SON DAKİKA
reklam
reklam

Atina Anlaşması (Kitap tanıtımı)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 6 Şubat 2020, Perşembe - 10:49   Okunma Sayısı:

 

Oturduğumuz şehir iki koca imparatorluğa başkentlik yapmış bir şehirdir. En yokluk devirlerinde bile barındırdığı halk, bugünkü kadar şikâyetçi olmamıştır. Evet, hepimiz şikâyetçiyiz bu şehirden yani İstanbul’dan…

Trafik karmaşasından, beton yapılaşmasından, orman ve koru alanlarının yetersizliğinden, her yaza girişte susuzluk kaygısından, elektrik kesintilerinden yıldık. Hava kirliliği, bozuk gıdalar, şekilsiz evler ise cabası…

Le Courbusier (1887-1965), şikâyetçi olduğumuz –daha doğrusu dünya insanlarının şikâyetçi olduğu-  konuları, 1933 yılında Atina Anlaşması’nı hayata geçiren CIAM (Uluslararası Modern Mimarlık Kongresi) toplantılarında etkin bir rol üstlenmiş ve anlaşma metnini kaleme almıştır.

Başlangıçta şehirsel kütleyi sağlıklı bir hale getirme amacını güden çalışmaları 1934 yılından sonra Le Courbusier’i şehir planları yapmaya yöneltmiştir. Size kitaptan alıntıları takdim ediyorum:

 

Şehirdeki mekânlar

*Kişi başına düşen oturulabilir alanın yetersizliği,

*Dış dünya ile ilişki kurma imkânlarının vasatımı,

*Güneş görmeme ( kuzey cepheye bakma veya sokaktan veya avludan gelen gölgeler dolayısıyla)

*Eskimiş, yıpranmış yapıların mikrop yuvalarına dönüşmesi (tüberküloz),

*Sıhhi tesisatların yokluğu veya yetersizliği,

*Konutun iç tertibatından, binanın kötü bir şekilde düzenlenmesinden, can sıkıcı komşuluk ilişkilerinden ileri gelen burun buruna yaşama… (S: 43)

 

Tedbirler

... Kokmuş et satan bir kasap cezalandırıldığı halde yasalar, çoktan çürümüş konutların  yoksul sınıflara kabul ettirilmesine izin vermektedir. Böylece birkaç bencilin zenginleşmesi uğruna, korkunç bir ölüm oranına ve her çeşit hastalığın topluma ağır bir yük getirmesine göz yumulmaktadır. (S: 44)

Denetimsiz bir yayılma şehirleri fizyolojik yönden olduğu kadar psikolojik yönden de bu temel gıdalardan yoksun bırakmaktadır. Doğayla ilişkisini kaybeden birey varlığından çok şey kaybetmekte ve bedenini zayıflatan şehir hayatının aldatıcı zevkleriyle bozulmuş olan duyarlılığını iflas ettiren bu kopuşu, hastalık ve manevi düşkünlük ile çok daha pahalı bir şekilde ödemektedir. (S: 45)

 

Öğeler ve banliyöler

CIAM (Uluslararası Modern Mimarlık Kongresi)’ın Atina’da toplanmış olan 4. Kongresi şu önermeyi ön gerçek olarak kabul etmiştir. Güneş, yeşil alan ve mekân, şehirciliğin birinci derecede rol oynayan üç öğesidir. (S: 46)

Banliyöler, plansız bir şekilde ve şehirle sağlıklı bağlantısı olmaksızın düzenlenmişlerdir. Banliyöler, dış mahallelerin bozulmuş şeklidir. Ayaklanma kültürünün kaynayan kazanıdır. Genellikle şehirlerin on hatta yüz katı genişliktedir. Bütün dünyaya yayılan ve Amerika'da en aşırı boyutlara ulaşmış olan banliyöler bir şehircilik hatası olup yüzyılımızın en büyük dertlerinden biridir. Banliyöler, şehirlerin bekleme odalarıdır. 

Tarih, şehirlerin ortaya çıkışlarının ve gelişmelerinin Zaman'la üst üste yığılan birtakım derin nedenlere bağlı olduğunu, yüzyıllar boyunca yalnız büyümekle kalmayıp hep aynı topraklar üzerinde çoğu Zaman da yepyeni bir şekilde ortaya çıktıklarını göstermektedir.

Evrensel sağlık kanunları şehirlerin sağlık durumuna karşı ağır bir ithamda bulunmaktadır. Fakat yalnızca teşhiste bulunmak hatta çözüm yolunu keşfetmek yeterli değildir. Bu çözüm yolunun ilgili makamlar tarafından kabul ettirilmesi gerekir.

Nereyse bir asır önce alınan kararların bizim şehrimze uygulandığını söyleyebilir misiniz?

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam