SON DAKİKA
reklam
reklam

Sessiz ama derinden

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 29 Eylül 2019, Pazar - 21:49   Okunma Sayısı:

Komşumuz Suriye  

         Tarih boyunca İbranilerden Romalılara, Seçuklulardan Haçlılara kadar çeşitli istilâlara uğramış olan Suriye, 1517 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. 1920-1944 dönemini Fransızların yönetimi altında geçirmiş, 17 Nisan 1944’de bağımsızlığını ilân etmesi üzerine 1946’da tanınmıştır. Suriye, 1972 yılından beri İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) üyesidir.

 

Suriye topraklarının önemi

         Batı Avrupa’dan Akdeniz’in doğu sahillerine uzanan ve kara ulaşımına göre daha avantajlı olan deniz yolunun mevcudiyeti, emperyalist İngiltere ve Fransa’nın tarih boyunca dikkatlerini çekmiştir. Suriye’nin kıyıya paralel sıra dağlarının doğusunda verimli topraklar ve Mezopotamya arazisi bulunmaktadır. Zengin petrol yataklarının ve değerli madenlerin varlığı, Uzakdoğu ticaretine el atacak konuma sahip olması, bu coğrafi bölgenin önemini daha da arttırmıştır.

         Fransa ile İngiltere, 9 Mayıs 1916’da bir anlaşma yaparak Ortadoğu’yu nasıl paylaşacaklarını belirlediler. Irak ve Filistin, İngiliz mandası; Suriye ve Lübnan ise Fransız mandası altına sokuldular. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonunda Lübnan’ı ve daha kuzeydeki Suriye petrol sahasının tamamını ele geçiren Fransızlar, Doğu Akdeniz’e egemen olmuşlar, İçel, Gaziantep, Urfa, Maraş, Hatay ve Adana illerimizi de işgal ederek bölgeyi kuzeyden gelecek tehdide karşı emniyet altına almışlardır.

       Verimli topraklarıyla Çukurova, İskenderun ve İçel gibi liman kentleri, bugünün tarım ve sulama merkezi Harran Ovası, Cumhuriyet dönemimizin dev eseri Atatürk Barajı’nın o günkü sahası ve Amik Ovası hep elden çıkmıştı. İşgal güçlerinin büyük avantajlar elde edeceklerine inandıkları bu bölgemiz, Kurtuluş Savaşı sırasında kahraman milletimizin direnişi ile kurtarılmış, daha sonra 1939 yılında Hatay da topraklarımıza katılmıştı.

 

Suriye ordusu

       Suriye’nin envanterinde halen ağırlıklı olarak eski Sovyet sisteminin harp silah ve vasıtaları bulunmaktadır. 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşları ve 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgalinde meydana gelen çatışmalar dolayısıyla ekonomisinde derin yaralar açılan Suriye,   İsrail’in tehdidi dolayısıyla bugün de silahlanmaya ağırlık vermektedir.

       PKK’nın 15 Ağustos 1984’te Eruh baskınıyla ilk eylemini gerçekleştirmesinden bir süre sonra militanlarını Bekaa Vadisi’nde yetiştirdiği ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine teröre destek veren ülkeler, Türkiye tarafından diplomatik yollarla uyarılmştı.

       Yıllarca nice insanımıza gözyaşı, ayrılık ve yokluk yaşatan terör örgütü mensuplarını destekleyen, barınma ve eğitimleri için topraklarında bir bölüm ayıran ülkelerden birisidir Suriye! Diplomatik uyarıların sonuç vermemesi üzerine Türkiye tarafından sınırda büyük çaplı tatbikat başlatılmış ve son uyarılar yapılmıştı. Belâyı başına sardıracağını anladığı anda apar topar teröristbaşını topraklarından çıkarmıştı din kardeşimiz (!). Yaptıklarına karşılık bugüne kadar Türkiye’den özür bile dilemeyen Suriye, bir de sıkılmadan dostluk şarkıları söylemektedir.

 

BOP Projesi

     Irak’ın Kuveyt’i işgalinden sonra Suriye ve İran dostluk anlaşması yapmışlardı, hatırlarsanız. İran, nükleer tesis yapımı ve faaliyetlerini sürdürmesi nedeniyle ABD tarafından ciddî şekilde uyarılmış ve hatta Basra Körfezi’nde yapılan askeri yığınaklanma ile tehdit edilmişti.

       Bugün iflas etmiş gibi görünen BOP projesi sebebiyle bazı ülkeler sıranın kendisine geleceği endişesini hissetmektedir. Yüksek teknolojiye dayalı bir askeri harekâtı her an yapabilecek güçteki bir İsrail, Suriye tarafından birinci öncelikli tehdit olarak algılanmaktadır.

    Bir de Amerikan tehdidi çıkınca ABD’yi yumuşatacak tek ülkenin Türkiye olacağını görmüştür Gerçi Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerinin (Manavgat suyu projesi, askeri anlaşma ve yakınlaşmalar) komşumuz Suriye’nin pek hoşuna gitmediği de aşikârdır.

 

Geçmişteki acı tecrübeler

  1. Dünya Harbi’nde Osmanlı Devleti’ne karşı İngilizlerle işbirliği yapmaktan çekinmemiş olan İslâm ülkesi Suriye, yukarıda anlatmaya çalıştığım gelişmeler nedeniyle korku ve kıskançlık krizine kapılmıştır. Hatay‘ı kendi sınırları içinde gösterme aymazlığından vazgeçememektedir. Geçtiğimiz haftalardan birinde Pekin’de açılan Uluslararası Turizm Fuarı’nda Türkiye ve Suriye heyetleri harita sorunu yaşamışlardır. Suriye yine yarayı kaşımaya başlamış olup, komşuluk ilişkilerimize zarar verecek şekilde davranmakta, Türkiye’yi zaman zaman BM’ye şikâyet etmekten de çekinmemektedir...

       Arap ülkeleri içinde saygın bir yeri olmayan Suriye’nin, kendisinde yeterli gücü gördüğü, ortalığın durulduğu ve komşularının pasif siyasetini sezdiği anda kıpırdanması doğaldır. Bu durumda Hatay meselesini yeniden ele alacağı, çıkar birliği sağladığı ülkelerle askeri anlaşmalar yapabileceği ve başta BM olmak üzere uluslararası platformlarda Türkiye aleyhine sesini yükseltebileceği değerlendirilebilir.

 

    

  

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam