Fransa… Türkiye ile ilişkilerde sicili bozuk bir ülke…
PKK terörünün destekçisi, PKK’lıların hâmisi
Türkiye’yi NATO’ya almak istemeyen ülke,
Türkiye’ye Akdeniz Birliği’ni tavsiye eden ülke
I.Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’nin güney bölgelerine sulanan ülke,
Ermeni soykırımı yaygarasını diline dolamış, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya ve dünya
Kamuoyu önünde itibar kaybettirmeye çalışan ülke…
Aynı Fransa şimdi de Libya’daki Hafter güçlerine silah, araç ve gereç temin eden ülke.
Suriye’nin konumu
İbraniler’den Romalılar’a, Seçuklular’dan Haçlılar’a kadar çeşitli kavimlerin istilâlarına uğramış olan Suriye, belki de en huzurlu yıllarını Osmanlı hâkimiyetine girdiği 1517 yılından itibaren yaşamaya başlamıştır. 1920-1944 dönemini Fransızların yönetimi altında geçirmiş, 17 Nisan 1944’de bağımsızlığını ilan etmesiyle 1946 yılında uluslararası camia tarafından tanınmıştır. Suriye, 1972 yılından beri İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) üyesidir.
Akdeniz sahillerine paralel Ensariye Dağları’nın doğusunda verimli topraklar ve Mezopotamya arazisi bulunmaktadır. Zengin petrol yataklarının ve değerli madenlerin varlığı, Uzakdoğu ticaretine el atacak konuma sahip olması, bu coğrafi bölgenin önemini daha da arttırmıştır. Batı Avrupa’dan Uzakdoğu’ya uzanan ticaret yolu üzerinde Akdeniz’in doğu sahillerinde kurulmuş olan Suriye, emperyalist anlayıştaki İngiltere ve Fransa’nın tarih boyunca dikkatlerini çekmiştir.
İki emperyalist
Fransa ile İngiltere, 9 Mayıs 1916’da bir anlaşma yaparak Ortadoğu’yu nasıl paylaşacaklarını belirlediler. Irak ve Filistin, İngiliz mandası; Suriye ve Lübnan ise Fransız mandası altına sokuldular. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonunda Lübnan’ı ve daha kuzeydeki Suriye petrol sahasının tamamını ele geçiren Fransızlar, Doğu Akdeniz’e egemen oldular.
İçel, Gaziantep, Urfa, Maraş, Hatay ve Adana illerimizi de işgal eden Fransızlar, bölgeyi kuzeyden gelecek tehdide karşı emniyet altına almışlardır. Verimli topraklarıyla Çukurova, İskenderun ve İçel gibi liman kentleri, bugünün tarım ve sulama merkezi Harran Ovası, Cumhuriyet dönemimizin dev eseri Atatürk Barajı’nın o günkü sahası ve Amik Ovası hep elden çıkmışlardı.
İşgal güçlerinin büyük avantajlar elde edeceklerine inandıkları bu bölgemiz, Kurtuluş Savaşı sırasında kahraman milletimizin direnişi ile kurtarılmış, daha sonra 1939 yılında Hatay topraklarımıza katılmıştır.
Suriye’nin askeri gücü
Envanterinde halen ağırlıklı olarak eski Sovyet sisteminin harp silah ve vasıtaları bulunan Suriye’nin ekonomisinde, 1967 ve 1973 Arap-İsrail Savaşları ve 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgali sonucunda derin yaralar açılmıştır. İsrail’in tehdidi dolayısıyla bugün de silahlanmaya ağırlık vermektedir.
PKK’nın 15 Ağustos 1984’te Eruh baskınıyla ilk eylemini gerçekleştirmesinden bir süre sonra militanlarını Bekaa Vadisi’nde yetiştirdiği ortaya çıkmıştı. Suriye, destek veren ülkelerden birisiydi. Türkiye tarafından diplomatik yollarla uyarılmayı kulak arkası ediyordu.
İran, nükleer tesis yapımı ve faaliyetlerini sürdürmesi nedeniyle ABD tarafından sert şekilde uyarılmış ve hatta Basra Körfezi’nde yapılan askeri yığınaklanma ile tehdit edilmişti. Bugün iflas etmiş gibi görünen BOP projesi sebebiyle sıranın kendisine geleceği endişesini hisseden Suriye, yüksek teknolojiye dayalı bir askeri harekâta karşı koyamayacağını anlamıştır.
Suriye, ayrıca bölgedeki konumu ve durumu nedeniyle İsrail’i birinci öncelikli tehdit olarak algılamaktadır. Karşısına bir de ABD tehdidi çıkınca onu yumuşatacak tek ülkenin Türkiye olacağını görmüştür. Hatay artık Türk toprağı olarak gösterilmektedir haritalarda. Her şey aslına rücu ediyor.
Arap ülkeleri içinde saygın bir yeri olmayan Suriye’nin, kendisinde yeterli gücü gördüğü, ortalığın durulduğu ve komşularının pasif siyasetini sezdiği anda kıpırdanacağı beklenmelidir. Hatay meselesini yeniden ele alacağını, çıkar birliği sağladığı ülkelerle askeri anlaşmalar yapabileceği ve başta BM olmak üzere uluslararası platformlarda Türkiye aleyhine sesini çıkarabileceği muhtemeldir.