SON DAKİKA
reklam
reklam

Atatürk Sevgisi ve Bilgisizlik

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 10 Kasım 2019, Pazar - 18:53   Okunma Sayısı:

Büyük Gazi, kendi el yazısıyla yazdığı “Onuncu Yıl Nutku”nu eski genel sekreteri Hikmet Bayur’a vermiş ve gözden geçirmesini istemiştir. Hikmet Bayur, nutkun “Bu söylediklerim hakikat olduğu gün senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız!” bölümünü okuduktan sonra düşünmeye başlamıştır.

   Bayur, Mustafa Kemal’in gösterdiği hedefler gerçekleştiğinde kendisinin hatırlanması şartının eninde sonunda “mukadder veda”ı hatırlattığını, milletin bu emsalsiz bayramda onu kendisine kazandırmış değerli evladının ayrılış hüznü ile dertleneceğini düşünerek bu cümleyi silmesini istemiştir.

   Ulu Önder, önce tereddüt etmiş sonra gülümseyerek “İleride bu tavsiyenden dolayı pişman olmamanı dilerim” demiş ve yazının bu bölümünü çizmiştir.[i]

 

Tarihe olan ilgimiz

   Bu noktada duygusallıktan sıyrılıp objektif gözle analiz yapmaya çalıştım. İlköğretimin son üç yılında (bizim kuşağın ortaokul yılları) ve bugünkü liselerde okunan tarih derslerinin kitapları her yıl değişir ve siyasi iktidarların belirlediği ders saatlerine göre yazılarak satışa sunulur.

   Tarih ilgisi ve sevgisi (!) böyle başlar. Sonraki yıllarda yine bazı ezber ve tanımlamalarla sınıf geçecek kadar bilgimiz olur ve devrim tarihimizi öğrenmiş (!) oluruz.

   Atatürk İlke ve Devrimleri özellikle son yıllarda “içi doldurulmamış kavramlar” olarak ele alınmakta, devrimler ise bazı kişi ve kesimlerce değişik şekillerde algılanmaktadır. Atatürk’ü sevmek gibi bir tavrı herkesten bekleyemeyiz.

   Türk Devrimi’ni çeşitli yönleriyle eleştiren bazı aydınlarımızın doğruları anlatmak yerine devrimin felsefesine inanmış kişileri küçük görmeyi ve göstermeyi tercih etmelerini kabul edemeyiz.

   Batılılaşmayı hedef alan Türk Devrimi altı asırlık kemikleşmiş bir yapının yanlış yönetimi sonucu kısa süreli fikri yapılanmanın ardından filizlenmeye başlamış ve üç yıllık Kurtuluş Savaşı’yla ortaya çıkmıştır. Bu kurulu düzenin günümüzde aksayan tarafları mutlaka vardır.

   Sorunları akıl ve diyalog yoluyla çözmeyi tercih edeceğimize Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı, Atatürk gibi ortak ve bağlayıcı değerlere saldırarak içinden çıkılmaz bir durum yaratıyoruz. Cumhuriyetin kurulma süreciyle AB’ye girme sürecini karşılaştırdığımızda gerçekten az zamanda çok ve büyük işler yaptığımızı görebiliriz.

 

Liderlerin gücü

   Fransız İhtilali, güçlü bir liderle daha çabuk sonuca ulaşabilirdi. Türk Devrimi ise kendi güçlü lideriyle kısa zamanda ortaya çıkmıştır.[ii] Türk Devrimi’nin lideri, “doğal toplumsal ve ekonomik gelişmeleri” izleyen bir kişi değil, böyle gelişmeleri yaratmak için topluma yapay güdümlemeler yönelten bir kişidir. Bu açıdan bakıldığında Türk Devrimi’nin önemi daha da büyür.[iii]

   Yeniden konuya dönecek olursak, Türk Devrimi’ni derinlemesine incelemeden konuşan çoğu kişinin Atatürk’ün bu olay içindeki yerini ve değerini bilmediğini görürüz.

   Yurt dışında yaşayan çocuklarımıza kim neyi ne kadar öğrettiyse çocuklarımız o kadar öğrenirler. Eğer söyledikleri kasıtlı ve ipler başkasının elinde değilse o çocukları suçlamak istemem. Her gün televizyonda yabancı askerlerin Irak’ta neler yaptıklarını görerek daha dikkatli konuşması gerekir.

   Humeyni, kadın haklarının olmadığı ve kadına toplumda yer ve değer verilmediği bir rejim getirdi ülkesine. İran Devrimi, binlerce insanı idam sehpalarına gönderdi. Devrim mahkemeleri, Şah’ın İran ordusunda yetişmiş subay ve pilotlarını devrim karşıtı göstererek katletti. Bu hınç alma İran’a pahalıya mal oldu. Zayıf bir Irak ordusuyla bile sekiz yıl süren başarısız, anlamsız ve kanlı savaşların sonunda her iki Müslüman ülkenin insanları hayatlarını yitirdiler. Oysa Atatürk hiçbir Müslüman ülkeye karşı savaşmadığı gibi bu ülkelerin liderleri tarafından da her zaman kabul görmüştür.

 

Bilgi sahibi-fikir sahibi

   Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı anlayışı, bir kez daha doğruluğunu ispat etmiştir. İşin bu noktaya varmasında eğitim politikamızın hatalı olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

   Ulusal bayram günlerinde ortaya çıkan meczuplar, dini günlerde Atatürk’e rahmet okutmayan tv kanalları, örümcek kafalı siyasetçiler ve okul yönetimlerinin rolü yok mu bu suçta? Açıkçası suç hepimizde...

   Simge siyasetinden uzaklaşıp ilke siyasetine yanaşmadığımız sürece bu çalkantıların ve geriye dönüşün devam etmesi kaçınılmazdır. Milli Mücadele’nin kadrosunu sürekli karalamaktan vaz geçip sorunlarımızı itidal içinde çözmezsek gelecekte daha tahripkâr düşüncelere de tanık olmamız mümkündür.

   Ne kadar haklıymış Büyük Atatürk. Bugünleri görerek mi “Beni hatırlayınız!” demiş acaba?

Atatürk’ümüzü ve Milli Mücadele kahramanlarımız rahmet ve minnetle anıyoruz. Mekânları cennet olsun, kabirleri nurlarla dolsun!

 

[i] Kutay, Cemal, Atatürk Olmasaydı, 1993, s: 127

[ii] Mumcu, Ahmet, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, s: 105

[iii] Kongar, Emre, Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, s: 135-148

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam