Günü yaşamak ve günü hissederek yaşamak…
Tatilim bitti. Ailece ve 10 gün süreyle Bodrum’a gitmiştik. Yeşil alanların nasıl taşlaştığını, yakılan ağaçlık alanlarda atmacaların (!) nasıl otel yaptıklarını bir kez daha gördüm. Hatta grubumuzdaki emekli askerler ve ailelerine “Antik Tiyatro”nun olduğu yerden Bodrum’u tanıtmıştım:
- Burası “Bodrum Mekanik ve Nişancılık Eğitim Alanı” dediğim zaman bir gülüşme
başlamıştı. (Askerlik yapanlar bilirler.)
- Antik Tiyatro’nun üst sıraları yeniden bir ele alınsa?
- Sn. Bakanın da açıkladığı Bodrum’daki 54 bağımsız yapının yıkılacağı haberi yüreklere
su serpmekle birlikte Güvercinlik istikametinde giderken yolda gördüğümüz büyük otel kompleksi ve benzeri yapılar yüzlerce ağacın yok edilmesine yetmiştir herhalde.
Gece hayatı
Vur patlasın, çal oynasın mantığıyla yaşanan bir gün, size ne kazandırır? Elbette eğlenmek hepimizin hakkıdır. Bazen “Bir eğlendik, bir eğlendik” dediğiniz ve eğlendiğinizi zannettiğiniz anda birilerini eğlendirir duruma düşüyor da olabiliriz.
Günü hissederek yaşarsak gece yastığa başımızı koyduğumuzda daha çok düşünme, ibret alma ve kendimize yeni görevler çıkarma imkânı bulabiliriz. Okul yıllarımızda “görmek” ve “bakmak” konulu okuma parçası vardı. Göz açık olduğu zaman elbette görür. Bakarkörün de gözü açıktır, görür; fakat amaçsız bakar.
Dönüş yolunda
Haksız kazanç elde etme peşinde koşan nice insanın olduğu ülkemizde küçücük yaşta doğruyu gören ve geleceğe umutla bakan fidanlar olduğu da gerçektir. Dönüşümüzde Topçular’dan arabalı vapurla Eskihisar’a geçtik. Sıra başında olmamız nedeniyle arabalıya ilk giren bizim aracımız olmuştu. Vapurda araç içinde oturmayı tercih ettik.
Temiz giyimli, saçı kuyruklu bir atmaca (!) kapakla arabamızın arasında tırpanlayacağı kişiye ustura kesip kese yapıyordu.
---Sen bana güven, bu saatlerde evinde oturup rakısını yudumlayan ben senin işin için buradayım. Yarın kâğıtları imzala, iş bitsin.
Adamcağız tereddütlüydü. Sorular sormak istiyor, ama her konuşma başlangıcında ağzından çıkacak sözle adeta boğazına itiliyordu. Oysa atmaca (!) adamcağızın anlayamayacağı İngilizce deyimlerle kendisine yeni payeler kazandırıyordu.
---Handal kaldık mı? (Antant diyecekti herhalde) Başaracağız mutlaka… Bak göreceksin, bir de Innovation yapmış olacağız. Güven bana. Yarın imzala belgeleri…
---Ya aksilik olursa?
---Olmaz, hatta sen şimdi bana bir miktar da para ver istersen?
---Neden?
---Ee, senin için bu kadar çalışıyor, vaktimi sarf ediyorum…
… Sonra gittiler. Ne oldu bilmiyorum ama yaşlı garibimin çarpıldığı kesindi.
Vapurda düşündüklerim
Günümüzün dünyasında ABD ve AB tarafından İslam dini, radikal İslam, ılımlı İslam şeklinde ayrıma tabi tutulmakta ve “Radikal İslam” tehdit olarak algılanmaktadır. Bu tehdit algılaması ABD’de 11 Eylül olaylarıyla başlamıştır. Avrupa ülkeleri içinde özellikle ve bilinçsizce Almanya’da başlayan Türklerin evlerinin kundaklanmasını Fransa’da yoksul Müslüman kesime karşı polisin sert tavırları izlemiştir. Danimarka’da yaratılan karikatür krizi ve İran’ın nükleer programını geliştirme çabalarına karşı Batı’nın gösterdiği tutum da bu tehdit algılamasının bir başka şeklidir.
