SON DAKİKA
reklam
reklam

Dilenciliğin geçmişinden günümüze (Bölüm –II)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Ağustos 2019, Cumartesi - 09:30   Okunma Sayısı:

Kâhya, dilencilerle yakından ilgilenir, sağlık durumlarını takip eder, onlar için imaretlerden çorba ve fodla gibi yiyecekler temin ederdi. Bu hizmetlerine karşın Dilenci Kâhyasının da kanunsuz işler yaptığı karşılaşılan bir durumdu. Bu görevlinin zaman zaman bazı kimselere, dilenmek için gerekli olan dilenci tezkeresini belli bir ücret karşılığında verdiği görülmekteydi.

 

Arşiv belgelerinden

24 Safer 1149/ 14 Temmuz 1736’da İstanbul, Galata ve Boğaziçi’nin iki yakasında dilencilik yapanların kayıtlı olduğu toplam beş sayfadan meydana gelen bir defterde, söz konusu kişilerin durumları ile ilgili ayrıntılı bilgiler yer almaktadır.

Bunların nerelerden geldikleri, milliyetleri, dilencilik yaptıkları süreler, fiziki yapıları, sağlık durumları ve yaşları defterde yer almaktadır. Bu kişilerin genellikle, başta Sakız, Limni, Rodos, Midilli ve Girit olmak üzere Akdeniz Adaları ile Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinden geldikleri defterdeki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Sağlık durumları, a‘mâ, alîl, kötürüm, dilsiz, çolak, sağlam, ihtiyar, hastalıklı (marîz), topal, iki ayağı topal, bîkes, mecnun, gibi ifadelerle belirtilmiştir.

Dilencilerin yerli veya taşralı oldukları ve “yerleri malum olmayan” ayrıntısına da yer verilen defterde, ayrıca bu kişilerin sosyal statüleri de yazılmıştır. Bunlardan bazılarının esir olarak ifade edilmiş olması, köle sahiplerinin bir bölümünün kölelerini dilendirdiklerini veya kölelerin bu durumdan kurtulmak için para biriktirmeye çalıştıklarını göstermektedir.

Defterdeki ilgi çekici bilgilerden biri de dilencilerin dilencilik süreleri ile ilgili olanıdır. Buna göre, dilencilerin bazıları yıllardan beri bu işi yapmakta olan kişiler iken bir bölümü yalnızca üç aylık dilencilerdi. Bu da İstanbul’a yeni dilencilerin gelmeye devam ettiğini göstermektedir. Nitekim defterin altına düşülen kayda göre, söz konusu dilencilerin yalnızca yetmişi yerli iken, diğerleri taşradan gelmişlerdir.

 

Günümüzde

Çeşitli dilenme yöntemleri geliştiren kişiler günümüzde de bu çabalarını sürdürmektedirler. Şu örnekler tarafımdan tespit edilmiştir:

  • Trende kalabalık içinde telefonla yaptığı çocuğunun rehin alınan hastaneden

kurtarılması için 5.000,00 TL gerektiği şeklinde konuşmasıyla insanların vicdan ve iyi niyet duygularını istismar edenler,

  • Bayılma şeklinde kendini yere atarak gelenlere parası olmadığı için ilaçlarını

alamadığını ve iki gündür de midesine bir şey girmediğini söyleyenler,

  • Evine haciz geldiğini, kış günü çocuklarının önünde rezil duruma düştüğünü

söyleyenler… Bu kişilerin sayıları da artıyor, senaryolar da çehre değiştiriyor. Teknolojinin gelişmesi de kandırma içeriklerinin daha geniş topluluklara ulaşmasını sağlıyor.

 

Fıkralaşacak olaylar

*Karaköy vapur iskelesine açılan sokağın başında orta yaşlarda bir kişi gelen geçene seslenir:

    ---Abi 1 dolar var mı?

Aynı kişi değişik zamanlarda farklılık da yaratmaktadır:

    ---Her türlü bağış USD cinsinden alınır.

 

*Yaşlı adam ahvalini vapurdakilere acıklı seslerle anlatmaya çalışmaktadır. Dolaştığı yolculara da el açar. Bir gün gerçekten de kimse ona sadaka vermemişti. Yolcuları haşlamaya başlamıştı:

    ---Yav, sizin hiç Allah’ınız yok mu?

 

*Dilenen birisine cüzdanımı çıkarıp 5.00 TL vermiştim. Konuşmalara kulak verin:

    ---O kadar kabarık cüzdandan çıka çıka bu mu çıktı?

    ---Alayım geriye?

    ---Yok yaa, babanın malı mı?

 

*Yine bir dilenci kadın elinde son model telefon ile birilerine talimat veriyor:

    ---Neee? O yosma bulunduğu yerde hiç mi para toplamamış? Allah onu kahretsin! Beceriksiz karı…

 

Sonuç

İttisâ-ı menzil olmaz dâfî-i tengî-i dil  (Muallim Naci)… Evin genişliği gönül darlığını gidermez.

Türkiye’nin yüzölçümü 780 bin km2’dir. Bir bu kadar nüfusa yeter belki ama insanımız hep darlık ve yokluk çeker. Darlık ve yokluk da bazı insanları bu yola iter.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam