Daha önceki iki yazımızda 36. İstanbul Film Festivali ile ilgili olarak izlenimlerimizi ve yorumlarımızı paylaşmıştık. Bu arada 28.Ankara Uluslararası Film Festival’inin coşkusunu da yaşıyoruz. Türkiye'nin en köklü film festivallerinden biri olarak anılan Ankara Uluslararası Film Festivali, ilk olarak 1988 yılında "Ankara Film Şenliği" adıyla Ankara'nın ilk film festivali olarak ortaya çıktı ve 1991 yılında Mahmut Tali Öngören ‘in öncülüğünde kurulan Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı ile kurumsallaşarak bugünlere geldi. Şimdi ise 28. Kere düzenleniyor. Yarışma filmlerinden bir kısmını da !f ve İ.F.F festivalleri başta olmak üzere festivallerde izledim.
Kıymetli okurlarım. Öncelikle İstanbul Film Festivali ekibine ve çalışanlarına, İ.F.F Direktörü Kerem Ayan’a ve benimle birlikte olan kıymetli sinema sever arkadaşlarıma ve hocalarıma çok teşekkür ederim. Festivalle ilgili olarak iki anekdotumuzu paylaşmadan olmaz; bunlardan ilki son dönemdeki travmayla ilgili tadilat çalışmalarıyla olsa gerek, iyice şantiyeye de dönen İstiklal Caddemiz renkli ve kozmopolit yüzünü günümüzde de koruyor. Atlas, Yeşilçam ve Beyoğlu Sinemaları ise ayakta duran ve festival sinemalarına hizmet eden yerler olarak devam ediyorlar . Cine Majestic ve Fitaş’da yine yoğun ilgi toplamaya devam ediyor gördüğüm kadarı ile . Emek,Melek Sinemalarıyla Cercle d'Orient’in olduğu yer olan ve hatırlanacağı üzere yoğun tartışmalar eşliğinde yıkılıp şimdilerde ise Kültür-Alışveriş Merkezi ile Sinema karışımına dönüşen Grand Pera’da ise doğrusu en yoğun ilgiyi de Madame Tussaud’s Müzesi çekiyor .Şimdi ise İstiklal’in epey renkli ve kozmopolit yüzünden ilginç bir anımızı aktaralım. Kızılderilileri bilirsiniz değil mi ? Hani yıllardır Türk oldukları epey tartışılan ve aslında doğayla ve yaşadıkları dünyayla barışık yaşarken beyaz adamlarla savaşmak zorunda bırakılıp katliamlara maruz kalan meşhur Kızılderiler!
Evet Arizona Çöllerini terk edip de herhâlde kan çekiyor olsa gerek Türkiye’ye sığınan Kızılderili kardeşlerimiz İstiklal Caddesi’nde, Son Mohikan(The Last Mohican) filminin müziği eşliğinde sokaklarda yaşam mücadelesi veriyorlar.
İkinci anekdotum ise İstanbul’lu gençlerin eğlence merkezlerinden olan Moda’dan kıymetli okurlarım , Demir Eroğlu kardeşim henüz film eleştirilerine başlamış bir yazar kardeşimizdi gecen sene ve ona gecen sene de iki kere yardımcı olmuştum. Bu sene Reks’te bir film çıkışında karşılaştık ve bir gelişim gösterdiği gibi yurt dışında çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Yeni bir yetenek daha doğuyor .
Gerek festival seyircilerinden gelen önerileri paylaşırken, gerek de festivale katkımız olsun diye bazı önerilerimiz olacak elbette.
Birincisi; festival seyircilerinden bir bölümü halen ve halen Türkçe altyazı konusunda şikâyetçi oluyorlar. Bu şikâyetlerin bizce bazı filmlerdeki altyazıların konulmasıyla da ilgili olduğunu düşünmekteyim. Söz konusu bazı filmlerde Türkçe altyazılar perdenin içinde bazılarında ise perdenin alt tarafta konulmuş bir bölümde oluyor. Bazı izleyicilerin altyazılar konusunda geçen senelerde tartışmaya girdiklerine tanık olmuştum. Seyircilerle muhabbet edip hallerini hatırlarını sorduktan sonra bir isteğiniz ve beklentiniz var mı diye sorduğumda ise ilk şikâyet konusunun altyazılar olduğunu iletiyorlar bana. Benim ise bu konuda şikayetimin olmamasının sebebi de şudur; ben altyazıdan ziyade içeriğe, tekniğe ve sinematografiye önem veririm. Asıl benim meselem onlardır.
İkincisi ; !f ve İ.F.F ve A.U.F.F Festivalleri bu sene öğrencilerin sinemaya teşvik edilmesi açısından çok güzel bir şey yaptılar. Peki nedir diyeceksiniz; gündüz seansları 1 TL yapılarak hem sinema severlere hem de öğrenci kardeşlerimize kolaylık oldu. Tabi bizce festivallerin üniversitelerle daha sıkı bir iş birliği yapmaları gerekiyor. Mesela; İstanbul Film Festivali için ele aldığımızda gecen senelerde yapılan ve Lise ve Üniversite öğrencileri için yapılan "Festivalden Önce Okullardayız" gösterimlerinin yeniden yapılması faydalı olacaktır.
Üçüncüsü; İstanbul Film Festivali’nin bu seneyle birlikte başlattığı Cinemania bölümü güzel düşünülmüş bir bölüm, ayrıca Neredesin Aşkım bölümü de geri dönmüş. Ancak; İstanbul Film Festivali’nin minik takipçileri için hazırladığı Çocuk Menüsü bu yıl ortadan kaybolmuş. Bence çocukları festivale ve sinemaya teşvik edilmesi için önemli bir bölümdü. İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan’a buradan bir sinema sever olarak istekte bulunuyorum; minik seyircilerimiz için Çocuk Menüsü bölümü tekrardan yer almalı.