Kıbrıs gazisi ve Kıbrıs konusunda bir yetke olan An. Atillâ Çilingir’in Önce vatan gazetesinde çıkan yazısını aynen aldım. O yıllardan bugüne kadar Kıbrıs ve Kıbrıs Türkleri hakkındaki bakışını hiç değiştirmeyen E. Yb. Atilla Çilingir’e burada şükranlarımı ifade etmek isterim.
1974 Kıbrıs Savaşı’nın anısına…
20 Temmuz 1974 sabahı uğruna savaşı göze aldığımız Kıbrıs konusu hâlâ tüm sıcaklığıyla gündemimizdedir. O sabahın Kıbrıs’ından bugünün Kıbrıs’ına değişmeyen bir şey kalmadı. Ada öncelikle ikiye ayrıldı. Kuzeyinde Türkler, güneyinde Rumlar yaşıyor. Güneyinde Türklerin izi dahi kalmadı. Kuzeyinde ise değişime uğramayan sadece gönderdeki şanlı bayraklarımız ve şehitliklerde yatan yüzlerce kahraman…
Her yıl bir dönüm noktası
Her 20 Temmuz günü geldiğinde o sabahın unutulmaz görüntüleri canlanır hafızalarda… Savaşın tüm acımasızlıklarıyla dolu bir ada… kan, ölüm, göçler, insan sefilliği hepsi birarada…
Bir tarafta savaşın bütün acımasızlıkları yaşanırken diğer yanda kimisi adanın güneyinden kuzeyine, kimisi kuzeyinden güneyine savrulan, yaşama tutunmaya çalışan on binlerce insan…
Ne zaman biteceği belirsiz, sonu belli olmayan bir yaşam mücadelesi! Savaşın yaşandığı her yerde böyle değil mi zaten? Ve o acılı yılların üzerinden neredeyse yarım asır geçti. Kıbrıs Adası’nda her şey öylesine değişti, bu yıllar içinde öylesine olaylar gelişti ki, yazmakla bitmez…
Değişmeyen nedir?
Ama değişmeyen yegâne şey insanların vatan belledikleri bu adanın yönetim şeklinin belirsizliği! Bu belirsizlik özellikle de ada Türkleri için geçerlidir. Dini, dili, örfü, geleneği, yaşam biçimi farklı iki halkın yaşamına ev sahipliği yapan bu ada, dünya devletlerince tanınıyor; ancak Türklerin adadaki hak ve hukuku tanınmıyor…
Aslında 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne son veren Rumlar, o süreçten beri bu devletin yasal kurucu ortağı Türkleri adada istemiyor. Ada yaşamını adeta onlara zehir ediyor. Neredeyse 60 yıldan beri bu olumsuzluğa çözüm aranıyor, ama bir türlü bulunamıyor. Rumların Türklere bakışı değişmediği sürece bulunamayacak da!
Sınırlar belirlenmiş, ama?
Her iki halkın yaşamına yuva olan bölgeler 45 yıl önce belirlenmiş ve Ada halkı halinden memnunken, ‘hayır her iki tarafta bir arada yaşamalı’ diyenlerin varlığı Ada’da ne huzur, ne de geleceğe güven bırakıyor. Diğer yandan Ada’nın güneyinde kurulu GKRY, tüm dünyaca hâlâ Ada’nın yasal hükümeti olarak tanınıyor! İşte bütün sıkıntı da burada!
Ada’nın kuzeyinde yaşayan Türklerin kurduğu KKTC devletinin kimliği var; ama Türkiye’nin dışında bu kimliği tanıyan yok! Uluslararası camiada Kıbrıs konusu ne zaman gündeme gelse; burada yaşayan, devlet kuran Türklere sanki Ada’da yoklarmış gibi davranılıyor! Rum tarafı ise Ada Türklerine azınlık haklarından bir fazlasını dahi vermeye yanaşmıyor!
