Yaz yangınları
Aslında biz her yaz orman yangınları yaşarız. Yangın başlar, hektarlarca alan kül olur, ne hikmetse dış ülkelerden yangın söndürme uçağı talep etmeyiz. Bu kez de civar ülkelerden yine yardım talebinde bulunmadık. Reaksiyon süremizi ölçmek bu kafayla zaten mümkün değil… Yaktık bi’ güzel Güneybatı Anadolu dağlarındaki çamları, denizyıldızı yapraklı sığla ağaçlarını, sarıçiçekli karaçalıları, bodur otlarını…
Yetmedi daha! Böcekleri, kelebekleri, tavşan, tilki, çulluk, keklik ne varsa katlettik. Çoğumuzun aklına bile gelmemiştir, üzülmek… Yeniden diker o bölgeyi ihya ederiz deniyorsa kendimizi aldatırız: Ülkemiz hızla betonlaşıyor. Önce en az 20 yıl geçmesi gerekir, sonra da bu yaşa kadar yeni ağaçların yanmayacağını garanti edebilir miyiz?
Depremler
Bugünlerde deprem ve muhtemel şiddeti üzerinde konuşmalar yapılıyor. Nasıl yapılmasın ki, Uzak Doğu sık sık beşik gibi sallanıyor. Ben en şiddetli ilk depremi 1976-1978 yılları arasında görev yaptığım Erciş’te yaşamıştım. Hemen akabinde de Çaldıran-Muradiye bölgesine yardım malzemeleri götürmüş, geceleri askeri araçların far ışığı altında sıfırın altındaki hava sıcaklığında yıkıntılar arasından ceset ve yaralı çıkartıyorduk.
Mudanya’da Veli Göçer’i yakalamış, içeri atmıştık. Bütün suç ondaydı. 12 yıl sonra Ercişli Müteahhit Salih Ölmez’i suçlamaya başladık, olanca gücümüzle yüklenmiştik. Nasıl olsa bir on yıl daha geçti. Türkiye’nin neresinde bir deprem olsa bunlar gibi suçlu nice müteahhit çıkacaktır…
Bunları cezalandırırız; ama sistemi tartışmayız. Bu müteahhitlerin masasında yemek yiyen, ona yağ çeken, binanın açılışına katılan kamu görevlilerini, ruhsat veren ve gerekli denetimleri yapmayan belediye görevlilerini araştırmadık, soruşturmadık.
“Deprem vergisi deprem için kullanılmıyor”u konuşamadık. Kriz masalarında genellikle kriz tipler bulunduğunu görmüşümdür hep. Eğitici ve kamu düzenini sağlayıcıların ne kadar eğitimli olduklarına güzel bir örnek (!) ise, zaten üzüntülü ve hâlâ şoktan çıkamamış vatandaşı iteletip kakalayan kamu görevlilerini de gördük. O halde öncelikler arasına kamu düzenini sağlayıcıların ve eğiticilerin eğitimini de koymalıyız.
Yalova’da neler olmuştu?
Yalova depreminde büyük yangınların çıktığına tanık olmuştuk. İstanbul gibi bir metropolün daracık sokaklı mahallelerinde meydana gelebilecek doğalgaz yangınını düşünebiliyor musunuz?
Bu sokaklara koca koca itfaiye araçlarının girmesi mümkün olmayacağına, bu sokaklardaki araçlar da hemen tahliye edilemeyeceğine göre havadan söndürme önlemleri gözden geçirilmiş midir? Hangi ülkelerde bu tip uçaklardan varsa kiralama, satın alma veya başka yöntemlerle kullanma şekilleri üzerinde şimdiden çalışma yapılmakta mıdır?
Para ihtiyacı
Yaraların sarılmasında herkes için en geçerli meta, eldeki paradır. Biriktirdiği birkaç kuruşunu bankada bulunduran bir insanın depremde hissedebileceği para ihtiyacını anlatmaya gerek var mı? Elektrikler kesilmiş, banka görevlileri kendi dertlerine düşmüş veya bankanın bir bölümü hasara uğramış. Bankamatiklerden yararlanılamıyor.
Böyle bir durumu düşünelim: Normal zamanlarda test ve tatbikatlarla denense de aksaksız çalışacak bir para tamamlama sisteminin (ekip, araç, zamanlama) depremin hemen sonrasında devreye girmesi çok önemlidir.
Özellikle İstanbul’da vuku bulacak bir depremde yaralıları alıp hastanelere taşıyacak hava köprüleri planlamaya alınmış mıdır? Ağır hasar gören bir hastaneden diğer hastanelere hasta nakli veya büyük ölçüde yıkıma uğramış bir bölgeden kurtarılan depremzedelerin hasar görmemiş hastanelere nakli, bu tesislerin civarında olması gereken iniş pistleri belirlenmiş midir veya planlamaya alınmış mıdır?
Yine çok önemli bir husus da deniz ambulanslarının ihdas edilmesidir. Deniz ambulans trafiğinin düzenlenmesi ve yedek yanaşma yerlerinin belirlenmesi de önem taşır.
Deprem malzemeleri
Deprem malzemeleri mahallelerde belli noktalarda kilit altına alınmıştı. Bunların akıbetleri nedir? Ben kendi mahallemden biliyorum, şimdiye kadar ne kontrol edildi ne sayım yapıldı ne de tatbikat…
Tahliye planları yapılmış olsa bile uyarı levhalarıyla belirtilmiyorsa, genel yayın organlarında halka anlatılmıyorsa, halk bilinçlendirilmiyorsa sonucun iyi çıkacağını söylemek yine doğru olmayacaktır. Bu önemli noktalar sahipsiz kalırsa barınak veya otopark olur, mafyanın kontrolüne girer.
Etkileyici olaylar
1999 depreminden hemen sonra çoğumuzun hatırlayacağı bir olaydan oldukça etkilenmiştim. Televizyon muhabiriyle konuşan orta yaştaki bey, “Düne kadar her şeyim vardı. Aile büyüklerim, eşim, evim, çocuklarım... Hepsini kaybettim. Bugün sadece elimde bu fener var” demişti.
Son depremde ise bir hanımın sözlerinden çok etkilendiğimi belirtmek istiyorum. Evleri çökmüş, çocuklarıyla dışarıda kalmıştı. Aşları yok, sırtlarında giysileri yoktu. “Üşüdüğüm zaman ısınmak için yazı (yaz mevsimini) düşünüyorum. Çocuklarımdan böyle düşünmelerini nasıl bekleyebilirim?” diyordu.
Biz yine de köşe dönmeci zihniyetin mensuplarından, kısa zamanda zengin olma hırs ve hayaline kapılanlardan, inşaat işçisinden müteahhidine, kamu görevlisinden denetimcisine kadar uzanan zincir içindekilerden meşru kurallar içinde kalmalarını bekleyelim ve onları uyarmış olalım.
Hırsla savaşmak güçtür; çünkü istediğini can pahasına satın alır.*
* Herakleitos, “Antik Felsefe”, Kranz, Walter, Çev: Baydur, Suad. Y, Dünya Klasikleri Kültür Dizisi, İstanbul,
Mayıs 1984, s: 68