Kaddafi’den sonra gelişen Libya iç savaşı, dış müdahalelere her zaman açık olmuştur. Bu müdahaleler ise yerel aktörlerin birbirleriyle olan çekişme ve çatışmalarından, petrolün varlığından ve yeni sömürge alanı elde etmek düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
İş güçlerin lideri konumundaki Hafter’in gayesi Libya topraklarını bütünüyle ele geçirmek ve kendi rejimini oluşturmaktır. Gn. Hafter, zaman zaman UMH kontrolündeki sahalara saldırarak küçük de olsa avantaj elde edememiştir.
BAE’nin sağladığı ağır silahlar ve Rus hava unsurlarının desteğinde yeniden saldırıya geçen Gn. Hafter güçleri, etki sahasını genişletmeye çalışmaktadır.
Silah desteği sağlayan ülkeler
- Fransa Javelin gibi ağır silahlar vererek Gn. Hafter’in güçlenmesini sağlayan ilk ülkedir.
Bu kanaat Hafter güçlerinin son saldırısında ele geçirilen silahlarla kesinlik kazanmıştır. Libya’nın stratejik Giryan kentinde Hafter terör örgütünden ele geçirilen ABD yapımı Javelin anti-tank füze sistemlerinin Fransa’ya ait olduğu ortaya çıkmıştı.
Emmanuel Macron yönetiminin iktidara gelmesi ile Fransa’nın Kuzey Afrika ve Sahel bölgesinde yeni sömürge politikası yürürlüğe girmişti. Bölgedeki etkinliğini Libya ve Mali üzerinden yürüten Paris yönetimi, darbeci General Halife Hafter vasıtasıyla terör örgütüne siyasi, askeri ve lojistik desteğini artırmıştır.
- Mısır ise Libya’ya lojistik destek temin etmektedir.
- Ürdün silahlı eğitimi üstlenen ülkedir.
UMH ile Türkiye arasında imzalanan anlaşmalar, bu ülkeler kervanına yeni ülkeleri de katacaktır.
İtalya
İtalya’nın Libya politikası yeni yeni oluşmaktadır. İtalya UMH hükümetini Libya’daki meşru otorite olarak tanımanın yanı sıra Hafter muhalifi cephenin en önemli bileşenlerinden Misrata kentiyle de oldukça sıkı ilişkilere sahiptir. Böyle de olsa İtalyan kargo uçaklarının Bingazi’ye seferler yapması İlişkilerin Hafter yönünde gelişebileceğine de işaret olabilir.
Yunanistan
Libya’nın Atina elçisini “istenmeyen kişi” ilan eden Yunanistan, meşru otorite olarak Tobruk hükümetini tanımaktadır. Değişim sinyalleri veren Libya politikası Doğu Akdeniz’deki güç dengelerinin her an değişebileceğine de ihtimal vermektedir.
İlgileri sonradan üzerine çeken ülke: Tunus
ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, Rusya’nın Libya’daki çatışmalara dahil olmasının ardından sivil can kayıplarının arttığını ve krizin bölgesel gerilimi tırmandırdığını söylemiştir.
Norland, Tunus’un başkentinde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Libya’da son dönemde artan gerilim ve Rus güvenlik şirketi Wagner Grup üyesi paralı askerlerin çatışmalara dahil olmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Rus paralı askerlerinin darbeci General Halife Hafter saflarında çatışmalara katıldığına işaret eden Norland, "Libya'daki çatışmanın ortaya çıkardığı bölgesel gerilimi kaygıyla izliyoruz. Rusya'nın dahil olması sivil can kayıplarını arttırdı." şeklinde açıklama yapmıştır.
Norland, Libya’daki krize ilişkin askeri bir çözüm olsa bile bunun "yaşanacak sivil can kaybı ve diğer maliyetler göz önüne alındığında bedelinin çok büyük olacağını" dile getirmiştir.
Muhtemel eylemlerin habercisi
Demeçler, muhtemel eylemlerin habercisidir. Türkiye, Libya’ya yardım edilmesi konusunda kararlıdır. ABD’nin Libya Büyükelçisinin Tunus’ta verdiği Libya ile ilgili demecin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan da Tunus’a gitmiş ve Türkiye’nin Libya’ya yardım konusundaki kararlığını göstermiştir.
Mesele bir kararlılığı ortaya koyarken bohçamızda ne olduğunu da bilmemiz gerektiğinde yatmaktadır. Libya’nın kara birliklerimizi oraya göndermenin ötesinde deniz ve hava unsurlarımızı da göndereceğimiz açıklanmıştır. Bunları bir sefer gönderdikten sonra iş bitecek değil ki?
Değiştirilmeleri, ikmal ve erzak akışının sağlanması, bakım ve onarım masrafları, -umarım kullanmayız- mühimmat ve akaryakıt ikmalinin sağlanması, takviye istenirse birlik gönderilmesi gibi faaliyetler devam edecektir. NATO’dan karşılanacak değil tabii masraflar… Türkiye hangi bütçeyle bu işe girecek ve ne kadar devam ettirebilecektir?
İttifak içi kırılganlıkların yanı sıra yereldeki güç mücadelesinin seyrini değiştirebilecek ittifaklar arası geçişler söz konusu olabilir. Bunun en somut örneği, UMH’yi kağıt üstünde tanıyan ancak 4 Nisan sonrasında Hafter cephesinde yer alan Kaniyat adlı milis grubudur. 2011’deki iç savaş esnasında Kaddafi rejiminin safında yer alan Tarhuna kentinin kontrolünü sağlayan Kaniyat, Ağustos 2018 ve Ocak 2019 aylarında başkente yönelik saldırılarda bulundu ancak Trabluslu milislerin direnişi nedeniyle bu girişiminde başarılı olamadı. Misrata ve Zintan’dan bazı silahlı gruplarla kurduğu ittifakın sonuçsuz kalması nedeniyle 4 Nisan’da Hafter safına geçen Kaniyat, başkentin kuşatmasında mühim bir rol oynadı. Benzer davranışları başkent ve çevresinde yer alan Medhali Selefi grupların sergilemesi şaşırtıcı olmayacak. Hâlihazırda Sabrata, Surman ve Tici’den Medhali Selefi gruplarının Hafter safında yer aldıkları düşünüldüğünde aynı ideolojik damardan beslenen RADA’nın bu ittifakın bir parçası haline gelme olasılığının yüksek olduğu anlaşılıyor.
Sonuç olarak, Türkiye’nin olası Libya operasyonu sadece bölgeye gönderilecek askeri personel ve ekipman ölçüsüyle değil aynı zamanda krizin uluslararası ve yerel dinamikleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Uluslararası arenada rüzgarın şimdilerde Hafter lehine döndüğü düşünüldüğünde yereldeki ittifak ilişkilerinin önemi artmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin UMH çatısı altındaki aktörlerle doğrudan iletişim kurarak aralarındaki güvenlik ikilemini gidermesi ve daha bütüncül bir şekilde hareket edebilmelerini sağlaması, muhtemel bir operasyonunun akıbeti açısından büyük öneme sahiptir. Suriye’de benzer problemlerle karşı karşıya kalan Türkiye’nin muhalif grupları tek çatı altında toplama konusundaki tecrübesi Libya’daki kırılgan ittifaklar sorununu çözmeye yardımcı olabilir.
[Furkan Polat, Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü (ORMER) Libya masasında araştırma görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir]
Rusya'nın Libya'daki çatışmalara
- Libya'daki uluslararası güçler ve Hafter
Libya'nın doğusundaki silahlı güçlerin lideri Hafter'in, 4 Nisan'da başkent Trablus'u ele geçirmek için uluslararası meşruiyete sahip Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne (UMH) karşı saldırı başlatması üzerine ülke şiddet sarmalına sürüklendi.
Aradan geçen sekiz ayda vadettiği "zaferi" elde edemeyen darbeci General Hafter, son olarak 12 Aralık'ta Trablus'a yönelik "Belirleyici Savaş" adıyla yeni bir saldırı başlattığını duyurdu.
Hafter'in saldırı emri karşısında ülkenin batısında başta Misrata olmak üzere 8 kentte seferberlik ilan edildi.
Bölge basınında çıkan haberlerde, Hafter güçlerinin safında yer alan Rus güvenlik şirketi Wagner Grup üyesi paralı asker sayısının giderek arttığı, bunun yanı sıra Sudan ve Afrika'dan da paralı askerlerin bulunduğu sıkça yer almıştı.