Bu şehrin gördüklerinden bazılarını ben de gördüm. Hatta yazdım. Eskilerin yazdıklarına baktığım zaman o günkü tespitler, değerler ve bulgularla bugünküler arasında pek de bir fark yok galiba? Bakın, şair o günü nasıl değerlendiriyor:
Neleri gördü bu şehir, neleri;
Dâhisi, kurnazı, divanesi!
Hepsi de kendi aklının bir tanesi!
Kimi bahçe nanesi yedi, kimi yaban nanesi!
Bir tak kurmalı bu şehrin ortasına
Ve yazmalı üstüne:
Börekçi Hasan ustanın imalâthanesi!
(Behçet Kemal Çağlar, 1960: 5)
Şimdi biz de kendi penceremizden bakarak konuyu değerlendirelim isterseniz: Kurnazlar her devirde var. Geçmişte kaimeyi taklit etmişler. Günümüzde sahte para basabiliyorlar. Dün Mussolini’yi bile tuzağa düşürmüş olan dolandırıcı Eyüplü Halit (Soyadı Keskiner) ve Sülün Osmanlar vardı, günümüzde akıllı telefonlarla profesörleri kandırıyorlar. FETÖ muhabbetiyle insanlardan para sızdırıyorlar. Yeri gelmişken geçmişteki bir dolandırıcılığı anlatmalıyım:
Eyüplü Halit
Asıl adı Halit Keskiner, Türkiye’nin en meşhur dolandırıcılarındandır. Hatta Sülün Osman’a atfedilen birçok üçkâğıdın onun elinden çıktığı iddia edilir. Eminönü’ndeki saat kulesini satanın da yine Eyüplü Halit olduğu rivayettir. Aslen Giritli olup, çok iyi Rumca ve Fransızca konuştuğu söylenir. Osmanlı’da bile sabıka kaydı bulunup Cumhuriyeti’n ilk yıllarında dolandırıcılığa devam etmiştir.
Hakkında anlatılan hikâyelerden birine göre İstanbul’un işgal altındaki son günlerinde, Türk ordusunun şehre girmesine üç dört gün kala arkadaşı Arap Abdullah ile birlikte Feridiye Caddesi’nde bir ev kiralayıp “karakol” açıyor.
Tam bir otorite boşluğu olduğu için kimse bunu garipsememiş. Kendisi komiser, Abdullah da bekçi rolünde... Eyüplü Halit, Arap Abdullah’ı bölgede oturan paralı Rumlara gönderip karakola çağırtıyor ve kızgın komiser rolünde onları sıkıştırıyor:
---Masum insanları ihbar edersin ha? Gösterecem sana gününü!
Arka odayı da nezarethane dekorunda düzenlemişler. Adamları nezarete attırıp bekçi Arap Abdullah’ı yanlarına gönderiyor. Abdullah,
---Ada bakma, komiser göründüğü kadar hiddetli biri değildir, hani diyorum şöyle birkaç kuruş sıkıştırsan?
İki üç gün içinde zengin Rumları bu numarayla soyup soğana çevirmişler. Türk ordusu şehre girmeden bir gün önce de bu karakol kendiliğinden kapanmıştır.
Bu konuya Şeyhî bakın nasıl yaklaşmış:
Şeyhî, hem mesajını hem de yaşadıklarını hırslı fakat tembel bir eşek figürü aracılığıyla dile getirmiştir. Hakkından fazlasına göz diken bir eşeğin öküzlere özenmesi kendi adına büyük bir hüsranla sonuçlanır. Kulaklarından ve kuyruğundan olan eşek, adeta kanaatı terk edip kendi rızkına ve canına kastetmiştir. Alegoriyle dokunmuştur Şeyhî… ve metnin mesajını şu beyitte toplamış gibidir:
“Batıl isteyü haktan ayrıldım Boynuz umdum kulaktan ayrıldım.”
(Timurtaş, 1981: 40).
16’ncı yüzyılın hiciv örnekleri veren diğer bir ismi de Taşlıcalı Yahya, ağzını fazla bozmadan alaycı kıtalar yazmıştır. Yalnızca şairlerin değil paşaların da onun hiciv oklarından kaçamadığı göze çarpmaktadır. Örneğin; şair terkib-i bendinde Rüstem Paşa’yı ağır bir beddua sayılabilecek şu beyitle anar:
“Gülmez idi yüzi mahşerde dahi gülmeyesi
Çoğ iş itdi bize ol sağlığı ile olmayası”
(Yahya Bey Dîvanı, TB 9/ VII).
Aziz Nesin ise, olumsuz tabloların ortaya çıkmasında yöneticileri sorumlu görürken halkın da yönetimin icraatlarını sorgulamayan zihniyetini eleştirir. Aslında günümüzde de her türlü dolandırıcılık yapılıyorken Emniyet Teşkilâtımız mesajlarla, kısa metrajlı film ve videolarla halkımızı bilinçlendirmeye ve uyarmaya çalışmaktadır.
Buna rağmen aynı dolandırıcılık olaylarını her gün duyuyor ve dinliyoruz. Asıl şiirde olduğu gibi bu pastişte de yola çıkmış şair, bir yolcunun han duvarına yazdığı fakirlikten bahseden dörtlüğü okur ve cevabını verir:
Sana kimler acısın, haline senin yazık,
Yetişmez mi bunca yıl yediğin bunca kazık?
Az değil senin gibi gidiveren tantuna
Post verenler yabanın hayduduna kurduna.
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları!
Daha çok güdecektir bir çoban, davarları
(Nesin, 1948: 26)
Kırılmıyor bir türlü, koltukta paslı yaylar.
Nesin, manzumesinde çizdiği olumsuz tablonun ortaya çıkmasında yöneticileri sorumlu görürken halkın da yönetimin icraatlarını sorgulamayan zihniyetini eleştirir. Asıl şiirde olduğu gibi bu pastişte de yola çıkmış şair bir yolcunun han duvarına yazdığı fakirlikten bahseden dörtlüğü okur ve cevabını verir:
Sana kimler acısın, haline senin yazık,
Yetişmez mi bunca yıl yediğin bunca kazık?
Az değil senin gibi gidiveren tantuna
“Post verenler yabanın hayduduna kurduna.”
“Ey garip çizgilerle dolu han duvarları!”
Daha çok güdecektir bir çoban davarları (Nesin, 1948: 26)