Ocak-Şubat 1991 tarihleri arasındaki I. Körfez Savaşı ile Mart-Nisan 2003 tarihleri arasındaki II. Körfez Savaşı’nın Irak, Basra Körfezi bölgesi ve çevre ülkelerde insan ve çevre sağlığı açısından yıkıcı etkileri olmuştur.
Acımasızca kullanılan ağır bombalar, patlamamış misket bombaları, mayınlar ve uranyumlu bombalar… Tüm bunlar, Irak ordusunun harp silah ve araçlarını yok etmek düşüncesiyle kullanılmış; ama ortaya koyacakları radyoaktif etkiler hiç düşünülmemiştir.
O tarihlerde yazdığım yazılarda bu konuları çok sık dile getirmiştim. Gözü dönmüş şekilde Irak üzerine çullananların belki seyreltilmiş, belki yoğunlaştırılmış radyoaktif etkilere sahip bombaları kullanmaları yeni bir Nagazaki gerçeğini gözlerimizin önüne sermiştir.
Irak Sağlık Bakanlığı araştırdı mı?
Harekât sırasında yapılanları hatırlayalım:
- I. Körfez Savaşı’na hazırlık döneminde ABD ve koalisyon güçleri önce Suudi
Arabistan’da, daha sonrada Irak’tan geri aldıkları Kuveyt’te yaklaşık 40 bin km² alanda askeri yığınak yapmış ve tüm bu alana yayılan katı atıklar bırakmışlardı.
Bu atıkların içinde 120 bin ton askeri malzeme ve araç atığı, 80 bin ton patlayıcı madde ve atığı, 5000’e yakın tahrip edilmiş Irak tankı ve dört milyon ton ABD ve koalisyon gücü askerlerine ait insan atığı bulunuyordu.
II. Körfez Savaşı öncesinde yine aynı bölgeye daha çok sayıda ABD ve İngiliz askeri yerleşmiş, bölgede ilk savaşa göre daha büyük miktarda katı atık ortaya çıktı (Charrier, B. 2000; Greenpeace 2003a).
- I. Körfez Savaşı’nda Kuveyt’te yakılan petrol kuyuları 600 milyon ton petrolü tüketmiş,
havada is, sera gazları ve tehlikeli kimyasallardan oluşan bir örtü meydana getirmişti. Haftalarca süren yangından çıkan duman güneşten gelen ışınları engellemiş; bölge ülkelerinde ısının yaklaşık 10° C düşmesine yol açmış, duman, bölge ülkelerinde sera etkisi ve asit yağmurlarına neden olmuştu.
- I. Körfez Savaşı’nda Basra Körfezi ham petrolle kaplanmıştı. Sonuçta onbinlerce kuş
ölmüş; birçoğu petrolün kalıcı etkilerine maruz kalmıştı. Perdeayaklılar başta olmak üzere çeşitli göçmen kuşlarının önemli beslenme alanları zarar görmüştü. Petrol kirliliği sonucu Basra Körfezi’ndeki karides sayısı savaş öncesi sayısının %1’ine düşmüştü.
- İçme suyu sistemleri, kanalizasyon yapıları ve barajlar olmak üzere Irak’ın tüm alt
yapısı bombalanmıştı. Bu bombardıman sonucu Bağdat’ta temiz su taşıma kanallarının %40’ından fazlası tahrip olmuştu. Körfez Savaşı’nda ise sistemin tamamı çökmüştü. 1991’deki savaş sonrasında Irak’ın tahrip olan; temiz su ve kanalizasyon sistemlerinin tekrar yapılandırılması için 11 milyar ABD doları gerekmekte idi. Bu kaynak sağlanamadığı için de sistem gerçek anlamda onarılamamıştır.
Savaş sonrasında
Savaş sonrası dönemde uygulanan ambargo nedeni ile başlayan yiyecek ve ilaç sıkıntısının yanı sıra altyapının yeniden oluşturulamaması nedeni ile özellikle güvenilir içme suyu sıkıntısı başlamış ve sudan geçen önlenebilir hastalıklardan başta çocuklar olmak üzere çok sayıda sivil ölmüştü (Greenpeace, 2003b).
Irak’ta savaşa bağlı olarak bugün yaşanan felâketin sınırlarının daha geniş olduğu söylenebilir. Bu ülkenin su kaynakları, toprağı, havası uzun yıllar temizlenemeyecek ölçüde kirletilmiş durumdadır. Alt yapıları çökmüş olan Irak kentlerinin alt yapıları tam olarak devreye sokulamamış, kanalizasyon atıkları arıtmadan geçirilmeden doğaya verilmiştir.
Savaş artığı ve radyoaktif kirliliğe sahip atıklar ‘hurda ticareti’ adı altında komşu ülkelere de götürülmüştür. Toprak kirliliği ve sulama sistemlerinin çökmesi nedeni ile tarımsal üretim çok azalmış durumdadır.
Her geçen gün seyreltilmiş uranyum silahlarının yol açtığı sağlık sorunları ile ilgili uluslararası basında haberler çıkıyor. Iraklı bilim adamlarından yardım çağrısı gelmektedir. Iraklılar çevre kirliliğine bağlı sağlık sorunları ile her geçen gün daha çok karşılaşıyor.
Gelelim Suriye’ye
Irak’ta yaşanan olaylar, Suriye’de de benzer şekilde yaşanmaktadır. Irak’ta misket bombası kullanıldıysa Suriye’de varil bombası kullanılmıştır. Sınırımızı geçerek güneydeki hastanelerimize getirilen yaralıların anlattıkları gayet vahimdir.
Suriye Hava Kuvvetleri sınırımıza yakın yerlerdeki yerleşim alanlarına ağır bombalar atmakta, bu bombalara maruz kalan halkı kuzeye doğru süpürmektedir. Hatırlarsanız, zaman zaman güneyden esen rüzgârlar toz bulutlarını ülkemize taşımaktadır. Bu bulutlar, Suriye’de atılan ağır bombaların yarattığı radyoaktif serpintiyi bizim topraklarımıza da taşımaktadır. Bunların etkileri seneler sonra da olsa hastanelere yapılan müracaatlardan çıkarılabilir.