SON DAKİKA
reklam
reklam

Türk Sineması Tarihinden Kesitler 2

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 13 Ekim 2019, Pazar - 22:14   Okunma Sayısı:

Birinci yazımızda Muhsin Ertuğrul’un önderlik ettiği ve “Tiyatrocular Dönemi “ olarak da bilinen dönemi özetleyerek anlatmıştık. Şimdiyse 1939’a uzanacağız. Genç ve yurt dışında eğitim alan bir yönetmen olan Faruk Kenç bir süre asistanlık yaptıktan sonra 1939’da çektiği Taş Parçası filmiyle , Geçiş Dönemi’ni başlatan ilk isim olur. Bu filmle beğeni kazanan Kenç, tiyatro dilinden uzaklaşmış, sinema dilinin fark edilmeye başlandığı bir film çekmiştir. Baha Gelenbevi, Şadan Kamil, Turgut Demirağ, Şakir Sırmalı, Çetin Karamanbey, Aydın Arakon ve Orhon Murat Arıburnu gibi genç yönetmenler, 1950’lere kadar sinema dilinin özelliklerini yansıtan ürünler ortaya koyarak, Geçiş Dönemi’ne katkıda bulunmuşlardır.

Bu dönemin yönetmenlerinin genel özelliklerini ise şöyle sıralayabiliriz. Geçiş dönemi sinemacıları eğitimlerini yurtdışında yapan, bu esnada sinema konusunda ya da yakın alanlarda (ses mühendisliği, fotoğraf vb.) çalışma fırsatı bulan isimlerdi. Geçiş Dönemi, Muhsin Ertuğrul’un yanı sıra, ondan büyük ölçüde etkilenen ancak tiyatronun egemenliğinden koparak sinema sanatına yakınlaşma arayışları içinde olan bir kuşağın Türk sinemasında öne çıkmaya çalıştığı bir dönem olarak da tarihe geçmiştir.

1939’da bir önemli gelişme daha yaşanır. O sene çıkarılan ‘Filmlerin ve Film Senaryolarının Kontrolüne Dair Nizamname’, devletin sinemaya yasal düzeyde ilk müdahalesidir; ya da başka bir ifade ile Türk sinemasının devlet kaynaklı sansür uygulaması ile ilk kez tanışması bu şekilde gerçekleşmiştir.

Geçiş Dönemi’nin önde gelen isimlerine göz attığımızda ilk akla gelen isim Faruk Kenç’tir. ‘Taş Parçası’ isimli filmle, Muhsin Ertuğrul’un alternatifi olabileceğinin işaretlerini vermiştir. Adı geçen film, tiyatro havası taşıyor olmasına rağmen, yeni bir mizansen anlayışının yanı sıra ilk kez üç boyutlu dekorların kullanımı ile de dikkat çeker.

Bu dönemde ‘Yılmaz Ali’, ‘Günahsızlar’ gibi filmlere de imza atan Faruk Kenç’in yanı sıra, melodram ağırlıklı çalışmalar yapan Baha Gelenbevi (‘Deniz Kızı’, ‘Yanık Kaval’, ‘Kanlı Döşek’); esas olarak ses mühendisliğinden gelen ve yaptığı filmlerin birçoğu sonraki yıllarda yeniden çekilen Şadan Kamil (’13 Kahraman’, ‘Seven Ne Yapmaz’, ‘Dudaktan Kalbe’, ‘Kınalı Yapıncak’.); yine ‘Bir Dağ Masalı’, ‘Fato-Ya İstiklal Ya Ölüm’ gibi dönemin şartlarına göre ‘büyük prodüksiyonlara’ imza atan Turgut Demirağ; sinema eğitimi görmediği halde genel kültürü ve sezgileriyle birkaç iyi film çeken ve ‘Domaniç Yolcusu’nda ilk kez flash-back tekniğini kullanan Şakir Sırmalı; yine kendini yetiştirenlerden Çetin Karamanbey, ‘Silik Çehreler’, ‘Çete’, İstanbul Canavarı’; özellikle tarihî filmler konusunda hayli iyi bir performans sergileyen Aydın Arakon (‘İstanbul’un Fethi’, ‘Vatan İçin’ ); edebiyat uyarlaması ağırlıklı filmlere yönelen ve senaryo yazımından oyunculuğa kadar her alanda faaliyet gösteren Orhon Murat Arıburnu (‘Yüzbaşı Tahsin’, ‘Sürgün’ ) gibi isimler Geçiş Dönemi’nin en önemli çalışmaları arasında yer aldı.

Tabi ki bu dönemde de Muhsin Ertuğrul filmler çekmeyi sürdürdü. ‘Akasya Palas’, ‘Kahveci Güzeli’, ‘Yayla Kartalı’, ‘Kızılırmak-Karakoyun’ ve ilk renkli Türk filmi olan ‘Halıcı Kız’ en öne çıkan Muhsin Ertuğrul filmleriydi. Son filminin tutulmaması üzerine sinemayı bırakarak Muhsin Ertuğrul tiyatro çalışmalarına ağırlık vermiştir (1953)

Bu dönem İkinci Dünya Savaşının başlamasıyla Türkiye’nin de bir hayli etkilendiği dönemdi. Evet Türkiye savaşa katılmamış lakin etki altında kalmıştı. Bu yıllar Türk sinema sanayisinin gelişmesini engelleyip atılım yapmasını ertelediği gibi, ülkemizde gösterilen yabancı filmlerin kaynaklarının da değişmesine yol açtı. Bu yıllara kadar Avrupa sinemasının ürünlerinde olan ağırlık, birdenbire A.B.D ve Mısır filmlerine kaydı. Özellikle Türkiye’den Mısır’a giden Vedat Örfi Bengü’nün kurduğu Mısır sinema sanayisinin ürettiği filmlerin (ya da halk arasında yaygın olan adla Arap filmleri) kötü etkileri, henüz emekleme aşamasında olan Türk sinemasına bir darbe vurdu. 1938-1944 yılları arasında ülkemizde gösterilen Mısır filmlerinin sayısı yerli filmlerin sayısına eşitti.

Seyircinin büyük ilgisini çeken bu filmler konu, anlatım ve sinema tekniği açılarından Tiyatrocular Dönemi’nin etkilerini taşıdıkları için, olumsuz birçok öğenin yerli sinemaya yerleşmesi olgusunu pekiştirdiler.

İkinci Dünya savaşı bu dönemde kimi olumlu girişimlere de yol açtı: Savaşın Avrupa filmlerinin ülkemizde gösterilmesini engellemesi, yerli film yapımını artırdı. Tiyatrocular Dönemi’ nin yapımevlerine rakip olarak birçok yapımevi kuruldu. Yurt dışında sinema eğitimi görmüş birçok sanatçı eylemli olarak sinemaya girdi, bunlardan birkaçı kendi yapımevlerini kurarak çalışmaya başladılar.

Ancak, önceki dönemin etkisindeki kimi yönetmenlerin iş başında olması ve Mısır filmlerinin sinema izleyicisi üzerinde yarattığı olumsuz etki, sinemaya yeni bir anlayış ve görünüm kazandırmak isteyen genç yönetmenleri bir tür baskı altına aldı. Ayrıca bu yönetmenler, uzun bir süre eski dönemde yetişmiş oyuncu ve teknisyenlerle çalışmak zorunda kaldıklarından pek başarılı olamadılar, teknik alandaki sınırlı yenilikler dışında, sinema dilinde ve anlayışında bir gelişme sağlanması da çok zordu. Buna karşın Türk sinemasının ilk defa etkinliğini arttırma ve kendi dilini oluşturmasında önemli adımlar atılmıştı bile.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam