SON DAKİKA
reklam
reklam

ABD-Suudi Arabistan ilişkileri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 25 Eylül 2019, Çarşamba - 10:08   Okunma Sayısı:

 

ABD Başkanı Trump,  Riyad yönetimine karşı diplomatik zikzaklar yaparak Suudileri şaşırtma ve yeni senaryolarla tehdide karşı Amerikan korumasının gerekliliğini vurgulama peşindedir. Bu tehditlerin başında İran gelmektedir. İran’ın nükleer anlaşmalara uymadığını sık sık dile getiren ABD, İran’ı tepelemek için fırsat kollamakta, Suudi Arabistan petrol tesislerine Husilerin dronlarla yaptığı saldırıyı İran’a mal ederek Suudi Arabistan’ı tamamen kendi tarafına çekmek istemektedir.

Suudi yöneticiler

Kurulduğu 1932 yılından sonra Asir, Zizan ve Necran’ı da 1934 yılında topraklarına katmasıyla bugünkü sınırlarına ulaşan Suudi Arabistan devleti kuruluşunu tamamlamıştır. Bu tarihten itibaren Arap Yarımadası ve çevresindeki tehditleri hasarsız atlatan Suudi yöneticiler, bugünkü saltanatlarının temelinde Amerikan desteği olduğunu bilmektedirler.

Suudi Arabistan’ın 20’nci yüzyılın başından İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar ayakta kalması, İngilizlerin bölgedeki varlığı sayesinde olmuş, ancak 1945’ten itibaren İngiltere bölgeden asker çekmeye başlayınca Suudilerde, İngilizlere karşı bir güven bunalımı başlamıştır.

Herhangi bölgesel veya küresel gücün, Körfez bölgesinin ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlama konusunda istekli olmaması Suudileri ABD ile ittifaka mecbur bırakmıştır. İngilizlerin yarattığı boşluğu Amerikalılar doldurmuştur.

ABD Başkanı’nın demeçleri

Başkan Trump bir açıklamasında Kral Selman’a, “Sizi biz koruyoruz, eğer biz olmazsak orada iki hafta oturamazsınız, bizim ordumuz için ödeme yapmalısınız. Para dışında bir şeyiniz yok” demiştir. Suudi yönetimi, ABD Başkanı’nın bu üslûbuna karşı kayıtsız kalmıştır. Amerika için dostluğun ikinci planda olduğu, esas olanın ise dünyanın her yerinde olduğu gibi Körfez bölgesinde de Amerikan çıkarlarının ön planda olduğu gerçeğidir. Bu çıkarlar;

  1. Körfez bölgesinde zengin hidrokarbon kaynaklarının bulunması ve ABD’nin bu

kaynakları kontrol altında tutmak amacıyla Amerikan petrol şirketlerinin bölgeye yerleşmesi,

  1. Bölgedeki enerji güvenliği yanında küresel egemenliği başkalarına bırakmak

istememesi,

  1. Başkan Trump’ın petro-doları çok olan Arabistan’a tehdit senaryoları dayatarak

Amerikan ordusunun envanterinde olup da devre dışı bırakmak istediği silahları satmak istemesi, şeklinde sayılabilir.

 

Sistemlerin çatışması

ABD ve Suudi Arabistan din, yönetim şekli, hukuk ve dünya görüşü açısından ele aldığımız zaman iki farklı sistemin aynı kulvarda yürüyüşe çıktığını görüyoruz. Bu yürüyüş de inanç ve ilkeler bazında olmadığı için çatlamalara neden olabilmektedir.

Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin Orta Doğu politikasında ibrenin hep Amerikan tarafına veya lehine döndüğünü görüyoruz. ABD kendi yazdığı senaryo ve kışkırtmalarla;

  1. 1980 yılında sekiz yıl süren Irak-İran Savaşı’nı başlatmıştır. Ağır insan kayıpları ve

maddi zararlarla iki devleti birbirine düşürmüş, daha sonra planlayacağı bir savaş için Irak ve İran’ın harp gücünü kırmıştır.

  1. 1990 yılında başlattığı I. Körfez Harekâtı öncesinde Irak’ın Körfez’e girmesi için zemin

hazırlamış, Arabistan’ı Irak’a düşman ederek kendi tarafına çekmiştir. 2003 yılında Irak’ı işgal etmiştir.

  1. 2010 yılı sonrasında Arap Baharı’na sağladığı destekle Mısır, Yemen, Tunus’ta

rejimlerin değişmesine ve iktidarların devrilmesine katkıda bulunmuştur.

  1. 2015 yılında İran ile nükleer anlaşma imzalayarak Suudileri korkutmayı başarmış ve

ABD savunma sanayiine pahalı silah siparişlerinin verilmesini sağlamıştır.

 

Sonuç

Körfez Harekâtı sırasında topraklarını Amerikan askerlerine açan Suudi yönetimi, bugün Yemen’deki basit bir kıpırdanmayı bile bastıramamaktadır. Suni şekilde “Yemen sancısı” yaratılmıştır. Suudi yönetimi, Afrika’da başlayan Arap Baharı’nın doğuya doğru ilerlemesi karşısında halkının muhtemel tepkisinden çekinmiş ve kesenin ağzını açarak bu belâyı def ettiğini zannetmiştir. Suudi hanedanı, bu kör zannın gafletten öteye geçemeyeceğini hesaplayamamıştır ve varlığının devam edip etmeyeceğini bilememektedir.

Mısır ile Suudi Arabistan arasında iki küçük adanın el değiştirmesi yeni bir yara olarak açılmıştır. Afrika’nın ağası durumundaki Mısır’ın ABD nazarında değer ve etkinliğinin daha fazla olduğu, Arabistan’ın ABD’ye diklenmesi durumunda bu yaranın kaşınacağı göz ardı edilmemelidir. İslam Devrimi’ni yaymaya çalışan İran faktörü unutulmamalıdır.

 

İşi gücü plan yapmak, hükümetleri devirmek, bir ülkenin toprağına yerleşerek onun ekonomik zenginliklerini sömürmek olan Batılı güçlerin Arabistan’ı hizaya getirmek için kim bilir kaç tane planı vardır? Müslüman’a kızıp yorganı kimin için yaktığını iyi değerlendiremeyen zengin Müslüman ülkelerin kimin hesabına çalıştıklarını iyice düşünmeleri gerekir. Saddam ve Kaddafi örnekleri önünüzdedir… Yoksa uyumaya devam!

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam