"Bir tiyatro oyununda duvarda silah asılıysa, o ikinci sahnede patlar"
(Anton Pavloviç Çehov)
Türkiye, Suriye olayları nedeniyle ABD tarafından dışlanmak istenmektedir. Bu nedenle Rusya ile yakınlaşma ihtiyacını hissetmiştir. Rusya-Türkiye arasında nükleer tesis yapımından S-400’lerin alımına kadar bir dizi ortaklık ve uyuşma olduğu görülmektedir.
Ancak unutulmamalıdır ki, Türkiye halen NATO’nun bir üyesidir. Bağlı olduğu sözleşmeler ve kurallar vardır. Rusya ile atacağı adımlarda bir fren mekanizması devrededir. Hal böyle olunca; iki ülke arasında siyasi konularda tedirginlik uyuşmazlıklar olması normaldir.
Bu uyuşmazlıklar
- Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesine Türkiye’nin karşı çıkması,
- Ukrayna ile Rusya arasındaki gerginlik ve mesafeli duruşa Türkiye’nin her iki tarafa da
eşit mesafede bulunmak istemesi,
- Suriye konusunda ve özellikle İdlib konusunda ve Putin’in Erdoğan’ı Esad ile
görüşmeye yöneltiyor olması, Moskova, Tahran ve Washington’un, Ankara'nın Suriye’nin kuzeyinde hâkimiyeti ele geçirmesine karşı çıkması,
- NATO’nun Kürecik radarı ile bölgeyi dinliyor olması, Türkiye’nin Rusya ile
yakınlaşmasına rağmen hâlâ Patriot füzelerini almak istemesi, (Putin, yazının başlangıcındaki Çehov’un ünlü sözünü anımsatarak, Patriotların provokatif olmasından çekindiğini ifade etmişti.)
- Kosova meselesinde Rusya’nın Balkanlardan, Karabağ meselesinde ise Kafkaslardan
kopmak istememesi, şeklinde sıralanabilir.
Kosova Meselesi
Geçmişte İngiltere, AB ile Kosova arasında direkt ilişki kurulması yönünde “Avrupa Platformu” adlı altında bir plan hazırlamıştı. Bu plan Kosova ile ilişkilerinde ilerleme sağlamayı, AB üyesi ülkelerin “veto” hakkını ortadan kaldırmayı hedefliyordu.
Bu durumda Kıbrıs Rum kesimi, elindeki veto kozunu, Sırbistan ve Rusya lehine kullanamayacak, İngiltere’nin bu planının başarıya ulaşması durumunda da AB-Kosova ilişkileri “otomatik” bir sisteme bağlanmış olacaktı. İşte Rusya’nın KKTC çekincesi de burada başlıyordu.
Karabağ Meselesi
19’ncu yüzyılın ikinci yarısına kadar Karabağ’daki Azerî Türkler nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlardı. 1905 Rus İhtilâli ile birlikte ilk çatışmalar başlamış ve karışıklıklar Gence ve Tiflis’e sıçramıştı.
1917 Bolşevik İhtilali veya Ekim Devriminden hemen sonra Sovyetler, bölgeyi yeniden ele geçirdiler. Gürcistan ve Azerbaycan arasında Ahılkelek, Ermenistan ve Azerbaycan arasında Karabağ Sorunu çözülememiştir.
1988 yılında Karabağ, Ermenistan ve Azerbaycan’a bağlanma konusunda bir iki kez el değiştirdi. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Ermenistan, Dağlık Karabağ’ı istilâ etti. Günümüz Kafkasya’sının en önemli sorunu olan bu işgal olayı, uluslararası platformlarda varlığını hissettirmektedir.
Türkiye Azerbaycan yakınlığı
Türkiye, Azerbaycan’a olan yakınlığı ve işbirliği nedeniyle Karabağ sorununa ilgi duymakta ve Ermenistan’ın sınır kapılarının açılması isteğini geri çevirmektedir. Diğer yandan tehcir olayını sürekli gündemde tutarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan Diaspora, sorunun kendi çıkarlarına uygun şekilde sonuçlanması için uluslararası çabalarını sürdürmekte ve kararlar aldırmaya çalışmaktadır.
Barınamayacağını anladığı coğrafyada böylesine nazik bir durum yaşayan PKK terör örgütü de Kafkasya’yı kendisine üs olarak seçme gayreti içindedir. Rusya, Türkiye’nin Kafkasya’da ekonomik ve siyasi üstünlükler kurmaya çalışmasını kıskanmakta ve karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla Rusya Federasyonu bu olayı el altından engelleyecek tedbirleri alacaktır.
Küresel ilişkilerin sonsuz dek kötü ya da iyi gitmesi mümkün değildir. Ülkeler zaman zaman saf değiştirirler, ittifak oluştururlar, birbirleriyle dost veya düşman olurlar. Rusya ile bugün kanka olan Türkiye, yarın tamamen yalnız kalabilir. Bu durumda Rusya’nın karşısına çıkabilir. Bugünkü küçük uyuşmazlıklar büyük sorunlara dönüşebilir.