SON DAKİKA
reklam
reklam

Mihri Müşrik (II)

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 3 Ekim 2019, Perşembe - 10:44   Okunma Sayısı:

Paris günlerinde Miri Hanım, Türk elçiliğinde düzenlenen bir resepsiyona katılır. Resepsiyonda o sıralar Fransızlar ile borç antlaşmasına yapmak üzere gelen dönemin Maliye Nazırı Cavit Bey ile karşılaşır. Bu karşılaşma sonrasında Cavit Bey, Mihri Hanım’ın bilgi birikimi ve görgüsü karşısında etkilenir. Kendisine  Dâr’ül-muallimat (İstanbul Kız Öğretmen Okulu) adında bir kurum kurulacağını, burada kadın öğretmenler yetiştirileceğini ve eğer Mihri Hanım da isterse, kendisini bu okulda öğretmen olarak görmek istediğini belirtir. Mihri Hanım bu iş davetini kabul eder, 1913 yılında İstanbul’a dönecektir  Dâr’ül-muallimat’ta bir yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, Mihri Hanım’ın aklında yeni bir fikir vardır: Dâr’ül-muallimat adıyla anılan kız öğretmen okulları o dönem kızların gidebildiği en yüksek okullardır. Kızların Sanayi-i Nefise Mektebi’ne alınmamaları ve onlara güzel sanatlar eğitimi verecek bir okul olmayışı Mihri Müşfik’i bu konuda adım atmaya iter. Resmi makamlara başvurarak yoğun girişimlerde bulunur. Onun bu yoğun girişimleri sonucunda, okul, 1 Kasım 1914’te kurulur. Kendisi okulda dört yıl boyunca resim ve heykel dersleri verir. Kendisinin öğrencileri arasında sonraki yıllarda ünlenecek pek çok öncü kadın ressam yer almaktadır: Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit, Halikarnas Balıkçısının kız kardeşleri Fahrelnisa Zeyd ve Aliye Berger, Feyhaman Duran’ın eşi Güzin Duran sayılan isimler arasında en önemlileri arasındadır.  Mihri hanım  dört yıllık öğretmenlik döneminde sadece öğretmenlik yapmakla yetinmez, ayrıca  İstanbul’un sadece erkeklere mahsus olan entelektüel çevresine girer ve dostluklar kurar. Dostluk kurduğu önemli isimlerden biri de, Edebiyat-ı Cedide’nin en değerli isimlerinden biri olan ünlü edebiyatçı Tevfik Fikret’tir. Dostluk kurmaları da aslına bakılırsa tesadüf değildir: Tevfik Fikret fırça kullanmaya meraklıdır, aynı şekilde Mihri Hanım da edebiyata. Böyle bir karşılıklı uyum ile başlayan dostluk, Mihri Hanım’ın Edebiyat-ı Cedide şiirlerini resimlemesine ve Edebiyat-ı Cedide şairlerini portreleştirmesine vesile olur.  Tevfik Fikret kendisini ziyarete gelen Ruşen Eşref Ünaydın’a Mihri Hanım’dan şöyle bahseder  "Yukarıda bir hanımefendi var, resimlerimi yapıyor. Bilseniz Rübabı ne kadar güzel okuyor. Öyle güzel yorumluyor ki, yazdığım şeylerin bu kadar anlamlı olmasına şaşırıyorum. Mihri Hanım bana beni anlatmaya başladı. " Iş bununla kalkmaz bir de rubai yazacaktır Fikret. Fikret, Mihri Hanım’ın yaptığı portreyi ruşen eşref’e göstererek, -bakın, bu ne güzel… benim başımı olağanüstü çizmiş. şöyle, buruna doğru geldikçe incelen bir baş. " diyecektir.  İstanbul’un entelektüel çevresiyle sıkı fıkı olan Mihri Hanım, doğal olarak da İttihatçılarla dostluklar kurar. Dünya savaşı sonrası Osmanlı’sında başlayan İttihatçı avından dostları da etkilenir: Hüseyin Cahit ve Cavit Beyler tutuklanır. Bu tutuklanma sonrasında dostlarının ziyaretine giden Mihri Hanım hakkında bu ziyareti sebebiyle gazetelerde kendisinin aleyhinde yazılar çıkmaya başlar. Tutuklamaların kendisine de uzayacağını düşünen Mihri Hanım, çözümü İtalya’ya gitmek de bulur. (Devamı yarın)

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam