SON DAKİKA
reklam
reklam

İnebolu izlenimleri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 15 Ağustos 2019, Perşembe - 09:29   Okunma Sayısı:

 

Biz ailece üç yıl önce Doğu Karadeniz’de Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon illerini görmüş ve ülkemizdeki tüm illerin gezilmesini tamamlamış olduk. Karadeniz’de özellikle çocuklarımızın görmek istediği yerleri sormuştuk. Hafta sonu planlama yaparak oraya gidecektik. Kurtuluş Savaşı öncesi ve sırasında İstanbul’dan kaçırılan silâh ve mühimmatın, gaz yağının, çarık, sargı malzemeleri ve giysilerin indirildiği meşhur İnebolu limanına gittik.

… Karadeniz’de zaman zaman kaba dalga oluşuyordu. O mücadele günlerini düşündüm. Kayıkçılar ve mavnacılar açıkta duran gemilerden bu dalgalara rağmen indirdikleri ağır sandıkları, koca koca balyaları nasıl yüklediler İnebolu kayıklarına? Sahilde bekleyen hamallar o yükleri nasıl boşalttılar? 

Karadeniz’de devriye görevi yapan İtilâf donanmasına ait gemilerin yaklaştığı haberi alındığında bu kadar malzeme ve mühimmatı, kahraman İnebolu halkı fedakâr gayretleriyle sahilden nasıl uzaklaştırdı? Akıllara durgunluk verecek bir çalışma.

 

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi

Bu belge Osmanlı Devleti’nin teslim belgesidir. 1918 Kasım ayının ikinci haftasından itibaren Çanakkale’den geçerek İstanbul’a gelen İtilâf donanması, daha sonra Karadeniz’e açılarak Ereğli, İnebolu, Sinop, Samsun ve Trabzon limanları arasında devriye görevi yapmaya başlamıştı.

Bu limanlardan İnebolu, deniz yoluyla Anadolu’ya giren malzeme ve mühimmatın yanında Millî Mücadele’ye katılmak üzere gelen insanların da giriş yaptığı küçük fakat yetersiz bir limana sahipti. İnebolu, küçük bir yerleşim yeri olmasına rağmen yükleme boşaltma kapasitesi bakımından Ankara hükümetinin Karadeniz’e açılan ve stratejik önemi olan bir giriş çıkış kapısı konumundaydı. 

18.11.1920 tarihinde kurulan Askerî Polis Teşkilâtı,  Kastamonu havalisinde İnebolu’yu (Gerze’den itibaren Sinop dahil olmak üzere Cide’ye kadar) kıyı merkez ilçesi olarak tespit etmiş ve burada teşkilâtlanmasını tamamlamıştı.1

İnebolu-Kastamonu hattı, bu teşkilât elemanları tarafından kontrol altında tutulmuş, istenmeyen kişilerle casusların Anadolu içlerine sızmaları önlenmeye çalışılmıştı.

 

Heyet-i Temsiliye’nin müdahil olması

1920 yılı Ocak ayında toplanması planlanan Meclis-i Mebusan’a gidecek delegelerin Heyet-i Temsiliye tarafından kendi bölgelerinde bir ön toplantı yapmaları istenmiştir. Seçilen yedi bölgeden birisi İnebolu’dur.2

Batı Karadeniz’de İngiliz ve Fransız harp gemileri ile iki Yunan muhribinin kıyı kontrol görevi yapmaları, İnebolu limanına yapılan gizli sevkiyatı, boşaltmayı ve karadaki taşıma işlerini engelliyordu.  Limandaki faaliyetleri yürüten İnebolulu kayıkçılar, mavnacılar ve kürekçiler ile karadaki hamallar ve depocular olağanüstü gayret gösteriyorlardı.

Bu fedakâr insanlar, taşıdıkları topçu mühimmatını ıslatmadan ve kar’ın etkisine maruz bırakmadan kışla kapısına kadar getiriyorlardı. Çocuğunun üşümesine hatta donmasına bile aldırmadan elindeki örtüyü mühimmatın üzerine örten analar ve kağnı kolunun başında yürüyen yiğit kadınlar sayesinde cepheler mühimmatsız kalmıyordu.3

 

İstiklâl yolu

İnebolu’dan Ankara’ya ve cephelere kadar oluşturulan “İstiklâl Yolu” diyebileceğimiz güzergâh üzerinde hanlar yapılmış, daha sonra geliştirilerek kervansaray özelliğine bürünmeleri sağlanmıştır. Bu basit yapıdaki tesisler, zorlu kış şartlarında insan ve hayvanların barınmasına olanak sağlamışlardı.4

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in (Soyadı Kanunu öncesi) 1925 yılında İnebolu’ya gelerek Halk Ocağı’nda Şapka Devrimi’ni anlatması ve balkondan halka hitap etmesi çok anlamlıdır. Yapı bugün müze haline getirilmiştir.

Şerife Bacı’nın izinde giden nice bacılarımız vardır. Cepane nakli yapan kağnı kolunun başındaki Şerife Bacı, destanlaştırılmış ve adına anıt yapılmıştır. Kağnı kolu anıtı, Kuva-yı Milliye döneminin zorluklarını çağrıştırmaktadır.

Bugün Güneydoğu Anadolu bölgesinde terör nedeniyle huzursuz edilen aileler, çocuklarının geleceği için evini barkını terk edip terörün etkilerinden kaçarak büyük şehirlere göç ediyorlar.  Analık böyle işte…

Vatan söz konusu olunca vatanın savunulması için cephede ve cephe gerisinde yer almayı; ailenin selâmeti söz konusu olunca dirlik ve düzenliği sağlamayı esas almak analığın görevleri arasındaydı.

Ülkemizin kurtuluş badiresini nasıl atlattığını, gezdikçe ve gördükçe daha iyi anlıyoruz. Bugün isimlerini bile hatırlayamadığımız vatanını canından çok seven o vefalı insanlara rahmetler olsun!  Atatürk ve mücadele arkadaşlarına minnet borçluyuz, yiğitler diyarı İnebolu’ya bir kez daha selâm olsun!      

1)  Gnkur. ATASE BaşkanlığıYayınları Yıl: 20, Şubat 1995, Sa: 38, s: 67

2) Türkiye Tarihi, Çağdaş Türkiye 1908-1980, Cem Yayınevi, Cilt: 4, S: 67

3) İstiklâl Harbi’nde Mücahit Kadınlarımız, Atatürk Kültür Merkezi Yayını Sa: 21, S: 71

4) Elimde mevcut 1897 tarihli eski Türkçe yazılı Kastamonu paftası fotokopisi

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam