SON DAKİKA
reklam
reklam

İran’ın sessiz sedasız ilerlemesi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 26 Eylül 2019, Perşembe - 09:59   Okunma Sayısı:

Nükleer araştırmalara başladığı günden itibaren ilerlemeler kaydeden İran, ABD tarafından mercek altına alınmıştır. Ortadoğu’nun muhbiri İsrail, dinlediklerini, duyduklarını ve tespit ettiklerini stratejik ortağı ABD’ye iletmektedir. AB ülkelerinin çıkarları söz konusuysa veya ellerinde kuvvetli kanıtlar varsa ABD’ye destek vermektedirler.

 

UAEK’nin işlevi

    Hatırlarsanız BM’den sonra UAEK’nin (Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu) de İran’ı denetlemesini isteyen ABD, İran’ın nükleer tesislerini denetime açmaması üzerine tehditler savurmaya başlamıştı. İngiltere, İtalya ve Fransa, öncelikle görüşmelerle çözüme varılabileceği yanlısı görünmek istemişler, üstelik Fransa, Nicolas Sarkozy’nin Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra konunun pek de üzerine gitmemeyi tercih etmişti.

    İran’ın tehdit edilmesine karşı çıkan Çin, geriden ve sinsice İran’ı kollayıp desteklemektedir. Bu gelişmeler olurken Rusya Federasyonu, İran’a bilgi ve teknoloji desteği sağlamayı sürdürmekte ve hatta Batı’nın İran’a yaptığı baskıyı hafifletmek için kendi topraklarından yer verebileceğini sık sık vurgulamaktadır. Dolaylı da olsa bu kadar desteği alan İran, sessiz sedasız yoluna devam etmekte ve uzay çalışmalarını da sürdürmektedir.   

 

NATO müttefiki Türkiye

    Türkiye’nin NATO müttefiki olması ve Türk topraklarında ABD üslerinin bulunması, İran’ı tedirgin etmektedir. İran, Türkiye’deki üslerden gelebilecek muhtemel bir Amerikan saldırısını düşünmüş olacak ki, PKK’ya karşı Türkiye ile müşterek harekâtta bulunmak ve doğalgaz boru hattı anlaşmaları yapmak suretiyle Türkiye ile yakınlaşmaya başlamıştı bir zamanlar...

    Türkiye, geçtiğimiz tarihlerde kendisine sunulan her iki teklife de sıcak bakmış ve işbirliğine yönelmişti. İran–Türkiye yakınlaşmasına tepki gösteren ABD, üstü kapalı şekilde Türkiye’yi uyarmış ve İran’ı dışlanması için Türkiye’nin yanında yer almıştı.

    Uluslararası arenada İran’ın yarattığı durumla ilgili diplomatik trafik tökezlemelerle devam etmektedir. ABD, İran’a karşı tehditlerini sürdürürken suçlama yapmaktan da geri kalmamaktadır. Irak’taki direnişçilerin eğitilmesi, Şiilerin desteklenmesi, Irak’a sokulan ve ABD askerlerine karşı Çin ve Rus yapımı silahların kullanılması ve nükleer tesislerin henüz denetime açılmamış olması başlıca ithamlardır.

 

Askeri seçenek

    ABD, askeri seçeneği göz ardı etmemekte ve halen donanmasının bir bölümünü Basra Körfezi’nde bulundurmaktadır. Türkiye’nin terör konusunda kendisine karşı yaptığı işbirliği teklifine hemen yanaşmış ve eşzamanlı olarak İran’daki muhalif unsurları kışkırtmaya girişmiştir.

    İranlı yetkililer, Körfez’deki ABD donanmasına intihar saldırıları yapabileceklerini, “Şahap füzeleri” ile ABD tesislerini vurabileceklerini söylüyorlar ve psikolojik savaşın bir bölümünü uyguluyorlar. Ne yapabilirler ne kadar yapamazlar tartışılabilir. Ancak son zamanlarda sürat botlarıyla ABD donanmasını taciz hareketlerine yönelmişlerdir.

    Türkiye ve ABD’nin zaman zaman yakınlaşması İran’ı rahatsız ettiği barizdir. Geçmişte Türkiye’ye verilen doğalgazın sık sık kesilmesi ve PEJAK’a karşı İran’ın yürüttüğü harekâtın etkisinin azaltılması buna örnek olarak gösterilebilir.

    Doğrusunu söylemek gerekirse çözüme varamadıkça işin cılkı çıkıyor. Nitekim ABD başkentini ziyarete giden İngiliz Parlamento üyeleri, ülkede İran konusunda uzlaşma göremediklerini söylemişlerdi.

    Sözün kısası, bölgemizde askeri amaçlara hizmet etmeyecek bir teklif, araştırma programı ve işbirliği düşünemiyorum. Daima menfaatlerin ön planda tutulduğu, din birliği, komşuluk ilişkileri ve kardeşliğin ikinci planda kaldığı açıktır.

    Mevcut gerginliğin çözümü saydamlıktan geçer. İranlı yöneticilerin ülkedeki nükleer tesisleri uluslararası camianın sesine kulak vererek denetime açmaları daha doğru ve komşuluk ilişkilerini pekiştiren ve karşılıklı güven sağlayan bir yaklaşım olacaktır.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam