Bundan sekiz asır önce dünyaya gelen ve dünyaya yön veren bir Mevlâna dünyamıza etki oluşturmayı başarmıştır. Sadece İslam dünyası değil dünyanın her yanından her çeşit düşüncede insan, Mevlâna ve onun felsefesini benimsemiştir. İslâm dünyasında hürmet belirtmek için önemli kişilerin isimlerinin önünde kullanılan “efendimiz” anlamındaki Mevlânâ lâkabı, Mevlânâ’yla birlikte özel bir isme dönüştü.
Hüdâvendigâr, Hünkâr, Hazret-i Mevlânâ, Mevlevî, Şeyh, Mollâ-yı Rûmî, Rûmî ve Hazret-i Pîr lâkap ve unvanları da Mevlânâ için kullanılmıştır. “Hazret-i Mevlânâ” ve “Hazret-i Pîr” saygı hitapları, Mevlevî çevrelerinde ve Anadolu’da daha çok tercih edilmiştir. Bugün İran ve Pakistan’da “Mevlevî”, Batı’da “Rûmî” lakapları, onu anmak için öncelikle kullanılmaktadır.
Mevlâna’nın hayat yolculuğu 1207 yılında Horasan'ın Belh bölgesinde Afganistan sınırların içindeki Vahş kasabasında başlar. Mevlâna , aynı zamanda cağının da en önemli mutasavvıflarından olan ve babası, "Alimlerin Sultanı" ünvanı taşıyan Muhammed Bahaeddin Veled'in oğludur.
Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrılacaktır.
1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
1232 yılında babasının ölümünden sonra Mevlâna , Konya'ya göç etmiştir. Seyyid Burhaneddin'den manevi dersler alan Muhammed Celâleddîn-i Rumi'ye, "Efendimiz" anlamına gelen Mevlâna unvanı verilmiştir. 1244 yılında ise Tebrizli Şems ile tanışır. Mevlâna Şems’de “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını”görmüştü. Fakat Mevlâna ile Şems'in tanışması talebeleri tarafından hoşgörülmedi. Şems’ten “Bu adam kim oluyor ki Şeyhimizi, ırmağın bir saman çöpünü kapıp sürüklediği gibi kaptı da bizden ayırdı.” sözleriyle yakınmaya başladılar. Arzuları önceki düzene dönmekti. Bu dönemde bir kez ortadan kaybolan Şems 1247 yılında 2. ve son kez ortadan kaybolur. Şems'in gitmesi sonrasında Mevlâna , Selahattin Zerkübi ve sonrasında Hüsamettin Çelebi ile birlikte Mesnevi adlı eserini yıllar süren çalışmalar sonucu ortaya koymuştur.
Mevlâna, 17 Aralık 1273’de Konya’da vefat eder. Mevlâna’nın cenaze namazını Mevlâna’nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırmıştır.
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun içindir ki ; Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
Mevlâna vasiyetinde şunları söylemişti;
“Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.”