ABD’nin tehditkâr mektubuna arazide verilen cevap gibi Barış Pınarı Harekâtı sonrasında da Batı’nın kaygıları, soru işaretleri ve karanlık hususlar aydınlığa kavuşmuştur. Peki, Batı’nın kaygı duyduğu bu hususlar nelerdi?
Kaygılar
Türkiye’nin 9 Ekim günü başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’na Batılı ülkelerin tepkilerinin beklenilenden daha sert olduğu gözlemledik. Birçok Avrupa Birliği (AB) üyesi ülke, Türkiye’yi operasyondan dolayı kınarken, BM Güvelik Konseyi’nde yer alan beş Avrupalı ülke de konseyi acil gündemle toplantıya çağırmıştı. Batı’nın operasyona ilişkin kaygıları insani bunalım, siyasi sürecin tıkanması, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve IŞİD ile mücadele konuları şeklinde karşımıza çıkıyordu.
Almanya, Fransa ve Hollanda’dan gelen kınama mesajlarının yanı sıra AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker operasyonun durdurulması çağrısı yapmış, hatta bölgeye Suriyeli mültecileri yerleştirmek isteyen Türkiye’ye hiçbir koşulda mali destekte bulunulmayacağını söylemişti.
İnsani bunalım
Türkiye’nin birçok ülkeyle paylaştığı güvenli bölge haritalarına göre Suriye'nin kuzeydoğusunda 760 bin kişi yaşamaktaydı. BM’den yapılan açıklamalarda bu durum kaygıyı somutlaştıran bir değerlendirme olarak kendini göstermişti.
Oysa Türkiye’nin bu bölgede uzun süreli çalışmalar yaptığı, istikrarsızlığa sebep olabilecek olumsuzlukları tek tek ele aldığı ve sivil halk üzerinde olumsuz etkisi yaratabilecek gelişmeleri göz ardı etmediği bilinmekteydi.
Bu nedenle PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereçler koordinatlarıyla birlikte hedef olarak belirlenmiş ve birkaç kaynaktan da teyit edilmişti.
Sivillerin ve sivil altyapının zarar görmemesi için gereken tedbirler sıralanmış ve uygulanmıştı. Yeni bir insani krize ve kitlesel göç dalgasına yol açılacağı yönünde iddiaların ortaya atılacağı, Türkiye'nin terörle mücadele çabasını itibarsızlaştırma amacına yönelik olacağı düşünülerek karşı tedbir ve planlar üretilmişti.
Siyasi sürecin tıkanması
Türkiye’nin askeri operasyonunun siyasi süreci tamamen sona erdirmese bile güçleştireceği ve Suriye rejiminin anlamlı bir sonuç için masaya oturmasını riske atacağı değerlendirilerek Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birlik ilkesi esas alınmıştır.
Türkiye, PYD/YPG terör örgütünün ayrılıkçı gündemine açıkça destek veren ülkelerin Türkiye’ye yönelik asılsız ithamlarda bulunacakları da dikkate alınmıştır.
IŞİD ile mücadele
Kaygıların ortaklaştığı bir başka unsur da Türkiye’nin operasyonun IŞİD ile mücadeleye sekte uğratabilecek olmasıydı. ABD Başkanı Trump’ın açıklamalarının tersine IŞİD’in daha tam olarak ortadan kaldırılmadığı, ayrıca tutuklu IŞİD üyeleri ve ailelerin akıbetinin belirsiz bir hale geldiğini düşünen Batılı ülkeler, Türkiye’nin IŞİD ile bu süreçte ne kadar etkin bir mücadele gerçekleştireceği konusunda kaygıları olduğunu saklamamışlardır.
Türkiye, Suriye’de DEAŞ terör örgütüne karşı en fazla mücadele veren ve en ağır bedeli ödeyen ülkedir. Batılı ülkeler, DEAŞ terörüne karşı bir başka terör örgütüyle mücadele etme hatasını ısrarla sürdürmektedirler.
PYD/YPG, DEAŞ’lı tutukluları çıkarları doğrultusunda serbest bırakmakta ve kendi saflarına katılmaya zorlamaktadır. Gelin görün ki, Batılı ülkeler, harekâta ara verildiği şu günlerde kendi vatandaşı olan yabancı terörist savaşçıları dahi geri almaktan kaçınmakta ve Türkiye’nin bunları almasını-daha doğrusu süzgeçten geçirmesini- istemekte ve bu işlemlerden sonra almak istediklerini belirtmektedirler.
Bölgenin demografisi
Bir başka kaygı ise Türkiye’nin bölgenin demografik yapısını değiştirmeye çalıştığı yönündeydi. AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini Suriye’nin kuzeydoğusunda oluşturulması planlanan güvenli bölgenin mültecilerin dönüşü için uluslararası kriterlere uygun olmayacağını belirtmiştir.
Mogherini, “herhangi bir demografik değişiklik kabul edilemez” dedikten sonra, AB’nin tutumunun 'yerinden edilenlerin ancak şartlar sağlandığında güvenli bir şekilde ülkelerine dönmeleri gerektiğini belirtmiştir.
Bu açıklamaları okuyunca insan hayret etmekten kendini alamıyor. 1984 yılından günümüze kadar uzanan PKK vahşeti, tüm Batılı ülkelerin gözleri önünde cereyan ediyor. Örgüt elebaşları saraylarda karşılanıyor ve ağırlanıyordu, hâlâ da öyledir.
Demografik yapıda bir değişiklik olacağı düşünülüyorsa zaten PKK bunu yapmıştır. Türkiye üç beş günde mi bunu yapacak? Harekât sırasında IŞİD militanlarını hapishanelerden çıkarıp saldılar. Türkiye şimdi bunları topluyor, aileleri için özel önlemler alıyor. Gerçekleri inkâr etmekle bir yere varılamayacağı ve çözüm üretilemeyeceği gayet açıktır.