Her mesele çözülebilir, yeter ki…
Bizler mensubu olduğumuz veya gönül verdiğimiz bir partinin adayını, niteliklerine ve söylemlerine bakmaksızın tutuyor, destekliyoruz. Mutedil konuşma, abartısız anlatım, ötekileştirme veya ayrıştırmaya kaçmayan üsluba sahip olmayan kişiler yerine en çok bağıran, taraftarını kutsallaştırmaya yönelen kişiler gördük.
Hukuktan söz etmemiz yerine önce kendi hukukumuzu ve sınırlarını bilsek, toplumun da bir hukuku olduğunu düşünsek, atmadan ve tehdit etmeden konuşsak siyasetin nabzını yükseltmemiş oluruz. Kişiyi övmek iyi bir şeydir, sınırlı ve ölçülü olmak kaydıyla... Yağdanlık olmak farklı bir şeydir, hele takoz olmak çok daha farklıdır...
*** *** ***
Ülkemizin su kaynakları
Haber için yine şehrin çeşitli yerlerinde ve özellikle metro istasyonlarında açılan resim sergilerini geziyorum. Özellikle Afrika ülkelerinde susuzluk ve küresel boyutta kuraklıkla ilgili resimler ibret vericidir. Resimlerdeki insanların bir yudum suyu elde edebilmek için nelere katlandıklarını, susuzluğun mal olduğu etkileri ve sebep olduğu hastalıkları görmek ibret vericidir.
Evet, bugün için ülkemiz Orta Doğu’nun su deposudur. Bazı mezra ve köyler hariç belki susuzluk yaşamıyoruz. Ama yarın ne olur, bilemeyiz. Fırat ve Dicle Nehirlerinin debileri, su toplama kapasiteleri, sulama öncelikleri zaman zaman komşu ülkeler tarafından tartışma konusu yapılıyordu. Bu ülkelerin yarın süper güçler tarafından kışkırtılmayacağı garanti edilebilir mi?
*** *** ***
Tampon bölgenin korunmuş olması
Tampon bölgenin muhafaza edilmesi Türkiye için önemlidir. Özellikle bu konuda anlaşmaya varmak için, sığınmacıların ve Türkiye yanlısı oluşumların kalabilecekleri bir yerin olması ve Türkiye’nin İdlib’in en azından bir kısmını kontrol edebilmesi önemlidir.
Durumun çözümü kısa ve belki de orta vadeye yöneliktir. Moskova’da varılan anlaşmanın uygulanması, Türkiye, Rusya ve Suriye siyasi iradelerine bağlı olup anlaşmaya gerçekten de uyulacaksa yeterince uzun süreli bir ateşkes ve durumun şu anda olduğu gibi kalması beklenebilir. Suriyelilerin Türkiye ile askeri çatışmaya ihtiyaçları yok. Suriyeliler tüm maddelere titizlikle uyacak, çünkü gerginliğin devam etmesini istemezler.
Taraflar bir etkileşim modeli bulabildikleri takdirde İdlib’deki radikal meyilli örgütleri yok etme konusunu da çözebileceklerdir. Burada lider ülke yine Türkiye olacaktır, olmalıdır da…
Şimdiye kadar sürecin ağır işlemesi bunu engellemiştir. Şimdi özel kuvvetlerin kullanılmasıyla ve yapılacak nokta atışlarıyla yeni bir etkileşim modeli bulunabilecektir. Tabii bu arada küçük çaplı tavizler de gündeme gelecektir.
*** *** ***
Yunanistan sınırdan geçişleri önlüyor
Şimdi ise Yunan basınında çıkan haberler arasında, sınırlara gelen ve Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacılara karşı Yunan Polis Teşkilatının (ELAS) yoğun göz yaşartıcı gaz ve kimyasal silahlar kullandığı, bunun sonucunda da stoklarının tükenme noktasına geldiği açıklamaları görülmektedir.
Yunan hükümetinin ise yeni kimyasal ve gaz bombası tedariki için harekete geçtiği, Yunan hükümetinin, sığınmacıların Avrupa’ya geçişini engellemek için Türk-Yunan sınırında 15 kilometre uzunluğunda yeni bir duvar inşa etmeyi kararlaştırdığı bildirilmektedir.
Örülen duvarlar konusunda tarihe göz atarsak; Berlin Duvarı, 1961 yılında Doğu Almanya’da bulunanların Batı Berlin’e kaçmalarını önlemek amacıyla örülmüştür. Beton duvarın uzunluğu 155 kilometredir. Soğuk Savaş’ın simgesi olarak yıllarca varlığını sürdürmüştür. Duvarı aşmayı başaran binlerce insan olduğu gibi, 136 kişi de Batı’ya kaçmaya çalışırken hayatını kaybetmiştir.
Berlin Duvarı, bu kaçışları engellemek için Doğu Almanya meclisinin kararıyla 12-13 Ağustos 1961’de bir gecede örülmüş, 9 Kasım 1989’da yıkılmıştır. Doğu Avrupa’da Komünizm’in çöküşü ve Soğuk Savaş döneminin sonu olarak kabul edilir.
Merkel, başkent Berlin’de Berlin Duvarı’nın yıkılmasının 25’inci yıldönümü kutlamaları vesilesiyle "Falling Walls Conference" adlı etkinliğin açılış konuşmasında,
"Bu gün bize, insanların özgürlük arzusunun uzun süre bastırılamayacağını gözler önünde seriyor" demişti…
*** *** ***
Yorumlama
Yunan Başbakanı, “insanların özgürlük arzusunun önüne geçilemeyeceğini” biliyor mu? Adalar ve anakara kıvrımlarının çizgi haline getirilesiyle kıyı uzunluğunun kaç kilometre olacağını biliyor mu? Bu kıyıların gözetlenmesi ve korunması için kaç kişilik bir kuvvete ihtiyacı olduğunun da farkında mı? AB’nin üyesi olmak demek, sadece nimetlerinden istifade etmek anlamına mı geliyor? Üstelik AB’nin yetkili ağızları Yunanistan ve Bulgaristan’a bu konuda esneklik de tavsiye etmiştir.