İslam dini veya bir başka dinin teröre yataklık yapması düşünülemez. Her dinin içinde kuralları yanlış yorumlayan, kandırılmış insanlar veya fanatikler bulunabilir. Bu insanların üzerinden bir ulusu veya bir dine mensup olanların tamamını potansiyel tehlike görmek yanlıştır. Terör ayrı bir olaydır ve milliyeti, cinsiyeti, rengi olamayacağı gibi terörist de her yerde teröristtir.
AB ülkeleri bu gerçeği yeni görmüştür. Yıllarca Türkiye’nin teröre karşı işbirliği çağrılarına cevap vermedikleri gibi gizli ve açık yollarla PKK terör örgütüne destek vermeyi sürdürmüşlerdir. PKK’nın, bu ülkelerin kamu düzenini bozmaya başlaması, haraç isteme ve adam kaçırma gibi eylemleri devam ettirmesi karşısında çuvaldızın kendilerine batmaya başladığını hissetmişlerdir.
Peki bu gelişmelerden kim ne kazandı? ABD ve İngiltere, Ortadoğu’nun zengin petrol damarlarına sahip coğrafi mevkiine yerleşti. Diğer AB ülkeleri, Türkiye’nin ortaklığa giriş sürecini uzattılar. Pek çok konuda terörle işbirliği yapmak suretiyle kendi çıkarlarını korudular. Türkiye’nin 35 bin insanı toprağa düştü. Fidan gibi askerlerimiz, terörist olarak addettiğimiz Kürt gençleri hayatlarını kaybettiler. ABD ve AB’nin ne yapacağı belli olmaz. Dileyelim bu kadarla kalsın ve yeni projelerin deney tahtası olmayalım.
Bunları niçin yazdım? Vapurdaki adam binmeyeceği eşeğin önüne ot atmayan cinstendi. Emperyalist ülkeler de böyle kandırmıyor mu?
İngiltere 1982 yılında Falkland’a neden müdahale etti? Adalar üzerindeki egemenliğini bırakmamak ve hatta güçlendirmek için…
Geçmişimizle hesaplaşmak veya tarihimizle yüzleşmek
Asya’dan büyük menfaatler uman ABD, başta Çin olmak üzere bu yaşlı kıtanın güç odaklarıyla ilişkilerini geliştirmek zorundadır. Bu yüzden de Ermenistan ile Türkiye arasındaki sorunu tek tarafın kontrolüne bırakamaz.
Belli yayın organlarında geçmişte yaşananların hesaplaşması yapılıyor. Abartılı açıklama yapanların çoğunluğunu askerliğini biraz problemli yapan kişiler, belli dönemlerde hareket serbestisi kısıtlanmış kuruluşlar ve iktidara yağ çekmek suretiyle onun gücünü arkasında hissetmeyi sevenler ve bir şeyler bildiğini zannedenler oluşturuyor. TSK eleştirilemez mi?
Elbette eleştirilir. Bir emekli subay olarak benim de eleştirdiğim yönleri olmuştur. Basınımızın ve halkımızın büyük çoğunluğu eleştirilerine olumlu öneriler katmakta ve olumlu yöndeki gelişmelere destek vermektedir. Aksi yöndeki konuşma ve yayınlar gelecekte telâfisi mümkün olmayan yaralar açabilir.
Almanya, I. Dünya Harbi’nden beri ilgi duyduğu Mezopotamya’ya yakın olmayı aklından çıkarmamış olmalı ki, ekonomik sıkıntılar içindeki Yunanistan’a adalarını satmasını tavsşye ediyor.