Kıbrıs Türkleri bunun acısını öylesine çok yaşıyorlar ki! Ada’nın kuzeyine sıkışıp kalan bu insanlara, Ada’nın güneyinde yaşayan Rumlar öylesine insanlık dışı ambargolar uyguluyorlar ki; ne ticaret yapılabiliyor, ne de bir başka ülkelerle kültürel etkinlik. Türkiye’nin yardımı olmasa adanın kuzeyinde yaşamak mümkün değil!
Turizm de sorunlu
Rumlar Ada’nın güneyine gelen turistlerin kuzeye geçmemesi için her türlü güçlüğü çıkarırken, Türk tarafına geçen Rumlara Türkler her türlü kolaylığı, hoşgörüyü gösteriyor. Rumlar ise güneye geçen Türklere türlü engellemeler çıkarıp, araçlarını taşlamaya kadar olmadık taşkınlıklar dahi yapabiliyor!
Rumların hukuksuz bir şekilde AB çatısı altına alınmasından sonra Ada’da yaşanan gelişmeler giderek farklı zeminlere kaydı! Özellikle Ada çevresinde bulunan zengin doğalgaz ve petrol yataklarının varlığı, Doğu Akdeniz’deki bu zenginlikleri de içine alarak zaten stratejik özelliği olan Ada’yı daha da stratejik bir yer yaptı.
Rumların bölge ülkeleri ve AB’ye üye ülkelerle yapmış olduğu enerji odaklı anlaşmalar, günümüz Kıbrıs’ında en çok gündemde olan konudur. Rum tarafı bu zengin enerji kaynaklarının getirisini Türk tarafı ile paylaşmak istemiyor. Rumların bu hukuk tanımaz tutumu karşısında Türkiye hem kendi, hem de KKTC’nin uluslararası deniz hukukundan kaynaklanan hakkı gereğince bölgede sondaj çalışmalarına başlamış durumda. Ama bu defa da tüm dünya ağız birlikteliği etmişçesine Türkiye’nin bu faaliyetlerine karşı çıkıyor…
Başka gerçekler
Her şey bir yana Ada’nın bugünkü gerçeği ise şu: Kuzeyde bir devlet, güneyde bir diğeri… İki ayrı halk, iki ayrı bölge, iki ayrı yönetim… Yani bir ada iki devlet! Ada halkı; Adalı olmanın zorluğu ile hayata tutunmaya, zor da olsa geçinmeye çalışırken; bu durum umurlarında bile olmayan, Ada ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayan kimi devletler, Kıbrıs Rum’unu anahtar yapmış, bölgedeki enerji kaynaklarının kapısından içeriye girmeye, bu zenginliklerden pay kapmaya çalışıyor!
Yaşanan gerçekleri değerlendirdiğimizde, adanın ikiye bölünmüş yapısı öylesine kemikleşmiş ki, bu yapıyı birleştirmek artık pek de mümkün gözükmüyor! Bundan sonrasının gerçeği Kıbrıs Türklerinin, KKTC kimliğinin uluslararası camiada tanınması için Türkiye’nin atması gereken adımlardır.
İşte 45 yılın ardından Kıbrıs’ın gerçeği budur. Savaşın o acımasız yüzünü gören, tüm acılarını yaşayan, yarım asırlık Kıbrıs gerçeğini bilen bir Kıbrıs Gazisi olarak bunca yıl sonra şu soruları sormadan da yapamıyor insan!
45 yıl önce Türk Askeri Kıbrıs’a gelmemiş olsaydı, Ada’da Kıbrıs Türk’ü kalır mıydı? Türkiye bugün Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de söz sahibi olur muydu? (20 Temmuz 1974 Kıbrıs savaşlarının 45’nci yıl dönümünde vatan ve vazife uğruna hayatlarını seve, seve feda eyleyen tüm şehitlerimize Allahtan rahmet, Gazilerimize sağlıklı bir yaşam diliyorum.)