SON DAKİKA
reklam
reklam

Organ bağışı haftası (3-9 Kasım)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Kasım 2019, Salı - 10:27   Okunma Sayısı:

    Daha önce birkaç kez yazmıştım doku ve organ bağışını… İnanıyorum ki, birçok insanımız bu konuda duyarlılık gösteriyordur. Ben emekli olmadan önce Kızılay kan ekiplerinin kışlaya her gelişinde kan bağışlardım.

    Erlerimden de kan bağışına koşa koşa gelenler olurdu. Tabii onların derdi futbol topunu kapmaktı. Öyle ki bazen, dört-beş top aldığımız oluyordu. Sağlıklı, kötü alışkanlıklardan uzak, sporla yoğrulan gencecik insanlar…

    Futbol maçlarımız için topu kazanmanın ötesinde kan bağışlamış olmanın gururunu ve hazzını yaşardık.

 

Organlarımızın işlevleri

    Televizyon kanallarının organ bağışı konusundaki yayınları nedeniyle ben de aynı konuya bir kez daha değinmek istiyorum. Modern bir laboratuvar olarak tanımlayabileceğimiz vücudumuz, gözle göremediğimiz hücrelerden, değişik özellikteki doku ve organlardan meydana gelmiştir.

    Bazı organlarımız çift olup birinin işlevini yerine getirememesi halinde diğeri devreye girerek sistemin aksamadan çalışmasını sağlıyor. Bazı organlarımız da kısmen kesilip alınmalarına rağmen biraz daha düşük verimle işlevlerini yerine getirebiliyorlar.

 

Önem dereceleri

    Organlarımızdan hiçbirinin önem derecesi tartışamayız. Eksikliklerinin nelere sebebiyet vereceğini başımıza gelmeden anlayamayız. Gözü alınmış bir insanın gözyaşını hissetmek istemesine rağmen ağlayamadığını biliyor musunuz? Bir böbreği alınmış hastanın diğer böbreğinin de iş göremez hale gelmesiyle duyduğu üzüntüyü ve ümitlerini organ bağışına bağladığını yüreğinizde hisseder misiniz hiç?

    Vücudumuzdaki organların yerine yine bir insandan alınan organ konabiliyor. İşte, bu noktada organ bağışının önemi ortaya çıkıyor. Gerek I. Dünya Savaşı’nda gerekse Kurtuluş Savaşı’nda cephedeki askerlerimizin karın bölgesinden aldıkları süngü yaraları, çoğunun hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Keşke bugünkü imkânlar o gün de olsaydı da o gencecik çocuklar yeniden hayata döndürülebilseydi.

 

Kanın milliyeti olur mu?

    İnsanlar, dayanışma ve yardımlaşma içinde yaşamak zorundadırlar. Nasıl ki, bağışlanan kanın üzerinde Türk kanı, Lâz kanı, İngiliz kanı yazmayıp da (O RH pozitif veya diğer) kan grupları yazıyorsa bağışlanan organ veya dokunun üzerinde de milliyet, ırk, din belirten yazılar yazılı olamaz. Ayrıca fahişe, katil veya dürüst insan organı diye yazmaz. İnsan olmanın yüceliği burada başlıyor.

    Ben 1988 yılında (33 yaş) hiçbir şart gözetmeksizin tüm doku ve organlarımı bağışlamıştım. Doku uyumu sağlanmış bir kişiye verilmesi yeterlidir, diye düşünmüştüm. Hatta bağışlamadan önce dînen sakıncası olup olmadığını aydın bir din adamımıza sormuş ve hiçbir mahzuru olmadığını öğrenmiştim. Bu konu ile ilgili olarak televizyonlarda doktorlarımız geniş açıklamalar yapmakta, internet ortamında ise ayrıntılı bilgiler verilmektedir.

    Son günlerde çeşitli kazalar sonucu hayatını yitiren insanlardan alınan doku ve organlarla yüzü değiştirilen, kol ve bacak takılan, göz, karaciğer, böbrek gibi sağlıklı organlara kavuşan insanlarımızın mutluluğunu görüyor, dualarını duyuyoruz. Bu doktorlarımızın ellerine sağlık, onların hakkını hiçbir zaman ödeyemeyiz.

Doku bağışı sonrasında

    Binde bir de olsa bazı istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu durum bizim ve organ bekleyen hastalarımızın umudunu kırmamalıdır. Sağlığımızı korumak hepimizin görevidir. Akraba evliliği gibi yanlış evlilikler sonucu hastalıklı organla doğmuş küçücük bir bebeğin günahı ne?

    Kaza geçirmiş veya bir rahatsızlık sonucu hayati organını kaybetmiş insan suç mu işlemiştir? Takdir Yaradan için, tevekkül bizler içindir.

 

Olumsuzluklara karşı direnelim

    Bazı çekingen ve insanlığa yararı olmaktan uzak kişilerin asılsız söylemlerine kulak asmayalım. İnsan olduğumuzu unutmayalım. Günün birinde biz veya bir sevdiğimiz hastalanabilir, sağlıklı organ ihtiyacı çekebiliriz.

    Çaresizliğin ne olduğunu anlamakta geç kalmış olabiliriz. Kimsesiz ve yoksul insanların umudunu kırmayalım. Doktorlarımıza güvenelim. Basından izlediğimiz kadarıyla kaza geçirmiş bir kimsenin yakınları, konuşamadıkları hatta rızasını alamadıkları yaralılarının organlarını bağışlayabiliyorlar. Peki, bu yiğitliği neden sağlığımızda biz yapmıyoruz?

 

Karşılıksız yapılıyorsa iyiliktir

    Yapacaklarımıza bir karşılık beklemeden sadece insani amaçlı ve tamamen gönüllü olarak bu yüce duyguyu yaşayalım. Kaza geçiren ve ölüm halini yaşayan kişilerin, yakınları tarafından bağışlanan organların kaç kişiye umut ışığı olduğunu televizyonlarda görüyoruz.

    Çizgili yüzleri ve endişeli bakışları yok olup gidiyor.  Organlarımızı bağışlamanın vereceği huzuru, hazzı ve mutluluğu hepimiz tatmaya bakalım... Kader çizgisinin hepimiz için farklı iniş-çıkış ve dönüşler yapacağını unutmayalım…

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam