Her yıl olduğu gibi 27 Mart günü ITI (International Theatre Institute/ TR: Uluslararası Tiyatrolar Birliği) merkezleri ve dünya çapında tiyatro grupları tarafından kutlanmakta olan Dünya Tiyatrolar Günü’nü geride bıraktık kıymetli okurlarım. 27 Mart Günü Paris’te 1962’de kurulan çok ünlü bir tiyatronun da doğum günüdür. Uluslar Tiyatrosu’nun (Theatre of Nations) da açılış günüdür, ITI’nin şu an sayısı 100’ü bulan dünya çapındaki merkezlerinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlanan Dünya Tiyatrolar Günü’nün bir diğer önemli özelliği de “Dünya Tiyatrolar Günü Uluslararası Bildirgesi”. İlk bildirgenin yazarı olan Fransız film yönetmeni ve şair Jean Cocteau’nun (D.T:5 Temmuz 1889 Ö.T 11 Ekim 1963) ilk bildirgeyi okumasından tam 55 yıl geçti .(1962) Kendisinin sinemasal anlayışı ayrı bir yazı konusu olmakla birlikte ilk Dünya Tiyatrolar Günü’nün Türkiye’deki ilk “Dünya Tiyatrolar Günü Uluslararası Bildirgesi”ni kaleme alan Türk Tiyatrosunun Usta Kalemlerinden Haldun Taner'in yayınladığı ulusal bildiriden bahsetmemek olmaz. O ilk bildirgede tiyatroyu şöyle tanımlıyordu...
“Her gece saat dokuz'da dünyanın dört bir bucağında binlerce perde açılıyor.
Her gece saat dokuz'da milyonlarca insan ışıklandırılmış bir sahneden kendi dünyasının, kendi sorunlarının yoğunlaştırılmış bir kesitini ilgi ile izliyor. Oyalanıyor; eğleniyor, heyecanlanıyor, düşünüyor, bilinçleniyor. Her günkü sürgit yaşamının akışı içinde tam fark edemediği, ya da edip de unuttuğu bazı ana sorunları yeni bir gözlükle görmeye başlıyor.
Tiyatrolar insanlara «Koşun, bana gelin, size ilginç bir şeyler göstereceğim» derler. «Gelin, beni izleyin memnun kalacaksınız» derler.
Bu alışkanlık yüzyıllardır sürüp gidiyor.
Çünkü; tiyatroda etli canlı oyunculardan, etli canlı seyircilere ve sonra yine o etli canlı seyircilerden etli canlı oyunculara geçen karşılıklı bir elektrik alışverişi vardır ki, bu aynı çatı altında aynı anda birbirini tamamlama ve karşılıklı etkileme olayı tiyatroya benzersiz bir toplumsal yaşantı niteliği kazandırır.
İnsanoğlu doğa karşısındaki korkularından başlayarak yüzyıllar boyunca acılarını, sevinçlerini, ihtiraslarını, düşüncelerini, düşlerini, özlemlerini, taşlamalarını, dünya görüşlerini, savaşımlarını, her şeyini somutlaştırıp dile getirmiştir. Tiyatronun bunca yüzyıllardır varoluşu boşuna değildir, tiyatro, insan mayasının kopmaz bir öğesi, insandan ayrı düşünülemez bir gereksinmesidir. Doğada işlevini bitiren her şeyin varlığını sürdürebildiği görülmemiştir. Tiyatro sürüyorsa, sürecekse her devirde bir işlevi olduğundandır.
Tiyatro olmasa, insanoğlu çok eksik, çok güdük kalırdı. “
Evet kıymetli okurlarım; «Tiyatro, iki kalas bir hevestir» sözü boşuna söylenmemiş. Sinema ve dizilerden aşına olduğunuz pek çok isimin Tiyatro sahnesinde devleştiklerine şahit oluyor ve sahneden memnun ayrılıyorsunuz. İşte sizlere yakın dönemde yaşadığım bir örneği aktarmanın gereği olduğunu düşünüyorum.
Kıymetli okurlarım ilk olarak 2008’de Kent Oyuncuları Tiyatrosu tarafından ;Mehmet Ergen’in Türkçe çevrisi ve Mehmet Birkiye’nin yönetiminde sahnelenen Senaryosunu Charles Bennett'in, İskoç yazar John Buchan'ın 1915 yılında yazmış olduğu aynı adlı çok satan romanından uyarlanan ve John Buchan'ın da en bilinen eserlerinden olan 39 Basamak’ın 2016’da ve bu kez de Müşterek Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. Bu oyunlarda oynayan isimlerin bilindiğine ve tanındığına da şüphem yok . Peki bu isimlerin hepsinin Kenterler ekolünden geldikleri ve Yıldız, Müşfik ve Kadiriye Kenter ustaların yanından yetiştiklerini biliyor muydunuz ? Sanırım bu isimlerle ilgili olarak araştırma yapanlar ve tiyatro camiasının içinde olanlar bilirler . Türk Sinema Dünyası ve Türk Pop Müziği’nin önemli ve değerli sanatçılarından olan Lale Belkıs’ın da bir portesini çizdiği Yıldız Kenter hocaya ve Kadiriye Kenter hocaya sağlıklı bir ömür diliyorum. Müşfik Kenter hocaya da tekrardan Allah’tan rahmet diliyorum.
Engin Hepileri (2016’daki Uyarlama) Hakan Gerçek (2008’deki Uyarlamada Sahne Alırken 2016’daki Uyarlamada İse Ses Metinlerini Okuyor ), Demet Evgar, Okan Yalabık ve Bülent Şakrak (2008 ve 2016’daki Uyarlamaların İkisinde De Oynuyorlar. )
Tiyatroya da konu olan oyunun konusunu kısaca anlatmaya çalışırsak; Kanada'dan İngiltere'ye tatilini geçirmek üzere gelen çiftçi Richard Hannay (Engin Hepileri), gece eğlenmek üzere gittiği müzikholde kendisine sorulan her soruyu doğru olarak cevaplandırabilen "Bay Hafıza" (Bülent Şakrak) lakaplı şovmenin programını izlerken salonda silah atılması ile bir kargaşa çıkar. Tabi bu kargaşadan uzaklaşmak için kendini dışarı atan Bay Hannay tedirgin ve tuhaf davranışları olan bir kadınla tanışır ve karşılaşır (Demet Evgar) Evde ona kendisinin İngiltere adına çalışan bir casus olduğunu ve birtakım yabancı ajanların onu öldürmek üzere peşine düşmüş olduklarını söyler. Sokakta bekleyen iki şüpheli adamı da göstermesine rağmen Hannay önce kadına inanmaz ve onun deli olduğunu düşünür. Ancak ertesi sabah kadın sırtına saplanmış bir bıçakla odasına doğru sürünerek gelip, ölmeden önce de "39 basamak" gibi bir şeyler mırıldanınca ona inanmaya başlar. Dışarıda bekleyen adamlara fark ettirmeden binadan kaçarak, kadının elinden aldığı haritada işaretlenmiş İskoçya kasabasına gitmek üzere trene biner.
Trende göz attığı gazeteden polis tarafından cinayetin zanlısı olarak arandığını öğrenir. Artık bir kaçak durumuna da düşmüştür. Hem kendisini temize çıkartmak hem de "39 Basmak" ın sırrını çözmek için trende tanıştığı Pamela'dan (Evgar’ın Oyundaki diğer bir karakteridir.) yardım ister. Başlangıçta Hannay'in bir suçlu olduğuna inanmış olan kadın sürekli olarak ona güçlük çıkarır. Filmin hem de oyunun hatırı sayılır bir bölümünde de birbirlerine kelepçeli olarak bağlı kalan ikili bir yandan peşlerindeki polisi atlatmaya çalışırken bir yandan da serçe parmağı olmayan örgüt şefini bulmaya ve olayın sırrını çözmeye çalışırlar.
Devamını merak ediyorsanız ya tüm filmlerinde bir şekilde şöyle bir görünüp kaybolmayı adet haline getirmiş olan bir “Cameo “ ustası olan Alfred Hitchcock'un da bir sahnede de yer aldığı ki; Hitchcock'un aynı zamanda ilk büyük uluslararası başarıyı ve çıkışı yakaladığı filmi izleyin ya da 4 ismin de sahnede devleştikleri ( Hepileri, Evgar, Şakrak ve Yalabık) ve dönem koşullarına da ciddi bir takım göndermelerin olduğu oyunu izleyin derim.
39 Basamak’da 3 farklı karaktere can veren Demet Evgar’dan tutun da sayısız farklı karakterleri canlandıran Okan Yalabık ve Bülent Şakrak’a;ki bu arada Okan Yalabık’ı dikkatli izleyenler çalılara dahi oynadığını görmüşlerdir, sadece Richard Hannay’ı oynayan Engin Hepileri’ye kadar bu önemli kadronun iki önemli özelliği var. Birincisi; dinamik bir oyun sergileyip, seyirciyi de etki altında bırakacak şekilde oynuyorlar. İkincisi de bu 4’lü zaten uzun yılardır bir birlerini tanıdıkları için de sahne içi uyumları çok daha fazla oluyor. Üçü de (Evgar, Şakrak ve Yalabık) daha önce de bu oyunun içinde yer alıkları için tecrübeliler. Tabi onlara da bu son sahnelendiği dönemde (2016) katılan Hepileri de başarılı bir görüntü sergiliyor ve de diğer arkadaşlarına da güzel bir şekilde eşlilik ediyor.
Tiyatro demişken; S.Kudret Aksal’ın 1966’da yazdığı ve halen güncelliğini koruyan Kahvede Şenlik Var’ı Kartal Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Nihat Nadi Ülger hocamız tarafından sahneye konuldu. “Anlaştıkları için değil, anlaşmak için evlenecek.” Olan bir kadın ve bir erkeğin bir arabulucu vasıtasıyla tanışmalarını ele alan ve absürt- komedi türündeki oyunda aynı zamanda “Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Ana Sanat Dalı 3.Sınıf Öğrencileri” de olan Ataberk Bingöl,Elif Nur Sakal ve Melis Aslan oynuyorlar.
Mart ayı itibarı ile başlayan Kahvede Şenlik Var’ ı Her Perşembe ve Cumartesi günleri Saat 20.00’de ve Pazar Günü de Saat 17.30’da Kartal Sanat Tiyatrosu Ana Sahnesinde tiyatro severler izleyebilecek. Ekonomik sıkıntılardan veya herhangi bir sıkıntılardan dolayı tiyatroya gidemeyenler için ; kendilerini iyi ifade edebilmeleri koşuluyla oyun ücretsiz olacak. Oyuncu arkadaşlarımızın heyecanlı ve aynı zamanda başarılı bir iş çıkarttıklarını gördüm. Bu kapsamda Nihat Nadi Ülger hocamızı da ayrıca kutluyorum. Kıymetli okurlarım bir sinema eleştirmeni olarak ;tiyatroları da mümkün olduğunca izlemenizi öneriyorum . Çünkü; hayatın renklerinden birisi de tiyatro ve William Shakespeare’nin de ifade ettiği üzere “Dünya Bir Oyun Sahnesi.”
Başsağlığı; Türk Halk Müziği sanatçısı, aynı zamanda İTÜ Konservatuar’da Öğretim Görevlisi olan Taşkın Doğanışık Hocayı ve Türk Basınının Kilometre Taşı İsimlerinden; Duayen Foto Muhabiri Atılay Kayaoğlu’yu kaybettik.15 Temmuz Darbe Girişimini seyrini değiştiren isimlerinden Şehit Ömer Halisdemir’in annesi Fatıma Halisdemir ve en son olarak yılarca bizleri güldüren ,zaman zaman duygulandıran kimimiz için Hababam Sınıfı’ındaki “ Güdük Necmi” , kimimiz için Fantastik Kahraman Tarkan'ın arkadaşı ve yoldaşı “Kulke” kimimiz için de Türk sinemasının en iyi dram filmlerinden birisi olan Canım Kardeşim’deki “Halit” oldu;Halit Akçatepe .Hepsinin de ailelerine sabır dilerken mekânları cennet olsun.