uygun gibi:

      “Ne kadar yücesi olsan da cihanın,

        Sonunda iki taş olur nişânın”

6.  İstanbul, her asırda çeşitli milletten insanları barındıran ve her türden dilin konuşulduğu kozmopolit bir dil şehirdi. Ancak İstanbul'un her semtinin, her sınıf halkının da aynı dili veya ağzı konuştuğu söylenemez. Dersaadet'te konuşulan diller, birbirini ve özellikle de Türkçeyi etkilemiştir. Ortaylı, konuyla ilgili şu örnekleri veriyor: Sözgelimi mağaza, parça, kanca ve fistan İtalyancadan, güverte Arnavutçadan, hava Farsçadan, yalı, poyraz, fener, paydos gibi kelimeler Rumcadan dilimize geçmiştir. Bu etkileşim argoda daha fazla olmuştur. İtalyanların "facia"sının külhani argosunda "alırım façanı aşağı" olduğunu biliyor muydunuz?

 

Ortaylı, ahşap evlerin her birinin sanat eseri olduğunu, onları korumak ve onarmak gerektiğini belirtiyor. Ama bunları söylerken içi cız ediyor. Ahşap evlerin yoğun olduğu mahallelerin her köşesinde ayrı özel depolu bir yangın musluğu, hortum, alarm düzeni olması gerektiğini anlatıyor.

Öyle ya

Şirket-i Hayriye iskeleleri tamiratında kullanılmakda olan meşe ağaçlarının mevcudu kalmadığından, Beykoz Paşamandıra ormanlarından ağaç kesilmesi hususu.   H: 20.01.1334,    DH.İ.UM.,       55,        10

Şirket-i Hayriye tarafından iskele tamiratında kullanılmak üzere Beykoz'da Paşamandıra ormanlarından muayyen ebatta kesilecek olan olan meşe ağaçları hususu.    H: 15.02.1334,

DH.İ.UM.,        55,      12

Hesap defteri: Yıldız Sarayı'nda yapılan inşaat dolayısiyle mekkareci ve taşçıların matlubatı ve tesviye edilen para miktarı, Beykoz'dan ve Umuryeri'nden satın alınan kirecin esmanı ve Tersane marifetiyle gelen kireç, moloz taşı, horasan, ateş tuğlası, çam ve meşe keresteleri, katran, zift ve saire miktarı hakkında.     H: 30.07.1299,         TS. MA. D.,       3043,          0

Şirket-i Hayriye'ce iskele tamiratında istimal edilmek üzere Beykoz'da Paşamandıra ormanlarındakimeşe eşcarından altı yüz adedinin katına takdir olunan fiyatla bila- müzayede müsaade itası hakkında Meclis-i Vükela kararının tebliği. (Orman ve Maadin, (Dahiliye; İD/122)

H: 17.01.1334,            BEO,       4386,        328898

Ağ mania işlerinde çalıştırılacak iki İngiliz'in Derince, Beykoz ve benzeri sahalarda çalıştırılmalarına izin verildiği.   M: 30.11.1940,      30-18-1-2,        93,         110,         10

Ağ. mania uzm. İngiliz Ön. Yzb. T. E. Little'in Derince ve Beykoz ile ağ işleri bulunan diğer yerlere girmesine izin verilmesi.   12.06.1943,            30-18-1-2,           102,    42,        13

 

Paşabahçe'de Sultan Mustafa Han Vakfına ait Çukurçeşme adıyla bilinen çeşmenin ayazma haline getirilmesi üzerine mahalli ahalinin tepkisi.   H: 06.10.1337,           DH. MB. HPS.M,         38,       70

 

Paşabahçe'de çıkan yangının çok ilerlemeden bastırıldığı.   H: 10.09.1305,      YPRK. ŞH.,     2,     76

 

Paşabahçe Camii'nin yeniden inşa edilerek açılışının yapıldığı.   H: 26.03.1310,     YPRK. ŞH.,    4,    12

 

Sultan Mustafa Han'ın Paşabahçe'deki camiinin tamiri. (1311R-03)   H: 06.04.1311,     İ. EV.,    5,    3

 

Paşabahçe'deki şişe fabrikasının bitişiğindeki yalıda meydana gelen yangının mangaldaki ataşten çıkmış olabileceği, herhangi bir kastın bulunmadığı.  H: 27.01.1329,      DH. EUM. KDL,  6,   2

 

Dersaadet'e gelen gazın Paşabahçe iskelesindeki depolaraa naklinin genelde Yunanlılar tarafından yapıldığı, bunun güvenlik açısından taşıyabileceği riskler düşünülerek bu işin imtiyazını isteyen Gaz Müteahhidi Mehmed Rauf Efendi'ye verilmesi. (Bahriye 1)   H: 13.02.1307,    ŞD,    6,    29

 

Geceleri mavna derununda kalan ispirto, fıçıları Liman Dairesince ber-muceb-i nizam Paşabahçe'den sevk edilmekte ise de Rıhtım Kumpanyası'nca alıkoymaya devam edildiği. (Bahriye 1)   H: 13.02.1318,    ŞD,     10,     46

 

Boğaziçi'nde İncir köyü civarında Paşabahçe isimli mahalde Hüdavendigar Müşiri Mustafa Paşa tarafından inşa edilen Cam Fabrikası'nın Darbhanece satın alınması ve daha önce fabrikada çalışmış olan Fransalı madenci Fransa veya başka Avrupalı madenciler tedarik edilerek fabrikanın kaliteli üretim yapmasının sağlanması.   H: 20.03.1262,     D. DRB. İ.       14,     4      

 

Paşabahçe Rum Kilisesi'ndeki çanın bulunduğu yerin değiştirilmesi için izin alınmasına gerek olmadığı.   H: 14.02.1337,       DH. İ. UM,       19,        1

 

Anadolukavağı Kalesi'ndeki toplara her sene verilmekte olan halat, katran ve kirpasın, tersaneden verilmesi. H: 11.08.1181,      C. AS.,      1224,       54956

 

Balat mütemekkinlerinden Nasrini Madım isimli kadına Beykoz'da cebren fiil-i şenide bulunan yedi kişi hakkında verilen on beşer aylık pranga cezasına dair mazbata.  H: 26.04.1265,    A. MKT. MVL.

13,       87

 

Kanlıca'da İskenderpaşa Camii Müezzini Ubeydi fuhuş ile meluf olup hanesinde kadınlarla rezalette bulunduğu, cemiyet halinde hanesi basılıp meydana çıktığından kendisi de firar ettiğinden azline dair. H: 25.06.1117,    C: ZB:        12i        557

 

 

Paşabahçe

Sahip Molla Caddesi

 

*Osmanlı yerleşimi ne zaman başladı?

Sahip Molla Caddesi'ne geçmeden önce Paşabahçe’nin ortaya çıkışına bakmak gerekir. Paşabahçe, Doğu Roma İmparatorluğu son zamanlarında balıkçılıkla uğraşan insanların oluşturduğu küçük bir yerleşim yeridir.  İstanbul'un feshinden sonra da küçücük bir köy olarak kalmıştır.

Kökleri oldukça derinlerde olan Paşabahçe tarihe damgasını vuracak önemli olaylardan, askeri ayaklanmalardan, padişahların halledilmelerinden ve Ceneviz ve Venedik gibi İstanbul'un Bizans'tan kalma yerlilerinden uzak kalmıştır.

“Beykoz ilçe sınırları içinde bulunan Yuşa mevkiindeki cami 1745’te yapılmış olup burada Müslüman yerleşmelerin var olduğunu göstermektedir.” (Vada, 2004, s.26). “16’ncı yüzyıl başından itibaren Beykoz ve Çubuklu’da has bahçeler, kasır ve saraylar inşa edilmiştir. Kanlıca’da yeni Türk köyleri gelişim göstermiştir” (Kutlu, R. vd. 2011).“Çubuklu, 18’inci yüzyılda halkın mesire yeri olarak kullanılmıştır. Buradaki yerleşim Damat İbrahim Paşa tarafından teşvik görmüştür.” (Gürel, 2010, s.209).

Küçücük bir yerleşim yeri olan Paşabahçe’de Tekel ispirto ve içki, cam ve kiremit fabrikalarının bulunması hızlı bir nüfus artışına buna bağlı olarak plansız bir yapılaşmaya yol açmıştır. Tıpkı Beykoz Korusu'nun başına gelenler gibi Paşabahçe’de de verimli bahçeler, çiftlikler ve çayırlar fire vermeye hatta yok olmaya başlamışlardır.

 

Osmanlı döneminde sık karşılaşılan olaylar

  • Hristiyan milletinin paskalya kutlamaları sırasında taşkınlıklar yapması,
  • Rum ve Arnavut çetelerin faaliyetlerinin ihbar ve takibi,
  • Kuva-yı Milliye elemanlarının kontrol altında tutulabilmesi,
  • Tlf. hattının Beykoz’a kadar uzatılamayacağı,
  • Kaza yapan gemilerin yardım taleplerinin karşılanması,
  • Yangın ihbarının bildirilmesi…

 

Sahip Molla Caddesi 

Bu cadde her tahsil seviyesi, yaş ve anlayıştaki kişinin dolaştığı hatta adeta bağımlısı olduğu bir caddedir. Nasıl mı?

İlkokul. hastane, camiler, bankalar, mağazalar ve iskele bu yol üzerinde veya bu yola açılmaktadır

 

Safiye Sultan Çeşmesi

Paşabahçe’nin sırtını yasladığı yüksek tepelerden gelen kaynak sularıyla beslenen Safiye Sultan Çeşmesi; sadece halkın ve binek hayvanlarının su ihtiyacını karşılamakla kalmamış; Balkan Harbi sırasında (1912-1913) ve öncesinde göç edenler için çevresinde çadır kurulmak suretiyle Balkan göçmenlerinden iki üç aileyi de barındırmıştır.

 

Safiye Sultan Çeşmesiyle ilgili açıklamalar azdır. Bu görevlere ilâveten;

  • Sakaldık gibi bir mesleğin doğmasına yol açmış,
  • Yangında tulumbacılar için depo vazifesi görmüş,
  • Şifalı su kabul edilerek saray erkânına da mavnalarla su taşınmıştır. 

 

Paşabahçe Hamamı

Sultan III. Mustafa vakfından olan bu Hamam, Paşabahçe vapur iskelesi yakınında ve çarşı içindeydi. 1928-1930 yılları arasında yol genişletme çalışmaları yapılırken yıktırılmıştır.

Hadika yazarı, "Paşabahçe Camii'nin banisi Sultan II. Mustafa Han'dır. 1177  (1763) senesinde yeniden yaptırmıştır. Mahallenin bir tek hamamı ve Çeşme-i ma-i leziz ve küçük bir çarşısı vardır" demektedir.

Sultan Mustafa 1187 (1774) yılında vefat etmiş ve Laleli Camii yanındaki türbeye gömülmüştür. (İstanbul Hamamları, M. Nermi Haskan, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayın İşletmecisi, İstanbul-1995, s: 256)ş. 

 

Müdmin-i hamr: gece gündüz sarhoş olan

Şârib-ül leyl ve-n-nehâr: Şârib: içen   (gece gündüz içen)

şecce-i mütelâhime: fık. deri ile etin de kesilmiş olduğu yara.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam