SON DAKİKA
reklam
reklam

27 Aralık Atatürk Koşusu

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Ocak 2020, Çarşamba - 12:58   Okunma Sayısı:

   Kara Harp Okulu’nda okuyan öğrencilerden bir tabur, her yıl yapılan 27 Aralık Atatürk Koşusu’na eğitim kıyafetli, çelik başlık ve tüfekli olarak katılır. Şimdilerde güzergâhın Anıtkabir’de sonlanacak şekilde düzenlendiği görülmektedir.

   1972 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirip Kara Harp Okulu’na geçmiştik. İkinci sınıftayken Atatürk Koşusu’na katılmıştım. Mezun olduktan sonra 1978 yılında Kara Harp Okulu’na bu kez takım komutanı olarak tayin olmuş, bu kez de 2’nci sınıf öğrencilerinin başında üsteğmen rütbesiyle Atatürk Koşusu’na katılmıştım.

 

Atatürk Koşusu nedir?

   Ülke 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonunda işgal edilmeye başlanmıştır. Millet, istilâcılara karşı mücadeleye hazırdır, ancak istilâcı İngiliz güçleri, her türlü yıkıcı, bölücü ve teslimiyete zorlayıcı çalışmalara yönelmişlerdir.

   Hürriyet ve İtilâf Partisi, yurdun çeşitli yerlerinde (Muğla, Aydın, Bursa, Bolu, Balıkesir, Biga ve Konya vilâyetlerinde kardeşi kardeşe düşürücü faaliyetlere girişmiş, İngiliz güdümündeki İstanbul hükümeti ise, Milli Kuvvetlere ve başındaki Mustafa Kemal’e karşı her türlü baltalayıcı önlemi almaktan çekinmemiştir. 25 Ekim günü Anzavur İsyanı’nı başlatmışlardır.

   İşgale karşı 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, 22 Haziran’da Amasya Genelgesi’nin hazırlanmasıyla ilgili programına devam ederken 8-9 Temmuz gecesi askerlikten istifa eder. 23 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında Erzurum Kongresi’ni yapar.

   4-11 Eylül 1919 günlerinde Sivas Kongresi gerçekleşir. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan işgal ve istilâcı güçlerine karşı vatanın savunulması  konusunda kesin kararlar alan Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye mensupları, durum değerlendirmesini yaptıktan sonra 22 Aralık günü Sivas’tan hareket ederek Kayseri-Kırşehir yoluyla 27 Aralık 1919’da Ankara’ya dönerler.

   Heyet muhteşem bir törenle karşılanır. Dikmen’de seçmenlerin oyun ve gösterileriyle başlayan karşılama, insan sayısı giderek artan bir konvoy halini alır. Aynı gün Mustafa Kemal imzasıyla Heyet-i Temsiliye tarafından teşkilâta şu özet telgraf yayınlanır:

 

   “Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Heyet-İ Temsiliye, yol boyunca ve Ankara’da büyük milletimizin samimi tezahüratı içinde Ankara’ya geldi. Şimdilik Heyet-i Temsiliye’nin merkezi Ankara’dadır. Hürmetlerimizi sunarız.”

 

Koşu çalışmaları

   Harp Okulu’ndaki öğrencilik yıllarımızda aralık ayının ortalarında 27 Aralık Atatürk Koşusu’nun ön çalışmalarına başlardık. Derslerin bitiminde eğitim elbiselerini giyer, deponun önünde tüfek, kasatura ve fiber başlıklarımızı alır, iç bahçede sıraya girerdik.

   Buradan yürüyüş kolunda okulun stadyumuna giderdik. İlk bir iki gün parkuru kısa tutar, sonraki günler hem mesafeyi hem de tempoyu giderek arttırırdık. Bir saate dayanan çalışmamızın sonunda yine depo önlerine gelir, tüfeklerimizi teslim ettikten sonra koğuşlara geçip kıyafetlerimizi değiştirirdik. Her birimiz kol ve bacakları kaslı, vücudu dayanıklı gençlerdik.

   Koşular akşam saatlerinde yapılıyor, akşam yemeğine girdikten sonra ders çalışmak üzere sınıflarda etüde geçiyorduk. Sabahtan itibaren derslere girip çıkmak, akşam koşu yapmak yorgunluk yaratıyor, etüd saatinde verimli çalışamıyorduk…

   Burası Harp Okulu… Yorgunluk gibi bir mazeret olamaz, düşük not almak gibi bir durum olamaz. Her türlü zorluğun üstesinden gelmek gerekir…

 

 

 

Koşu günü

… 27 Aralık günü Harp Okulu merkez binasından çıkar çıkmaz koşar adıma geçerdik. Tabur Komutanının “Koşar adım, marş marş!” komutuyla koşu başlardı. Biz bu komutu “Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi, ilerle!” mısralarına benzetirdik.

     Bizden önce subay çıkan Kara Harp Okulu mezunlarının kinayeli anlatımları ve müstehzi bakışlarıyla aktardıkları eşek yoran (!) bayırından aşağıya doğru koca tabur akmaya başlardık. Yüksek sesle söylediğimiz marşlardan, yürüyüş kararı saymalardan ve ayak tempolarından haz duyardık.

   Meclis’in önündeki yolda iki taraflı dizilen halk bizleri alkışlamaya başlardı. Heyecanlanmamak elde mi, aklımıza kahramanlık şiirleri, türküleri, bazen destanları gelirdi. Musiki ve edebiyat deyince aklıma Yahya Kemal gelirdi:

 

“Bu neslin ortada dâhicedir, başardığı iş

Vatan nasıl karışır musikiyle, göstermiş.”[1]

 

   Ankaralı arkadaşlarımızın aile fertlerinden gelenler, önceki yıllarda mezun olanlar, Ankaralılar ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelip bize çiçek atanlar, “bravo sizlere!” diye bağırıp teşvik edenler karşısında çok duygulanır, gözlerimiz yaşarırdı. Bu koşu her Harbiyeli’ye gurur verirdi. Üstelik ben bu gurur ve heyecanı takım komutanı olarak da yaşamışımdır.

   Evet, hepimiz koştuk, her Harbiyeli bu koşulara katıldı; ama hepimiz koşucu olmadık, atıcı olmadık, belki askerliği sonuna kadar götürmedik… Tüm bunlara rağmen Harp Okulu içimizden önce bir Mustafa Kemal çıkardı. Aramızdan cumhurbaşkanları, hukukçular, sanatçılar, iktisatçılar, öğretim üyeleri çıktı… Hepsiyle gurur duyduk. Fâni âlemden gidenlere rahmetler olsun!

   Bu yıl Harp Okulu öğrencilerinin Atatürk Koşusu’na katılmaları beni ve benim gibi emekli olan subayları çok duygulandırmıştır. Subay kaynağı olan ve Harp Okulu’na aday hazırlayan Kuleli Askeri Lisesi’nin de açılması, eğitim ve öğretime başlatılması ümidimizi koruyor, 6 Ekim İstanbul’un kurtuluş günlerinde, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerinde ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde yerini almasını bekliyoruz.

 

 

[1] Beyatlı Yahya Kemal, “Kendi Gök Kubbemiz”, Basım yılı: 1967, Baskı: 3, s: 40, Eski Musiki şiiri.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam