Rusların güneye inme isteği yeni teorilerin ortaya çıkmasına yol açmış, Ekim Devrimi sonunda kurulan Sovyetler Birliği, Osmanlı Devleti’nin Kafkas petrolleriyle bağlantısını koparmıştır.
19’uncu yüzyılın getirdikleri
19’uncu yüzyılın ilk çeyreğinde Almanlar, İngilizlerin Mezopotamya üzerindeki hâkimiyetini kırmak ve kendilerinin de bu bölgenin nimetlerinden istifade etmek düşüncesiyle Anadolu’yu bir baştan bir başa geçecek olan İstanbul-Bağdat demiryolu projesini gerçekleştirmeye başlamışlardır.
Nasıl ki, Trakya arazisi doğal kompartımanlar şeklinde uzanıp gidiyorsa demiryolu güzergâhı olan İstanbul-Bağdat hattı da yapay kompartımanlar şeklinde Anadolu içlerine uzanan koridor oluşturmaktadır. Almanlar, bu güzergâhta istasyonlar, sulama alanları ve ağaçlandırmalar yaparak petrol sondaj sahalarını ve maden arama bölgelerini tespit etmek şeklindeki gerçek niyetlerini kamufle etmişler; ancak petrole sahip olamamışlardır.
20’nci ve 21’inci yüzyılın getirdikleri
20’nci yüzyılın başında İngilizlerin Basra, Kızıldeniz ve Irak topraklarını işgali ve sonraki gelişmeler, Osmanlı Devleti’nin bu kez Kerkük ve Musul petrollerinden uzaklaşmasına neden olmuştur.
Irak toprakları, yüzyılın sonunda Koalisyon Güçleri’nin ‘rejim değişikliği’ harekâtına maruz kalmıştır. 21’inci yüzyıl ise bu coğrafyaya BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adı altında Amerikan işgalini ve iç çatışmaları getirmiştir.
Balkanlar’da yaşanan bölünmeleri zengin petrol yataklarına sahip Romanya’nın AB’ye kabulü izlemiştir. Parselleme tamamlanmak üzeredir. Sırada İran vardır.
Dışarıda bunlar yaşanırken
Dün Osmanlı Devleti’nde yaşanan isyanların, zorunlu göçlerin, Galata bankerlerine borçlanmaların yerini Cumhuriyet dönemindeki karşı devrim hareketleri, devalüasyonlar, işsizlik, işçi ve öğrenci hareketleri, insan kaçakçılığı ve çetecilik faaliyetleri aşmıştır.
İdeolojik ve bölücü nitelikteki terör eylemleri birbirini takip etmiştir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dağlarıyla sınır boylarında PKK terörünün ivmesi artmıştır. Son operasyonlar, terörün aşınma katsayısını arttırmış ve örgüt için ağır bir darbe olmuştur.
Cebinde meteliği, işi, hayat garantisi, sağlık sigortası ve tahsili olmayan gençleri hatta çocukları meydanlarda toplayıp demokratik hakların kullanılması adı altında güvenlik güçlerine taş attıran zihniyet ne yapacağını şaşırmıştır. Örgüt mensupları ve yandaşları, çapsız liderleriyle ancak bu kadarlık performans sergileyebilirdi, sergilediler.
Diğer yandan
Türkiye’ye karşı başka yöntemlere başvurulduğu, yalnızlaştırma politikalarının uygulandığı ve suçluluk hissi verdirilmeye çalışıldığı görülmektedir. PKK’nın bitirildiğine inandığımız anda kesinlikle bir başka belâ ayağımıza dolanacaktır.
Terörü destekleyen ülkeler dün kimlerse ve nasıl destekliyorlarsa bugün de aynı ülkeler, daha detaylı, nitelik ve niceliği yüksek oranda silahlarla desteklemektedirler. ABD, binlerce TIR ile son model silahlar, mühimmat ve lojistik malzemeler, motorlu ve zırhlı araçlar göndermiş olup YPG militanlarının istihkâmcılık ve tahkimat faaliyetlerinde koruma sağlamıştır.
Fransa ise;
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin mimarı Fransa! Bu bildirinin kaleme alındığı tarih, sömürgeciliğin hüküm sürdüğü yüzyılın içindedir. Vicdan sahibi birileri çıkmış, insan hakları diye bir şey olduğunu ve saygı duyulması gerektiğini tüm dünyaya duyurmuş. Oysa insan hakları, bugün “Fransa’nın alacaklarında haklılık” olarak karşımıza çıkıyor.
Fransa neden Suriye’ye ilgi duyuyor?
Elbette ve öncelikle Fransa’nın bu bölgeden çıkarları vardır. Gelecek nesiller, 30-40 yıl sonra nedenlerini kitaplarda okuyacaklardır. ABD, Suriye’den çekileceğini açıklayınca ilk sesini çıkaran ülkenin Fransa olması dikkat çekiciydi.
Türkiye’nin PKK zulmüne karşı büyük mücadeleler verdiği 1990’lı yıllarda özellikle Bn. Mitterand PKK’lılara hâmilik yapmıştı. Fransa el altından terör örgütünü destekliyordu. ABD’nin çekilmesinden sonra ne yapacaklarını şaşıran ve endişeye kapılan PKK ve PYD’liler, ABD’ye lânetler okuyarak yine Fransa’ya koştular. Fransa, Suriye topraklarında yalnız olmayacaktır.
Sarkozy saplantısı şeklinde ortaya çıkan Türkiye’nin AB’ye üyeliğine karşı olmak fikri, Fransa’nın dilinden düşürmediği bir parola olmuştu adeta… Sonraki Fransız liderlerde de Türkiye’nin AB’ye alınmaması fikri mevcuttur. Fransız halkı da şunu bilsin ki, son dönemde seçtikleri liderler, Fransa’yı iyi yönetememektedir. “Devlet politikası” denen olgunun ne kadar köklü ve istikrarlı olduğunu görmemiz gerekiyor.
Çatışmalar, emperyalist güçlerin hırs ve inadından kaynaklanmaktadır. Bugün için petrol ve kritik maden cevherleri olan kavga konusu yarın suların kullanımı ve bölüşümüne dönüşecektir.