SON DAKİKA
reklam
reklam

İnsiyatifsizlik ve keyfilik

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 28 Ağustos 2019, Çarşamba - 10:50   Okunma Sayısı:

    Tekneye turnikeden geçmeden binmek

    Üsküdar’dan Kabataş’a geçecek teknelerden biri kalkmak üzereydi. Orta yaşın üzerinde bir bey, turnikelerden geçmeden koşarak iskeleye çıktı. Hareket etmiş olan teknenin kaptanına el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmak istiyordu. Bağırışlarından hepimiz annesinin hastaneye kaldırıldığını duyduk. Güvenlik görevlisi gelmiş ve turnikeden geçmesini ihtar etmişti.

    Adamcağızın girdiği yerden turnikeye geçebilmesi uzunca bir mesafe katetmesini gerektiriyordu. Para verdiğine göre belli ki kartı da yoktu. Bu arada kaptan tekneyi yeniden yanaştırmıştı. Güvenlik görevlisi ise üzüntülü beyi turnikeden geçmesi için bindirmemeye çalışıyor, bey de geçiş ücretini güvenlik görevlisine vererek kendisinin yerine basmasını rica ediyordu. Güvenlik görevlisi parayı almamakta direniyor ve adamı turnikeye götürmeye çalışıyordu.

    İskele çalışanlarından yaşlı birisi güvenlik görevlisine, “karşı tarafta inerken geçiş ücretini ödeyebileceğini” söylemişti. Kaptanla telsiz bağlantısı kuruldu. Adamcağız tekneye alındı ve inişte ödemesini yaptı.

    Bazı problemlerin problem olan kişilerle çözülemeyeceği, hatta dal budak salacağı aşikârdır. Herkesin gözünün önünde cereyan eden bir olay, çözüm yanlısı ve esnek düşünceye sahip bir iskele çalışanının bir cümlelik sözüyle çözülebiliyor.

    Yasayı, talimatı veya bir kuralı uygulamak onun ruhuna zarar vermediği ve kamuyu zarara uğratmadığı sürece insiyatif kullanmaya engel midir? Böylesi bir olay her gün olmadığına göre bir çıkış yolu olacağı düşünülemez mi? Buralarda görev yapanlardan akşam mesai bitimine yakın kısa görüşmelerle bir iki kısa durum verilerek çözüm üretmeleri istenemez mi?

 

Bir başka keyfilik örneği

    Baş olma ve koltuk kapma sevdası hepimizde vardır. Bir masa, iki koltuk hatta bir de sekreterli ortam, genellikle kamu kesiminde görmeye alışık olduğumuz bir vakadır. Özel sektörde ise kurumsal kimliğe sahip ve gelişmesini tamamlamış şirketler, çalışanlarıyla, müşterileri ve konuklarıyla olan ilişkilerini düzen içerisinde bir akış, nezaket ve samimiyetle sürdürüyorlar.

    İster aile şirketi olsun isterse gelişmesini tamamlayamamış kurumsal kimlikli şirketler olsun, bunların bazılarında konumunu bir üst konumdakiyle veya en baştakinin konumuyla eşdeğer gören kurum kültürünü özümseyememiş kişilerin bulunduğu bir gerçektir. Halkla ilişkiler, muhasebe ve sekreterya birimlerinde rastlanan “kerameti kendinden menkul insanlar” buna örnek verilebilir.

    Patronuna yakınlığını veya üst ve amirlerinin kendisine karşı gösterdiği güven ve sevecenliği güç kabul eden bazı kişiler, resmiyetin sınırlarını aşabilmekte, buyurgan veya kırıcı olabilmektedirler. Biraz önce saydığım birimlere bu yazının konusu olan “güvenlik görevlileri” ni de katmak istiyorum.

 

Yabancı konsolosluklardaki Türk görevliler

    İstanbul’daki yabancı konsoloslukların müracaat ve idari birimlerinde çalışan Türk görevlilerin giriş çıkışlar, müracaatlar, onarım ve bakım işleri gibi konularda bazı ilkelere uymaları konsoloslukların mevzuatı gereğidir. Bazı konsoloslukların danışma birimlerinde görev alan kişilerin zaman zaman buyruk verir bir tavır takındıkları, yığılmalar karşısında sert çıkış yaptıkları hatta karşısındaki kişileri azarladıkları bile görülmektedir.

    Her işe alınan kişinin bir soruşturması yapıldığına ve öğrenim seviyesi, dil bilmesi ve diğer bazı niteliklerinin olması gerektiği arandığına göre konsoloslukların danışma birimlerinde görevlendirilecek olan kişilerin de soruşturmalarının yapılıyor olması gerektiği kanısındayım. Bence biraz önce söylemeye çalıştığım olumsuzluklar, bu kişilerin kontrol zafiyeti altında olmalarından, bu birimlerin yeteri kadar denetlenmediğinden olsa gerektir. Herhangi bir bakanlığın bu personele yönelik bir etkisi var mıdır? Denetlemelerini kimler yapıyor? Şikâyetler kime veya nereye yapılıyor ve nasıl değerlendiriliyor?

    İmparatorluklara başkentlik yapmış, 2010 yılında Avrupa’nın “Kültür Başkenti” kabul edilmiş, bazı Avrupa devletlerinden fazla nüfusa sahip İstanbul gibi bir kentin kaba insanlara tahammülünün olmadığını bir kez daha belirtmek istiyorum.

    Anadolu’dan gelmiş sefalet içindeki yoksul insanlara yapılan azarlamalı çıkışları buraya yazmak istemiyorum. O yoksul insanların bir umut sezerek koşup geldikleri “el kapıları”nda üzülmeleri reva mı? Bu kaba davranışları gösteren kişiler hangi güce güvenerek böylesi tavırlara yönelebiliyorlar?

    “Türk’ün Türk’e ettiğini…” demek istemiyorum; ama ben de zaman zaman yurtdışına çıkıyorum ve Türk insanına yapılanları görüyorum. Yabancıların yaptıklarına üzülmemek elde değil. Bu topraklar üzerinde ve yabancıların yanında çalışan kişilerin kırıcı davranışlarını kabul etmek mümkün değil.

    İlgili mülki amirlerin bu konularda belirli zamanlarda araştırma ve tahkikat yaptırmaları birçok IV. Murat torununun (!) görevden uzaklaştırılmasını ve yerlerine üniversite mezunu pırıl pırıl gençlerimizin geçmesini sağlayacaktır.  Türkiye’ye yakışan da bu olmalıdır.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam