El Bab’da verilen zayiat
Meskûn mahallerde muharebe yani yerleşim yerlerine girişte çatışmalar... Düzenli ordunun taktik kuruluş ve tertiplenme esaslarıyla zayiatsız yapılacak bir muharebe türü değildir. Bunun son örneklerini Şırnak ve Hakkâri’deki mahallelerin temizlenmesi sırasında gördük ve yaşadık.
Teröristler için her türlü aldatma, tuzaklama ve propagandaya açık yöntem ve eylemler mübahtır. Terör örgütleri askerlerin, polislerin ve günahsız insanların hayatlarını yitirmelerini önemsemez. Teröristlere yönelik olarak zaman zaman yazılı ve görsel basında gördüğümüz duyduğumuz “bunlarda hiç vicdan yok mu, Allah korkusu yok mu? “ gibi yakınmalar, çare veya çözüme katkı sağlayacak sözler ve yöntemler olamaz.
Bizler bu çatışmaları sıcacık evlerimizde kahvemizi içerek, gazetemize göz atarak ve televizyon seyrederek izliyoruz. Gördüklerimiz ise ateş eden silahlar, hareket halindeki zırhlı araç ve uçaklar, taşınan/tahliye edilen veya hastanelerde ziyaret edilen yaralılardır.
Gecenin soğuk yüzünde nemrut suratlı IŞİD militanlarının ani baskınıyla karşılaşan yiğit Anadolu çocukları, yine de onlara kalleşçe cevap vermeyip harp hukuku kuralları içinde cevap vermeyi tercih ediyor. Tarihin şanlı sayfalarındaki kahramanlıklarına yeni kahramanlar katan Silahlı Kuvvetlerimiz dişe diş mücadele veriyor.
Nice Dağlıcalar
Bu bölgeleri adım adım gezmiş ve değerlendirmeler yapmış bir emekli subay olarak yazılar yazdım. Osmanlı döneminde Van-Hakkâri-Diyarbakır üçgeni, Batılı istihbarat örgütlerince sürekli olarak hassas bölge olarak görülmüştür.
Coğrafyanın ve iklimin sert, sosyo-ekonomik yapının kırılgan olması “istismara müsait bir yan” olup devlete karşı yapılan başkaldırılarda öne çıkarılmak istenmiştir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da aynı kalkışmalar ve bunlara karşı alınan benzer tedbirler söz konusudur. Günümüzde de uygulamalar bu yöndedir.
Bu milletin kaya parçası gibi çocukları Gabar’da, Dağlıca’da, Hakkâri’de, sınırlarda, denizlerde nice gözü karalıklara imza atmıştır. İçeride teröriste baskı artınca dışarıda yeni cepheler açılıyor, dışarıda etkimiz artınca içeride yeni senaryolar uygulamaya konuyor.
Ne yazık ki, bu çirkinliklere aynı ittifakın üyesi dostlarımız (!) da alet oluyor veya tezgâhlıyorlar. Her katliamda bizimle birlikte “vah, vah!” deyip yanımızda olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Yani katlettiği kişinin cenazesine katılan fail gibi…
Kahraman polisimiz,
İzmir’de yaşanan son olayda Elâzığlı bir polisimiz, tarihimizin şanlı sayfalarında yazılı kahramanlıklara bir ilâvede bulundu. 5 Ocak günü İzmir Bayraklı adliyesine gelen teröristlere geçit vermeyen 11 yıllık trafik polisi Fethi Sekin, kahpe kurşunlarla taranırken bir teröristi öldürmeyi bildi. Olay, oluş itibariyle tam bir facianın önlenmiş ve toplu katliamın önüne geçilmiş olması demektir.
Kahraman polisimiz,
Ettiğin yemine sadık kalarak görev bilinciyle gözünü kırpmadan hayatını feda etmenin ne demek olduğunu hem meslekdaşlarına gösterdin, hem de yüce milletimizin şanlı destanına bir destan daha kattın. Vefalı Emniyet Teşkilâtımız mutlaka aile fertlerinin ve çocuklarının yanında olacaktır.
Unutma ki, seni sadece yiğitler diyarı Elâzığ değil, tüm Türkiye bağrına bastı. Gözün de arkada kalmasın, devletimiz senin gibi yiğitlerle ayakta kalmıştır ve kalmaya da devam edecektir.
Merhum anneciğine yazdığın destanı gözlerim dolarak okudum. İnan, çok kişinin de gözleri dolmuştur. Kavuştun anneciğine… Ona bizden de selam söyle, rahmet dileklerimizi ilet! Kim bilir, seninle ne kadar övünmüştür…
Sana milletçe Allah’tan rahmetler diliyoruz. Nur ve huzur içinde yat tüm şehitlerimizle birlikte!