SON DAKİKA
reklam
reklam

Çukura yakın nesil

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Mayıs 2017, Pazartesi - 10:00   Okunma Sayısı:

2005 yılında sevgili babacığımı asrın belâsı

olan kanserden kaybetmiştim. Mezara

konduktan sonra kürekle ilk toprağın atılışında

“yolun sonu” demiş ve her şeyin bu âna

kadar süreceğini söylemiştim.

Bugün amcamı

kaybettim. Aynı duyguları

yine yaşadım.

Aslında cenaze namazlarına

fırsat buldukça

gider, hem

ders almak hem de

sevap kazanmak düşüncesiyle

tabuta

omuz veririm. Kâinatın

nimetlerini hoyratça

tüketen,

israftan uzaklaşamayan,

şükretmeyi düşünemeyen

insanlar, ancak gong çaldığında

vaktin geldiğini anlıyorlar.

Bunları yapıyor muyuz,

yapmıyor muyuz?

Hayatın gailesi içinde çırpınan ya da zevk

ve sefa âleminde yüzen bîçareler (!), kafalarını

kaldırıp da şöyle etraflarına bir baksalar!

Kimler ne haldedir? Yoksullar ne yer, ne içer,

nasıl geçinir? İnsanlığa ne fayda sağlamıştır?

Her gidenin de arkasından aynı sorulara

cevap ararım. “Nasıl bilirsiniz?” sorusuna da

bir türlü ısınamamışımdır. Tanıyan tanımayan,

bilen bilmeyen “iyi biliriz” diyor. Kimin ne olduğunu

en iyi yüce Yaradan bilmez mi? O halde

biz neden her gidenin arkasından peşin hükümle

“iyi bildiğimizi” soÅNylüyoruz? Allah günahlarını

affetsin demek kanımca daha uygun

değil mi?

Hangi din veya inanıştan

olursa olsun

Çoğumuz günahka^rız. Faiz düzeninin

içinde yaşadığımızı, rüşvete mütemayil oluğumuzu,

sahipsiz ata binmeyi sevdiğimizi (!), niteliği

ister avanta, ister çırpma, isterse bedava

olsun sirkeyi bile baldan tatlı goÅNrdüğümüzü

inkâr edebilir miyiz?

Zamandan, imkânlardan, bize ait olmayan

servetlerden çalmıyor muyuz? Bu basit çıkarların

esiri olarak kalp kırmıyor muyuz, dedikodu

yapmıyor muyuz?

Hesap günü

İşret masalarında bulunmuş benim gibi bir

adam, belli bir çizgiyi izlemiş, en azından alnını

secdeye koyup da ibadeti bitince şeytani

hislere kapılarak zıtlıkları çarpıştırmamıştır.

Böyle de olsa günahka^r olduğumu söylemeliyim…

Tek derdimiz var: Sabahtan akşama, akşamdan

sabah her gün “alamadık, veremedik”

deyip duruyoruz. Acele etme be

kardeşim… Senin de vereceğin olacak. En

azından gün gelecek canını vereceksin!

Ve sonunda bu yükle oÅNbür tarafa gideceğiz…

Hepimiz yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın

hesabını vereceğiz. Kutsal

Kitabımızın belirttiğine göre mahşer meydanında

toplanacağız. Sorgu sırası bize gelecek

diye bacaklarımız tir tir titreyecek, nefesimiz

kesilecek.

Hele ki, yediğimiz naneler bize izlettirilince

inkâr etme durumu da olmayacak. Ne yaparız

bilmiyorum? İnanıyorum ki, herkes birbirinden

davacı olacağı gibi hayvanlar ve bitkiler de

bizlerden davacı olacaktır…

Şimdi daha iyi anlıyorum. Hislerimi kâğıda

doÅNktükten sonra içtiklerim değil, düşündüklerim

beni sarhoş ediyor. “Doğruyu söylemek

değil, anlatmak güctür” derler… Eh, doğruyu

söylemek gerekirse böyle işte!

Korkmak veya korkmamak

Yaşlı adamı ameliyat masasına yatırmışlar.

“Uzviyete mekanik tecavüz istemem”

demiş. Yattığı yerden kalkmış, kendisine giydirilen

oÅNnlüğü çıkarmış ve gitmiş. Güzel bir

yaklaşım… Ben de vücudumda kesme-biçme

yapılmasını istemiyorum; ama tüm doku ve

organlarımı bağışladığım için bu düşünceden

uzaklaşıyorum. Din, dil, ırk, renk ayırımı yapmaksızın

doku uyuşmazlığı olmayan herkese

kanım canım feda olsun!

Bir kez girdim bu kulvara ve geriye doÅNnüş

yok… Sadece merak ettiğim, bu kadar kişiye

dağıtılacak olan malzemeyi oÅNbür tarafta nasıl

toplayıp biraraya getireceğim. Fazla düşünülecek

bir konu değil zaten benim için. Önce

dürüst insan olmayı hedefliyorum.

Eh, çukura yakın nesilden birinin hissettikleri

bunlar. Sakın söylediklerime bakıp da almamazlık

etmeyin organlarımı… Merak da

etmeyin, her altı ayda bir periyodik muayenelerimi,

kan testlerimi yaptırıyorum. Vaziyet

berkemal!

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam