1813 tarihli Gülistan Antlaşması ile Dağlık Karabağ, Rusya’nın hükümranlığına girmiş, Karabağ Hanlığı da 1822 yılında kaldırılmıştır. 19’ncu yüzyılın ikinci yarısına kadar Karabağ’daki Azerî Türkler nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlardı. 1905 Rus İhtilâli ile birlikte ilk çatışmalar başlamış ve karışıklıklar Gence ve Tiflis’e sıçramıştı.
Ekim Devrimi sonrası
1917 Bolşevik İhtilali veya Ekim Devrimi’nden hemen sonra Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu durum kısa sürdü ve Sovyetler, bölgeyi yeniden ele geçirdiler. Gürcistan ve Azerbaycan arasında Ahılkelek, Ermenistan ve Azerbaycan arasında Karabağ sorunu çözülemedi. 1988 yılında Karabağ, Ermenistan ve Azerbaycan’a bağlanma konusunda bir iki kez el değiştirdi. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Ermenistan, Dağlık Karabağ’ı istilâ etti. Günümüz Kafkasya’sının en önemli sorunu olan bu işgal olayı, uluslararası platformlarda varlığını hissettirmektedir.
Karabağ ve Dağlık Karabağ, coğrafya bakımından iki ayrı terimi ifade etmektedir. Karabağ, Azerbaycan’ın Kür ve Aras ırmakları ile Ermenistan’ın Sevan Gölü (Çökçe Gölü) arasında bulunan, yaklaşık 18.000 km2 büyüklüğündeki bölgedir. Bu bölgenin dağlık kısmı olan ve stratejik değeri bulunan 4300 km2 büyüklüğündeki kısmına Ruslar, Dağlık Karabağ adını vermişlerdir. Günümüzde Ermenistan ile Azerbaycan arasında anlaşmazlık konusu olan bu bölgedir ve artık, kolaylık olmak üzere sadece “Karabağ” olarak adlandırılmaktadır.*
Karabağ ve yer değişikliği
Türkiye, Azerbaycan’a olan yakınlığı ve işbirliği nedeniyle Karabağ sorununa ilgi duymakta ve Ermenistan’ın sınır kapılarının açılması isteğini geri çevirmektedir. Bu nedenle BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan) boru hattını dahi Gürcistan topraklarından geçirmiştir. Diğer yandan tehcir olayını sürekli gündemde tutarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan Diaspora, sorunun kendi çıkarlarına uygun şekilde sonuçlanması için uluslararası çabalarını sürdürmekte ve kararlar aldırmaya çalışmaktadır.
Hükümetimiz, ülkemizin güneydoğusundaki terör faaliyetini büyük ölçüde sona erdirmiş, ekonomik ve sosyal önlemler alırken TSK da Suriye sınırının ötesinde harekât icra etmektedir. PKK terör örgütünün elemanları zorlu kış şartlarında ağır zayiat vermişlerdir. Irak’ın kuzeyindeki kampları dağıtılmış, lojistik destek ve barınma imkânları ortadan kaldırılmıştır. Türkiye’nin Avrupa’daki girişimleri üzerine terör örgütünün bazı elebaşıları yakalanmış hatta Türkiye’ye iade edilenler olmuştur.
Barınamayacağını anladığı coğrafyada böylesine nazik bir durum yaşayan PKK terör örgütü, yine bir sorunlu bölgeyi, Kafkasya’yı kendisine üs olarak seçme gayreti içine girmiştir. Yoksulluğun diz boyu olduğu, demokrasinin henüz yerleşmediği ve emperyal güçlerin kışkırtma ve desteklerine açık olan Ermenistan’ın istilâsı altındaki Karabağ’ı gözlerine kestirmişlerdir. Bölgenin dağlık, su kaynaklarının bol olması, bitki türlerinin zenginliği, Karabağ’ın Türkiye sınırına yakın olması gibi avantajlardan istifade etmek istemişlerdir.
Diasporanın çalışmaları
Diaspora’nın Türkiye aleyhtarı kampanyaları sürdürebileceği, ABD ile ilişkilerini geliştiren Türkiye’nin Kafkasya’da ekonomik ve siyasi üstünlükler kurmaya çalışmasını kıskanan ve karşı çıkan Rusya Federasyonu’nun bu olaya el altından destek verebileceği, Ermenistan’ın Türkiye’den birtakım tavizler koparmak amacıyla bu olayı istismar edebileceği muhtemeldir.
PKK terör örgütü, böylesine sıkıştığı durumlarda af, eve dönüş, demokratik çözüm gibi siyasi söylemlere çokça müracaat etmiştir. Ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden toprak koparma gayretleri, Kurtuluş Savaşı yıllarından beri sürdürülmekte ve çeşitli kisveler altında ayaklanmalar yaratılmaktadır. Her defasında bastırılan, gereksiz yere can yakan hatta günümüzde bölge halkından dahi destek görmeyen örgütlenme ve eylemler, bir zorunluluktan ziyade emperyal dış güçlerin destek ve kışkırtmaları sonucu ortaya çıkmaktadır.
Kürt halkını temsil ettiklerini söyleyen kişi ve kuruluşlar, “demokratik cumhuriyet” söylemlerinden başka bölge halkının refah seviyesini yükseltecek, yeraltı servetlerini toprak üstüne çıkarıp işletecek, tarım alanları, sulama tesisleri ve sağlık teşkillerini çoğaltacak plan ve fikirleri üretmelidirler. Arkeolojik araştırma ve çalışmalarla çevre dokusunu bozmayacak şekilde sınai yatırımlara hazırlıklı olmalıdırlar. Ve tabii ki, göçü önleyici ve nüfus artışını kontrol altına alıcı plan ve projelerini ortaya koymalıdırlar.
Ermenistan’ın da PKK terör örgütünün Dağlık Karabağ’da yerleşmesine müsaade etmemesi gerekiyor.
* E. Büyükelçi Ömer E. Lütem