Rahat içinde yaşamaktan ziyade biraz nefes alabileceği ortamı özleyen halk, zamların etkisiyle bunalmış durumdadır. Türkiye ise mahalleli ağzıyla sürdürülen siyaset, sürüp giden davalar, AİHM’nin uyarıları ve tarihte kalmış konuları tartışmakla meşguldür.
Ermeni iddiaları
AİHM, Türkiye’ye yönelik “Ermeni soykırımı” iddialarını geçersiz saysa da, birçok ülkenin parlamentosunda Türkiye aleyhinde kararlar alınmış ve halen de alınmaktadır. Ermenistan ise bu konuda olanca güç ve performansıyla Türkiye hakkındaki menfi faaliyetlerini sürdürmektedir.
Hatırlarsanız, İstanbul’daki NATO toplantısında bir Ermeni milletvekili Türkiye hakkında ağır ithamlarda bulunmuştu. Koryun Nahapetyan isimli Ermeni milletvekili, Türkiye’ye yönelik suçlamalarda bulunmuş ve Bakan Çavuşoğlu’nun sert tepki göstermesine neden olmuştu.
Çavuşoğlu, “Değişik görüşlerimiz olabilir. Ama önce dürüst olmamız lazım. Hele siyasetçiysek çok dürüst olmalıyız. Maalesef Ermeni arkadaşlarımız hiç dürüst olmuyorlar. Nasıl söylersiniz IŞİD’e destek verdiğimizi. Bugüne kadar hangi ülke Türkiye’nin öldürdüğü kadar IŞİD teröristini öldürmüştür? Hiç de dürüst olmayan biçimde IŞİD’e destek verdiğimizi söylüyorsunuz?” şeklinde cevap vermişti.
Bölge ülkelerinin Türkiye’ye karşı önyargıları
Türkiye’nin enerji ihtiyacını kendilerinden karşılayabileceği fikrini empoze eden Rusya ve İran, sattıkları enerji türlerinin vanalarını kapatınca Türkiye üzerinde ağır bir baskı kuracaklarını, bu durumun dar gelirli ve emeklilerin üzerinde ezici bir etki yaratacağını hesaplamışlardır. Bu fikirlerini hayata geçirmek için de Türkiye ile temas ve görüşmelerini sıklaştırmışlardır.
Suriye’nin hizaya getirilmesiyle ilgili plan nedir, bundan sonra nasıl uygulanır bilmiyoruz. Türkiye’nin, Suriye’deki yönetimi devirmek ve İran’ı kontrol altına almak isteyen ABD’nin yanında yer alması, Rusya Federasyonu ve Çin’i taraf olmaya itmişti. Bu iki ülke gelişmeleri büyük bir dikkatle takip ediyorlardı. Rusya, Doğu Akdeniz’de ve Suriye sahillerinde harp gemileri bulundurmakta ve tatbikatlar yapmaktadır.
Tüfek patladıktan sonra
ABD, AB ve Rusya’nın müdahil olduğu bir yerde çözüm üretilemez. Bu ülke ve kuruluşlar hep birbirlerini suçlayarak siyaset üretirler, çözüm üretmezler. Suriye yönetimini çekilmeye zorlayacak bir operasyondan söz etmek mümkün olabilir. Bu teklife veya işbirliğine Rusya’nın ne kadar yaklaştığı da ayrı bir konudur.
ABD’nin küçük çaplı kara unsurları, petrol kuyuları civarında konuşlanmış ve giderek artan sayıda birlik ve silahla takviye edilmektedir.
AB’nin Türkiye’ye yönelik faaliyetleri
Suriye sınırından geçerek ülkemize sığınan binlerce insanın durumu ortadadır. Başlangıçta AB, Türkiye’yi “Avrupa’ya mülteci ihraç eden ülke” olarak görmüştür. Hatta bunu önlemek ve sıkıntıyı def etmek için Türkiye’ye vize imkânı sağlamayı ve mali yardım yapmayı bile teklif etmişlerdi.
Bir yandan kendilerinin hiç hoşlanmadığı bu durumu Türkiye’nin önlemesi için 2016’nın sonlarına doğru AB kapısını açacaklarını, mali destek sağlayacaklarını vaat etmişlerdi. Şimdiye kadar da çok az bir para göndermek suretiyle işi kotardıklarını zannetmişlerdir.
FETÖ musibetinin Türkiye üzerinde yarattığı sarsıntı, Batı ülkeleri tarafından maksatlı olarak geç anlaşılmıştı. Türkiye’deki tutuklamaları, Avrupa ülkelerine kaçan ve iltica edenleri, insan hakları ihlâllerini bahane eden Avrupa, muslukları kıstıkça kıstı. Son olarak Türkiye ile müzakerelerin dondurulması kararını bile aldı. ABD Temsilciler Meclisi’nden sonra Senato’da da Türkiye aleyhinde soykırım kararını almıştır. Amerikan resmi ağızları bunun dikkate alınmamasını, Türkiye’ye karşı Amerikan politikasında değişiklik olmadığını belirtmişlerdir.
Bu kararın Türkiye üzerinde nasıl bir etki yaratacağını şimdiden söylemek elbette zordur. Siyasi baskılar ve ekonomik yaptırımlar uzun vadelidir. Sonuçları tahrip edicidir.
Başa sarılan film
Türkiye, bu sığınmacılara daha ne kadar bakabilir? Batı, güzel tekliflerle karşımıza çıksa da bir milyonluk mülteciye kapılarını kapatan bir Avrupa’nın 80 milyonluk Türkiye’ye kapılarını açması mümkün mü? Dün Irak’ta olduğu gibi bugün de Suriye’deki eski medeniyetlere ait eserler tahrip edilmekle işe başlanmıştır.
Soykırım konusunda Almanya’dan sonra Fransa, Suriye, Rusya, Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ülkelerin Türkiye aleyhinde kararlar almaları, hatta BM’de kararlar aldırmaları da muhtemeldir.
Alınan kararlara “Bizim için yok hükmündedir” demek veya “Bizi bağlamaz” demek bağlamayacağı anlamına gelmez. Gelecek kuşakların karşısına ne tür zorluklar, kısıtlamalar ve yaptırımlar çıkaracaklarını şimdiden bilemeyiz.