Tarihte belirli dönemler vardır; kitaplar yakılmış, belirli dönemlerde büyük kütüphanelerde yer almıştır. Bu hafta sizlere bir kitaptan alıntılar yapacağım: Sultan III. Mustafa'nın dörtlüğünden:[1]
Yıkılıptır şu cihan sanma ki bizde düzele
Devleti çerh-i deni verdi kamu müptezele
Şimdi Ebvab- Saadet'te gezen hep hecele
İşimiz kaldı heman merhamet-i Leman'a Yezel’e
Cihan çoktandır yıkılıp gitmede, sanma ki bizde düzelir
Alçak felek, devleti baştan başa aşağılıklar eline düşürdü
Şimdi artık İstanbul kapılarını dolaşanlar, hep ayak takımı
İşimiz, Allah'ın merhametine kaldı vesselam!
***. ***
Burnundan fitil fitil gelmek
Nankörlük, haramzadelik ve ihanet hallerinde beddua manasında söylediğimiz fitil kelimesinin eskiden kullanılan dört anlamı vardır:
Lamba fitili
Ovalamakta deriden çıkarılan yuvarlak kir
Yaraya konulan pamuk
Örgü
Bu anlamların hiçbiri yukarıdaki deyime tam uygun gözükmüyor. En sondaki örgü anlamı biraz eski işkence tarzlarını hatırlatıyor (Yer yer düğüm atılmış olan bir yumak ipliğin üçünü suçlunun burnundan ağzına sarkıtıp bir ileri bir geri sararak işkence yapıldığını Evliya Çelebi yazar).
Dolayısıyla bir beddua için elverişli görünüyorsa da deyimde geçen fitil kelimesi bir ağırlık ölçüsü birimi olarak bambaşka bir anlam taşır. Dirhemin dörtte birine "denk", dengin dörtte birine "kırat", kıratın dörtte birine de fitil denir.
Bu durumda fitil, dirhemin kesirlerinden biri olarak muhtemelen bir damla kan ağırlığında olmalıdır ki, Hakkı yenilen kişinin Hakkı, eylediği beddua gereği zalimin burnundan damla damla (fitil fitil) gelebilsin. S:46-47
Rahmet okutmak
Bu deyim aşağı yukarı "Gelen gideni aratır" atalar sözünün karşılığıdır. Kötülükte sonra gelenin önce geleni bastırmış olması halinde "Rahmet okuttu" deriz. Mehmet Akif,
Ağzı meyhaneye rahmet okuturken hele bak
Bana gelmiş de şeriatçı kesilmiş avanak
diye yakınırken deyimi pek güzel kullanmış. Türkçede bu deyimin Nasıl türetildiğini dair şöyle bir hikâye mevcuttur.
Hırsızın biri hastalanmış, ölüm döşeğinde dualar ediyor. Aile efradı yanındadır.
"Yüce Allah'ım! Dünyada nasibim hırsızlıktan imiş. Ne kazandıysam bu yolla kazandım. Çoluk çocuğumun boğazından helâl lokma girmedi. O kadar insanın âhını aldım, hakkını yedim. Bu kadar günah ile senin huzuruna Nasıl çıkayım? Arkamdan beni hayırla anacak kimse de yok. Affet Allah'ım...
Hırsızın genç oğlu bu hal karşısında
----Baba sen hiç merak etme. Ben seni her gün rahmetle andırırım, için rahat olsun, der.
Hırsız ölür. Evin geçim yükü oğlana geçer. Delikanlı babasının mesleğini sürdürmeye başlar. Babasının aksine girdiği her evi kurutur. Öyle bir Zaman gelir ki, evleri soyulanlar, eski hırsızı arar olurlar.
---- Babası da hırsızdı ama Allah rahmet eylesin, ihtiyacı kadar çalardı. Bunun gibi açgözlü ve arsız değildi, demişler.
[1] İki Dirhem Bir Çekirdek-İskender PALA, 125-127 Basım, İstanbul-Mart 2016, s: 37