Arap koalisyonu
Ne zaman Araplar kendi aralarında tek sese yakın olmaya çalışacaklar? Ne zaman uzlaşmak için biraraya gelecekler? Batı’nın koalisyonuna karşı kendi aralarında iki üç devletin katılımıyla bir koalisyon oluşturduklarını açıkladılar. Koalisyonun amacı, Suriye’deki rejime karşı mücadele etmek ve barışı korumak olarak açıklanmıştı.
Ne ses var ne soluk… Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar yine. Suriye’de ve son olarak yine Irak’ta camiler bombalanıyor ve sadece ibadet etmek için o mabetlerde toplanan suçsuz günahsız insanlar hayatlarını kaybediyor. Ne bir protesto, ne bir büyükelçinin çağırılarak uyarılması ne de başka bir tepki…
Mezhep ayrılığı, düşünce gayrılığı
Siyasi nitelikteki ayrıklara yeni mezhep ayrılıkları da eklenince çatışmaların kaçınılmaz olduğu ortaya çıkıyor. Şiilik, Selefî anlayışa kesinlikle karşıdır. Ortadoğu’da siyasetin din üzerinde ağırlığı vardır.
Selefi anlayış, ABD önderliğindeki koalisyona destek vermek durumundadır. Bunun sonucunda yeni silah pazarları yaratılacağı ve canların feda edileceği bir gerçektir. Gelin görün ki, Amerikan halkı 11 Eylül olaylarından Suudi Arabistan’ı sorumlu tutunca iş başka zeminlere kaymaya başladı. ABD ile Suudi Arabistan arasında bir gerilim baş gösterdi.
Bu sırada Yemen’de çatışmaların dozu artmaya ve saha genişlemeye başladı. Amerikan askerlerinin önemli bir yeri, hedefi, tesisi veya harp vasıtasını bombalaması ve ardından yanlışlık olduğunu belirtmesi, alışık olduğumuz ve “vaka-yı âdiyeden” şekliyle kayıtlara geçen tavırlarıdır.
Arap yöneticilerin henüz sesleri çıkmıyor. Saltanat söz konusudur. İnsan en büyük kazığı ortağından yer. “Akrabanın akrabaya ettiğini akrep akrebe etmez” derler. Arabistan’daki bir tesisin başına umarım bir şey gelmez, ya da Arabistan’da yeni bir terör örgütünün doğuşuna tanık olmayız.
Türkiye açısından
Suriye’nin kuzeyi bugün için harp sahasıdır. Normal bir harpte hava gücünün kullanılması 3 gün beş gündür. Aralıklarla 10 gün sürsün, hadi bir ay iki ay olsun. Kara birliği girdikten sonra hava taarruzları diner.
Bu arazide aylarca yüksek tonajlı bombalar patlatılıyor. Bölgedeki nehir ve dereler kirletiliyor, havayı soluyan insanlar değişik kimyasal gazları soluyup nasiplerini aldıkları gibi verimli tarım arazileri de bu kirlilikten payını alıyor.
Yetiştirilen ürünlerin insan sağlığına etkilerinin mutlak surette incelenmesi gerektiğini bir kez daha yazmıştım. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın, Orman ve Çevre Bakanlığımızın ilgili birimleri dere ve kuyulardan su örnekleri alıp tahliller yapıyordur herhalde diye düşüncelerimi belirtmiştim.
Bunu test etmenin bir başka yolu yöntemi de Hatay pirinci, Antep fıstığı diye özellikle ABD ve Avrupa ülkelerine satmak istediğimiz ürünlerin geri dönmesi olabilir. Zaten ortam ve şartlar müsait… Bu ülkeler bizden akıllı. Malı ucuza getirmek için böyle şartlar da koşabilirler.
Yine Sağlık Bakanlığımızın aldığı tedbirlerin yeterli olduğuna inanıyorum.
Bazen duymak istemediklerimiz çizginin neresinde duracağımızı öğreten yardımcı ilkelerdir. Meşhur sözdür; “Damattan yana mutlu çıkan oğul kazanır, mutsuz çıkan kızını da kaybeder.”
(Yazılarımı cengizbaysu.com sitemden takip edebilirsiniz)