SON DAKİKA
reklam
reklam

Kadın cinayetleri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Ağustos 2019, Salı - 10:49   Okunma Sayısı:

 

Emine Bulut… “Ölmek istemiyorum” nidaları arasında bizlere veda etti. Burada samimi olarak söylüyorum, bağıracağız çağıracağız su kendi mecraında akmaya devam edecektir. Kamuoyunun baskısı bazen mahkemelerin kararları üzerinde etkili olabiliyor. Bu cani herif, yalan yanlış ifade verecek, mağduriyete yatacak, takım elbise giyecek. Avukatı olacak, cek, cak, cek cek…

 

Yazılar sadece hatırlatma için

Bu konuda çok yazı yazdım. “Unutulanlara bir ilâve” ya da “Unutulanlara ilâveler devam ediyor” başlıkları altında… Şimdi bir ilâve daha… Konu daha sıcakken bazı kanallarda hukukçuların görüşlerine başvuruldu. Ramazan aylarında din adamlarımızın birbirleriyle uygun olmayan ve kırıcı şekilde tartıştıkları gibi hukukçularımız da birbirlerini incitmeye başladılar.

Allah’ınızı severseniz biz birbirimizle hiç sakin konuşamayacak mıyız?

İspanya’da 8 Kasım 2015’te işlenen 48 kadın cinayetinde 48 kadının hayatını kaybetmesiyle başlayan yürüyüşe ben de yazılarımla katılmıştım. Kadın hakları konusunda yazılar yazmaktan geri kalmak istemeyişime rağmen olay sayısına yetişemiyorum. Töreleri köhnemiş, çağa ayak uyduramayan bizim gibi toplumlarda bu kadar olay olmasını neye bağlayabiliriz?

 

Dövülen ve öldürülen kadınlar

Ekranlarda kocası olacak herifler tarafından dövülen kadınların görüntüleri veriliyor. Konuşurken ağlıyorlar. Sebeplerin çoğu kadının tek taraflı tavrından yani korkusundan kaynaklandığı için net olarak ortaya çıkmıyor. Kadının yüzünü gözünü yara bere içinde bırakıp çocuklarının önünde döven ve hakaret eden, yerlerde sürükleyip tekmeleyen bu koca müsveddelerine kimse “dur” diyemiyor.

Öldürülen kadınlara isnat edilen suçlamalara bakın: Kocası olacak ruhsuz herife sadakatsizlik, dayak yemekten ve hakir görülmekten kurtulmak için ayrılmayı istemek, başkasıyla yakınlaşmasından şüphelenilmek vb…

 

Faydasız konuşmalar

Olaylar bununla kalmayacak, bir gün duymasak bir gün yine kadın dövülmesi veya cinayeti haberiyle irkileceğiz, infiale kapılacağız.  Çoğumuz zanlı için “Allah seni kahretsin” türünden serzeniş veya bedduada bulunacağız. Bu infial birkaç gün sürecek ve yerini bir yenisi alacak…

Bizler şehirde gezerken, işimize giderken veya parkta otururken yine dövülen ya da hakaret edilen kadın ve ağlayan çocuklar göreceğiz.

Bir kadının dövülmesini yiğitliğe sığdıramayan heyecanlı gençler, kadını döven yaratığı dizlerinin üzerine çökertecek; ama başı derde girecek. Kadın ölse önemli değil (!), ya döven adam ölürse?  O gencecik yiğit delikanlı hapislerde sürünecek…

 

Şimdiye kadar alınan önlemler

Bu ülke kanunsuz değil… Elbette kanunlarımız var. Ancak bir yerde de uygulamalardan kaynaklanan zafiyet mi var acaba? Konunun görüşülmesi için bir toplantı düzenleniyor, belki o arada fail herif yakalanıyor. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyordu; ama kamuoyunun ve sosyal medyanın bastırmasıyla şimdi tutuklanabiliyor.

Hatırlarsınız tecavüz olayları nedeniyle resmi ağızlarda bugüne kadar neler konuşulmadı ki?  Hadım etmekten idama kadar neler dile getirilmedi ki?

Sonuç: Boş lâflarla boşa geçirilen zaman ve cesaretlendirilen yeni barbarlar… Bu olayları önlemek kolaydır. Karar vericilerin, uygulayıcıların ve yasa yapıcıların dik duruşlu ve takipçi olması, adam kayırmadan ve merhametten uzak tavır alması, savunucuların “mangıra mütemayil” olmaması yeterlidir.

 

Sonuçta

Ülkemizde hep havanda su dövüldüğü için bugünlere geldik. Bu ülkede kendi yasalarımız mı, töreler mi yoksa AB yasaları mı uygulanıyor. Hukuk sistemimiz karmakarışık. Herkesin kendi başına otorite olduğu, kimseye hesap sorulamadığı, istifa müessesesinin çalışmadığı, yapanın yanına yaptıklarının kâr kaldığı topraklarda yaşıyoruz.

Lise çağında veya yüksek tahsil gören nice kızımız, bu ülkeye okumuş insanların yararlı olacağına ve gerekliliğine inanmıştı. İnsanî duyguları yüksek ve insanlık için çırpınıyorlardı. Kader diyemeyeceğim umursamazlık çizgisi, çoğu kızımızın ve kadınımızın hayatını, yakınlarının ocağını söndürdü.

Burada devlete düşen bir iki katil bozuntusunu cezalandırmak olmamalı… Din adamı da olsa kadını küçük görenleri, sistemin defolu kafalarını (!) karşısına almalı ve aksayan tarafları hemen onarmalıdır. Dar kafalı, sığ görüşlü bozuk ambalâjlı tipler mahkûm edilmelidir. Kendilerini topluma adayan sanatçılarımıza burada da büyük görevler düşmektedir.

Şefkati, analarımızdan, sevgiyi ve inceliği sanatçılarımızdan öğrenmek zorundayız. Umarım cana yönelik, hepimizin içini burkan, bizi dünya âleme rezil eden bu olaylar unutulmaz, unutturulmaz ve faillerinin defterleri mutlaka dürülür.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam