Akıl sığlığı
23 Temmuz 1919-07 Ağustos 1919- Erzurum Kongresi
24 Temmuz 1923 - Lozan Antlaşması
23 Temmuz 1939 - Hatay törenle Türkiye’ye katıldı. (TBMM 30 Haziran 1939’da,
Ankara Antlaşması’nı onayladı.)
Bakınız, temmuz ayının son haftasında değişik yıllarda meydana gelen olaylar ne kadar büyük ve ne kadar önemli… Hepimiz için büyük anlam taşıyan bu günler Cumhuriyetimizin temellerinin atılmasında ve Türk topraklarının bölünmez bütünlüğünün sağlanmasındaki aşamalardır.
Ne yazık ki, ülkemizde Yunan’ı yücelten, Lozan’ı küçümseyen, Zafer Bayramı’nın sadece protokol görevlilerine ait olduğunu söyleyen, Atatürk’ümüze değer kaybettirmek isteyen insanlar da vardır. Onun kurduğu Cumhuriyet’te imkânlar içinde yüzmesini ve yüce makamları işgal etmesini bilirler; ama ona rahmet okumaktan sarfınazar ederler. Atatürk’ü ya anlamak istemeyen bu vefasız kişilerin ya algı kapasiteleri dar, ya da akılları sığdır.
Hazırcevap insanlar
Akıl sağlığı yerinde olan insanlar hazırcevaptır, zekidir. Tarihe “Kafkas Kartalı” diye geçmiş olan İmam Şamil, sayıca üstün Rus birliklerine kök söktürmüş, sonunda Ruslara esir düşmüştür. Esaret hayatında bir gün yemek yerken Rus komutan,
---Kumandan bu iştahla beni de yiyeceğinizden korkuyorum, deyince etraftakiler gülüşmeye başlamışlar. Şamil,
---Büyük Çar, kaygılanma! Ben Müslümanım. Domuz eti yemem, haramdır, demiş.
Zeki insanlar
Fatih Sultan Mehmet adamlarıyla gezerken yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca,
---Aman Sultanım, koskoca bir padişah kardeşine bu kadar para verir mi? Fatih ise nereden kardeş olduklarını sormuş.
---İkimiz de Hazreti Adem’in çocukları değil miyiz? Fatih de kızmakla gülmek arasında,
---Bu keşfini sakın başkasına söyleme. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse sana zırnık bile düşmez, demiş.
Eski Roma’da eyalet valilerinden biri Kral Tiberius’a vergilerin arttırılmasını teklif etmiş
Tiberius ise,
---İyi bir çoban koyunlarının yününü kırpar; ama derisini yüzmez, demiş.
Bizans’ı keşfe giden
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelir ve telâşla;
---300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der. Alparslan önemsemez ve,
---Biz de onlara yaklaşıyoruz.
Anadolu insanından
Bu topraklar, üzerinde yaşayanları bağrına basar, dışarıdan geleni kendine bağlar. Farklı inançların buluştuğu, farklı mabetlerin oluştuğu bir yerdir. Toprağı verimlidir, onu verimli kılan karasabanın ardındaki emektir, terdir.
Hüsmen Aga, Ökkeş Baba, Salur Dede, Vakur Emmi, Temel Reis… Anadolu köylerinde eski Ermeni ailelerinden kalmış olan Aram, Ohannes, Varujan; Rum ailelerden Adonis, Hristo, Kosta ile biraraya geldiklerinde köy yolunun çamurunu, köyün içinden geçen derenin yaratacağı tehdidi veya hayvanlara sirayet eden hastalıkları tartışırken memleket meselelerine yönelirler.
İlk sorudur, “Ne olacak bu memleketin hali?” Hepsi kendi ata toprağında memleket sevgisiyle yaşayan, bu ülkenin adetleriyle bezenmiş, kendi geleneklerini sürdüren insanlar. Köy kahvesine gittikleri zaman kendi akranlarıyla buluşan, ülke meselelerini konuşan yiğitler.
Hele Batı’daki insanlarımız meyhanede buluşmuşsa konu bir basamak daha yukarı çeker, dünyanın gidişatı üzerine fikir üretirler. Hüsmen Aga’nın “Yog be yav!” dediğine Moiz, “A be kuzum neden öyle dersin?” diye karşı itirazını belirtir.