36. İstanbul Film Festivali’ninde daha önceki yazımızda bazı filim önerilerinde bulunmuştuk kıymetli okurlarım .Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
18. Sarı Sıcak
Artan endüstrileşmeyle birlikte fabrikaların arasında sıkışıp kalmış bir tarla... Ve bu tarlada, büyük maddi sorunlarına rağmen geleneksel yöntemlerde direnip hayata tutunmaya çalışan göçmen bir aile... Bu duruma rağmen en küçük oğul İbrahim, farklı bir geleceğin hayalini kurmaktadır ve kendi kaderini belirleme konusunda kararlıdır. Bölgenin bu acımasız sistemine ek olarak feodal aile yapısının getirdiği baskının da boyunduruğu altındadır. Oysa bir hayali gerçeğe dönüştürmek o kadar da kolay değildir. Eylemleri hem kendisi hem de ailesi için beklenmeyen sonuçlar doğuracaktır. Fikret Reyhan’ın hem yönetmeni hem de senaristi olduğu Sarı Sıcak Usta Aktörlerden Mehmet Özgür ile Genç Kuşağın Usta olma yolunda emin adımlarla ilerleyen başarılı oyuncu Aytaç Uşun’u bir araya getiriyor.
17. Sessizliğin Kardeşleri
Yönetmenliğini Taylan Mintaş’ın yaptığı “Sessizliğin Kardeşleri” ilk kez İstanbul Film Festivali’nde seyirci önüne çıkıyor. Kars’ın bir köyünde yaşayan sağır ve dilsiz iki kardeşin, sıfırdan yarattıkları işaret diliyle kendilerine özgü eşsiz bir dünya kurmalarını konu alan film, festivalin Ulusal Belgesel bölümünde yarışacak. Seyirciyi zor koşullara rağmen direncini kaybetmeyen insanların hayatlarına konuk eden “Sessizliğin Kardeşleri”, iki kardeşin sessizliğin içinde yarattıkları benzersiz bir dilin yanı sıra, babalar ve oğulların, ve elbette köyün güçlü kadınlarının da hikâyesini anlatıyor.
16: Safari *
Avusturya toplumunun en karanlık noktalarını günışığına çıkaran sıra dışı sinemacı Ulrich Seidl’ın önce Venedik, ardından da Toronto film festivallerinde gösterilen son filmi Safari, yine rahatsız edici, yine kışkırtıcı ve şaşırtıcı bir iş olarak göze çarpıyor . 2015’te In The Basement / Bodrumda filmini de 34.İstanbul Film Festivalinde izlediğimiz Seidl bu kez de Afrika’ya av amacıyla giden Avrupalı turistleri, Afrikalı yerli çalışanları ve av sürecini tüm vahşeti ve açıklığıyla izliyor. Safari bir yanıyla av turizmi gibi tartışmalı bir konuyu ele alırken, bir yandan da insan doğasının zihni zorlayan yönlerini da kurcalıyor.
(Bu filmde şiddet içeren sahneler olduğu yaşı küçük izleyiciler için uygun olmayabilir.)
15. Gümüş Küre / Na Serbrnym Globie / On The Sılver Globe *
Geçen yıl hayatını kaybeden Polonyalı usta yönetmen Andrzej Zulawski’nin yasaklanan ve yıllar boyu tamamlanamayan epik filmi Gümüş Küre, belki de başına bunlar gelmeseydi 2001: Uzay Yolu Macerası, Stalker gibi metaforik bilimkurgu klasiklerinin yanında yer alacaktı. Kayıp sahneleri yeni görüntüler ve dış ses anlatımıyla tamamlayan Zulawski, yeni bir medeniyet kurmak için dünyayı terk eden bir grup astronotun hikâyesini anlatıyor. Zulawski’nin filminin gücü, özel efektler üzerine kurulu geleneksel bir dramatik yapıdan kaçınarak, atmosfer yaratımına önem veren, parçalı bir anlatıma yönelmesinden geliyor. İzleyiciyi eşi benzeri olmayan bir sinemasal evrene davet eden film, perdede görülmesi gereken devasa bir görsel şölen.
(Bu filmde cinsellik ve / veya şiddet içeren sahneler yaşı küçük izleyiciler için uygun olmayabilir.)
14. Süper Karanlık Zamanlar / Super Dark Times
Rotterdam Film Festivali’nin Parlak Gelecek bölümünde Şubat ayında dünya prömiyerini yapan Süper Karanlık Zamanlar, 1990’larda, internet, sosyal medya, cep telefonlarının olmadığı günlerde geçen; arkadaşlık, cinayet, şüphe, suçluluk üzerine bir gençlik filmi. Tanınmış görüntü yönetmeni Kevin Phillips’in yönettiği ilk filmi, güçlü performanslara dayanan parlak bir Amerikan bağımsızı olarak göze çarpıyor.
13.Deha/ Gıfted
Başroldeki Chris Evans ve çocuk oyuncu Mckenna Grace’in başarılı performanslarının yanı sıra sivri diyalogları ve güçlü karakterleriyle Deha kalpleri fethmeye geliyor. Bu son derece eğlenceli ve sıcak komedi-dram, 7 yaşındaki yeğeni Mary’i tek başına ve kendi kurallarıyla yetiştirmeye kararlı Frank’i anlatıyor.
12.93 Yazı/Eistu 1993 /Summer 1993
Katalan yönetmen Carla Simon’un küçük bir kızın evlatlık gittiği ailedeki sıkıntılı günleri hakkındaki ilk uzun metrajlı duygusal filmi, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin Generation Kplus bölümünde Şubat ayında yaptı. Annesiyle babası hayatlarını kaybedince dayısıyla yengesi altı yaşındaki Frida’yı taşradaki evlerine, yanlarına alırlar. Annesinin hasretini içinden atamayan Frida gecelerini dua ederek, gündüzlerini ise yeni ailesinde kendine bir yer edinmeye çalışarak geçirir.
11. 14. Louis’nin Ölümü | La Mort De Louis XIV | The Death Of Louis XIV |
Sinema tarihinin efsane oyuncularından Jean-Pierre Léaud, kariyerinin en büyüleyici performanslarından birisiyle karşımızda. Fransa, hatta tüm Avrupa tarihinin en güçlü krallarından birisi olan, tam 72 yıl hükümdarlık yapmış, meşhur "Devlet benim" sözünün sahibi ve mutlak monarşinin simge ismi 14. Louis’nin son günlerini izliyoruz bu sıra dışı dönem filminde.
10.Kaygı
Ceylan Özgün Özçelik’e SXSW Film Festivali'nde öne çıkan kadın yönetmene verilen LUNA Gamechanger Ödülü'nü kazandıran “Kaygı “ Ulusal Altın Lale Yarışmasının iddialı filmlerinden. Haber kanalında kurgucu olarak çalışan 30’lu yaşlarındaki Hasret uzun süredir aynı kâbusu görmektedir. Tekrarlayan kâbusla aklına bir soru düşer: Annesiyle babası trafik kazasında ölmemiş olabilir mi? İşte Hasret’in bu kaygısı bir gerilime dönüşüp olayları geliştiriyor.
9.Damat Koğuşu/ Groom’s Block *
İlker Savaşkurt’un yönettiği Mehmet Kala’nın senaristi olduğu Damat Koğuşu (Groom’s Block) 36.İstanbul Film Festivalinde “ Yeni Türkiye Sineması“ bölümü kapsamında ilk kez Türkiye Sinemalarında gösterilecek. Damat Koğuşu da yakın bir tarihte 21. kez düzenlenecek olan Sofya Film Festivali’nde de boy gösterdi ve "Genç Jüri Ödülü"nü kazandı. Damat Koğuşu ; cezaevi müdürü ve gardiyanların gerilimi kendi çıkarları doğrultusunda yönettiği koşullar altındaki mahkûmların kuralsız ilişkisini ve birbirleriyle olan varoluş savaşımını işliyor. Filmin öyküsü ve karakterleri gerçeklerden esinlenilerek senaryoya aktarıldı.
(Bu filmde şiddet içeren sahneler olduğu için yaşı küçük izleyiciler için uygun olmayabilir.)
8 .Kırık Kalpler Bankası
Onur Ünlü’nün yapım aşaması çok eskiye dayanan filmi Kırık Kalpler Bankası ‘da ilk Türkiye gösterimini 36. İstanbul Film Festivali’ninde yapıyor Filmin konunsuna gelirsek ; Osman ve Enis, İstanbul’un en merkezi semtlerinden Galata’da bir amatör futbol takımında top oynayan 20’li yaşlarının sonunda iki genç adamdır. Enis ve Osman’ın amacı, hem takım arkadaşlarıyla birlikte semtteki bankalardan birini soymak hem de son maçı kazanarak ligden düşmemektir. Maç oynanır ve çıkan büyük bir kavga sonucunda yarım kalır. Fakat bu kavga sırasında Osman, karşı takımın organ kaçakçılığıyla ünlü başkanı Rüstem Tor’un zorla yanında tuttuğu Aslım’a âşık olmuştur.
7.Mimozlar/Mımozos
Hasta ve yaşlı bir şeyhin son arzusu Sicilmâse’de, akrabalarının yanına gömülmektir. Ancak yolda hayatını kaybedince birkaç adam cenazesini bu şehre götürme görevini üstlenir; Atlas dağlarının çetin şartlarında fiziksel olduğu kadar metafizik bir yolculuk başlar. Büyüleyici coğrafyayı fon edinen Oliver Laxe, hikâyesinin şifrelerini çözmeyi izleyicisine bırakırken alışıldık hikâye anlatım yollarını reddederek yolculuğu ruhsal bir deneyime yaklaştırıyor.
6. Falstaff (Geceyarısında Çanlar) / Falstaff (Chimes At Midnght)
Orson Welles’in kariyerinin en iyi filmi olarak nitelediği bu Shakespeare uyarlaması, sinema tarihinin en çok merak edilen, en talihsiz filmlerinden biri. İlk çıktığında eleştirmenlerin yerdiği, hakları üzerine süren davalar nedeniyle ancak nadiren izleyici karşısına çıkabilen film, restorasyonu sonrasında nihayet hak ettiği değeri buldu. Falstaff karakterini Orson Welles’in canlandırdığı film, günümüzde artık yönetmenin başyapıtlarından biri olarak kabul ediliyor. Welles’in ustalığını her karesinde hissettiren filmdeki epik savaş sahnesi, Pauline Kael tarafından "sinema tarihinin en iyi sahnelerinden biri" olarak niteleniyor.
5. Mulholland Yokuşu/ Mulholland Drive
Hem Cahiers de Cinema’ya hem de BBC Culture anketine göre 2000’li yılların en iyi filmi, Roger Ebert’in “hipnotize edici, gerçeküstü bir rüya manzarası” sözleriyle nitelendirdiği Mulholland Drive, “yeni kara film” türünün en özgün örneklerinden. David Lynch’in en çok tartışılan ve en az anlaşılan yapıtı Mulholland Drive, Nisan ayındaki dünya prömiyerinin hemen ardından festivalde 4K restore kopyasından gösterilecek. Filmin İngiltere’de sinemalarda gösterime girişi, Mayıs ayında Twin Peaks’in dönüşüne denk gelecek. Filmin restorasyon sürecini Lynch şahsen yürüttü. Başrollerinde Naomi Watts, Justin Theroux ile Laura Harring’in yer aldığı, “kült” sıfatını hakkıyla taşıyan bu benzersiz film, Lynch’e Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü, bir de Oscar adaylığı getirdi.
4. Ben Senin Zencin Değilim/ I’am Not Your Negro
Usta yönetmen Raoul Peck’in imzasını taşıyan Oscar adayı bu belgesel, ünlü Amerikalı yazar James Baldwin’in yarım kalmış yapıtı Remember This House’u merkezine alıyor. Baldwin, çok kısa aralıklarla öldürülen Afro-Amerikalı üç aktiviste; Medgar Evers, Malcolm X ve Martin Luther King Jr.’a dair anılarından yola çıkarak Amerika’da ırkçılığın kökeni ve bununla nasıl mücadele edilebileceği üzerine bir deneme yazmayı amaçlamıştı. . Peck ise yarım kalmış bu metni arşiv görüntüleriyle birleştirerek, Baldwin’in o dönemde ırkçılığa dair söylediklerinin günümüzde Amerika’da hâlâ geçerli olduğunu da hayranlık uyandırıcı bir şekilde anlatıyor.
3.Manifesto
Alman sanatçı Julian Rosefeldt’in geçtiğimiz yıl büyük bir başarı kazanan video art enstalasyonu, şimdi uzun metrajlı bir film olarak karşımızda. Filmde Cate Blanchett 13 farklı karakteri canlandırıyor ve komünist manifestodan Dogme 95’e değin sanat tarihine yön vermiş çeşitli manifestoları olur olmaz yerlerde okuyor.
2. Cennet/ Paradise
Olga, yakalanarak Fransız komiser Jules’ün karşısına çıktıktan sonra ölüm kampına gönderilir. Gerçek bir cehennem olan kampta Olga’yı bir sürpriz beklemektedir: Kamp yetkililerinden SS subayı Helmut, yıllardan beri Olga’ya âşıktır ve onu kurtarmaya niyetlidir. Rus sinemasının ustalarından Andrei Konchalovsky’nin bu son filmi siyah- beyaz, 16mm ve 35mm çekimlerin bir araya getirildiği, usta görüntü yönetimiyle dikkat çekiyor.
1. Richard III
'Bir ata krallığım feda!' Üçüncü Richard’ın bu ünlü repliğiyle kötü adamın savaş alanındaki yenilgisini ele alan bu film Ian McKellen gibi usta bir aktörle taçlanıyor ve her dönemin güç savaşını temsil eden entrika yumağını işliyor. Bu film, Festivalin Sinema Onur Ödülü’nü alan Sir Ian McKellen için, oyuncunun katılımıyla gösteriliyor.
Kıymetli okuyucularım bütün bu filmlerin yanında 6 filmi ,eleştirenleri ikiye bölen bir filmi ve bir bölümü de öneriyorum sizlere.
- 36. İstanbul Film Festivali’nin Açılış Filmi Olan Lodos 2003’te çektiği Baharatın Tadı’ndan sonra sinemaya 13 yıllık bir ara veren ve nihayet geri dönen Tassos Boulmetis’in en son filmi. Film; merkezinde büyümekte olan bir çocuğu konu ediniyor .Tabi arka planda ise hızlıca geçip giden yıllar, 60’lar, 70’ler ve 80’ler...
- 20. yüzyılın en önemli filozoflarından Marx’ın gençlik yıllarını konu alan Genç Karl Marx, festivalde yer alacak olan ” Ben Senin Zencin Değilim( I am Not Your Negro )”yu da yöneten Raoul Peck’in diğer filmi.
- Müzik tarihinin efsane gruplarından Tindersticks’in son “film & müzik projesi” olan Minute Bodies: The Intimate World of F. Percy Smith, Yönetmenliğini Tindersticks’in has adamı Stuart Staples’ın üstlendiği bir film ve aynı zamanda bilim dünyasında adı saygıyla anılan doğacı, mucit ve belgeselci F. Percy Smith’in 1900’lerin başında çektiği eğitim amaçlı bilim filmlerinden bir kolaj.
- George Orwell’in Klasik Romanının Beyazperdeye uyarlaması olan :1984 vatandaş Winston rolünde oynayan ve geçtiğimiz Ocak ayında hayatını kaybeden John Hurt anısına gösterilecek . Distopik bir dünyada, kurgusal faşist bir İngiltere’de geçen film İstanbul Film Festivali’nin 1985 yılında yapılan ilk Uluslararası Yarışması’nda festivalin ilk Altın Lale’sini kazandı.
- Isabelle Huppert’in Elle ile birlikte oynadığı en son filmlerden olan Souvenir(Bir Yıldız Dönüyor) Bavo Defurne’nin yönettiği bir müzik hikayesi. Yıllar önce Eurovision Şarkı Yarışması’na Fransa adına katılmış şarkıcı Liliane birinciliği ABBA’ya kaptırdıktan sonra kariyeri sona ermiştir. Liliane’nin yıllar sonra müziğe ve şarkılara geri dönmesini ele alan filmin müziklerini ünlü pop caz grubu Pink Martini yaptı.
- Ralitza Petrova ile Türkiye’de tanışma imkanı bulmuştum.Bulgar yönetmenin Vicdansız’ı Bulgaristan’da dağların eteğine kurulu,neredeyse cansız, gri bir kasabada yardıma muhtaç yaşlı insanların bakımını yapıp hastalarının kimlik kartlarını çalıp karaborsada satan hemşire Gana’nın hikayesini ele alıyor.
- Tabi bu flimlerin yanında bir isim var ki;kendisinin tüm filmleri toplu gösterim şeklinde festivalde ele alınıyor. Kıymetli okuyucularım; Vincent Dieutre’ün toplu gösterimi olacak olan Vincent Dieutre:Yanlızlık Alıştırmaları ‘nı sinefillere öneriyorum. Vincent Dieutre ayrıca 13 Nisan Günü Pera Müzesinde saat 5’te (17.00) bir söyleşi de yapacak.
- Kristen Stewart ile Olivier Assayas’ı tekrardan bir araya getiren Hayalet Hikâyesi (Personal Shopper) sinema eleştirmenlerini ikiye böldü. Bu film de Türkiye’de ilk defa 36. İstanbul Film Festivali’ninde yer alıyor.