SON DAKİKA
reklam
reklam

Namazgâhlar ve namazgâh çeşmeleri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 13 Ekim 2019, Pazar - 22:34   Okunma Sayısı:

Namazgâhlar ve namazgâh çeşmeleri;

   Namazgâh, kısa anlatımıyla namaz kılınan yer demektir. Genellikle mihrapsız olup mihrap yerine kıbleyi gösterecek şekilde bir dikilitaş konulmak suretiyle düz bir alanda ve üstü açık mescit olarak Türkçede karşılık bulmuştur. Genellikle kervanların konakladığı şehirlerarası menzil noktalarında, şehrin çevresindeki mesire yerlerinde yapılmışlardır. Namazgâhları;

1.Mihraplı-minberli namazgâhlar,

2.Çeşmeli namazgâhlar,                                                 

3.Kuyu yanına inşa edilmiş kıble taşlı namazgâhlar                                                        

4.Denizciler için iskele veya liman girişlerinde yapılmış namazgâhlar,

5.Musalla taşlı namazgâhlar başlıklarıyla tasnif edebiliriz

   Namazgâhların yanına molalarda su içmek, hayvanları sulamak ve namaz öncesi abdest almak amacıyla çeşme/ler yapılmıştır. Hemen civarında şehitlik veya mezarlıkların da bulunabileceği söylenebilir. Namazgâh çeşmeleri ve mimarilerine İstanbul’a ait suyolu haritaları ve gravürlerde yer verilmekle birlikte pek fazla ayrıntı görülmemektedir.

İstanbul’dan Gebze ve Edirne yönlerine uzanan menzil noktaları üzerinde adeta serpiştirilmişlerdir. İnsanları yağmurdan, kar ve güneşten koruyacak genişçe bir saçağa sahip olanların yanında yalaklı şehir içi çeşmelere ve benzer mimari özelliklere sahip olanları vardır.

 

Seçilen yerler

     Namazgâhlar, hacı kafilelerinde bulunan hanımlar için çeşmelerin üstünde, sefere gidenler için kıblesi belirtilen kitabeli açık alanlarda, padişah otağı için otağın hemen yakınında seçilmiştir.   Ramazan aylarına isabet eden dönemlerde yapılan intikaller sırasında oruç açmak için namazgâh sofası da kuruluyormuş. Denizciler için namazgâhlar, hemen kıyıda, denizi ve kendi gemilerini görebilecekleri korumalı alan/larda yapılmıştır.                   Gelibolu’da denizciler için namazgâh

   Anadolu yakasında bulunan namazgâhlı çeşmelerin adlarını da zikretmek isterim: Anadoluhisarı Toplarönü Namazgâh Çeşmesi                      

   (17’nci yy), Beykoz Sultaniye Çayırı’nda Mehmed Bey Namazgâh Çeşmesi (1765) ve Bostancı’daki Sultan II. Mahmut Namazgâh Çeşmesi (1831)’dir. Çeşmelerin çoğu bugün etrafını saran yapılar arasında sıkışıp kalmıştır.

   Kültür tarihimiz içerisinde önemli bir konuma sahip bulunan namazgâhların çoğu, bugün işlevsel niteliklerini kaybetmiş olsa da ayakta kalmayı başarmış ve günümüze kadar ulaşmıştır.

Maltepe ve menzil noktası                                                                                            

   Maltepe bir menzil noktasıdır. Toparlanma noktası olarak seçilen Dragos Tepe’nin kara tarafında veya doğusunda en az iki asır öncesiyle bir namazgâh olması ihtimali de mevcuttur. Belki demiryolu geçişi nedeniyle kaybolmuş olabilir.

   Genellikle kervanların konakladığı şehirlerarası menzil noktalarında, şehrin çevresindeki mesire yerlerinde yapılmışlardır. Molalarda su içmek, hayvanları sulamak ve namaz öncesi abdest almak için namazgâhların yanına çeşme yapılmıştır.

   Günümüze ulaşabilmiş altı su deposu ve çeşme, üstü namazgâh olan özel örnekler (Kadırga Esma Sultan Namazgâhlı Çeşmesi, Yeşilköy Bezmiâlem Valide Sultan Namazgâhı, Abdülmecid Han Çeşmesi, Edirnekapı-Rami arasında Topçular’da Sadrazam Mehmed Paşa Çeşmesi) olduğu gibi birbirinden ayrı yapılmış olanları da vardır.

   Namazgâh çeşmeleri ve mimarileri ile ilgili ayrıntılı çok fazla bilgi ve belge olmamasına karşın, İstanbul’a ait suyolu haritaları ve gravürlerden İstanbul'dan Gebze ve Edirne yönlerine uzanan menzil noktaları üzerinde yer alan namazgâh çeşmelerinin, insanları yağmur, kar ve güneşten koruyacak genişçe bir saçağa sahip, yalaklı şehir içi çeşmeleri ile benzer mimari özelliklere sahip çeşmeler olduğu anlaşılmaktadır.

Namazgâh sofası / sofrası ile çeşmenin (Anadoluhisarı Çeşmesi XVII. yy. Kadırga Esma Sultan Çeşmesi 1779) ya da namazgâhın mihrabı ile çeşmenin birleştirildiği örnekleri (sur dışında, Edirnekapı Topkapı yolu kenarında Sulukule Kapısı karşısında Vezir Mehmed Paşa Çeşmesi 1589), bulunan İstanbul'un Namazgâh Çeşmeleri'nin çoğu günümüze ulaşamamıştır.

 

Bilinen namazgâhlar

Edirne yönünde Atmeydanı Üçler Mevkisi Namazgâh Çeşmesi (1516), Bayrampaşa Çeşmebaşı Namazgâhı, Edirnekapı-Topkapı yolu kenarında Sulukule Kapısı karşısında Vezir Mehmed Paşa Namazgâh Çeşmesi (1589), Edirnekapı-Rami arasında Topçular'da Sadrazam Mehmed Paşa Namazgâh Çeşmesi (1617), Okmeydanı Namazgâh Çeşmesi, Maçka Bezmiâlem Valide Sultan Namazgâhı yanındaki çeşme (1839), Yeşilköy Bezmiâlem Valide Sultan Namazgâhı-Sultan Abdülmecid Han Çeşmesi (1842), Gebze yönünde Suadiye Çatal Çeşme (1550), Anadoluhisarı Toplarönü Namazgâh Çeşmesi (XVII. yy), Beykoz Sultaniye Çayırı’nda Mehmed Bey Namazgâh Çeşmesi (1765); Haydarpaşa Ahmed Ağa Çeşmesi / Ayrılık Çeşmesi (1741), Kadıköy Selâmi Çeşme (1800), Bostancı Sultan II: Mahmud Han Namazgâh Çeşmesi (1831), Dudullu Adile Sultan Çeşmesi (1730-1891)'dir.

İstanbul’un özellikle Anadolu yakasındaki menzil noktalarına inşa edilen çeşmelerinin büyük bir bölümü yakın zamana kadar ayakta ve özgün konumlarında iken şehrin bu yöndeki gelişmesi süresince gerçekleştirilen imar faaliyetleri sırasında namazgâhları kaybolmuş çeşmeler ise Bostancı, II. Mahmut Han Çeşmesi; Haydarpaşa Ahmed Ağa Çeşmesi / Ayrılık Çeşmesi ve Selâmi Çeşme örneklerinde olduğu gibi etrafını saran yapılar arasında sıkışıp kalmışlardır.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam