Büyük halk ozanımız, ozanlık kültürünün unutulmaz isim Âşık Veysel Şatıroğlu ebediyete göçeli kırk yedi sene oldu. Âşıklık geleneğinin en büyük temsilcilerinden olan bu değerli isim 1894 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde Ahmet ve Gülizar çiftinin çocuğu olarak dünyaya gelir. Onun çocukluk ve gençlik yılları bir hayli sıkıntılı geçecektir. Veysel'in iki kız kardeşi, çiçek hastalığı yüzünden hayatını kaybeder.
Yedi yaşına girdiği 1901 yılında Sivas’ta çiçek hastalığı salgınının yaygınlaşması üzerine Aşık Veysel de bu hastalığa yakalandı. Bu yıllarda çiçek hastalığı hiçbir çaresi olmayan ve tedavisi zor bir hastalıktı. Eskiden büyük salgınlar yapan ve pek çok kişinin ölümüne yolaçan çiçek hastalığından korunmak için aşılanma yapılır. Bu arada 1-20 yıl arasında değişen bağışıklık salgılar. Öte yandan :1966'da WHO'nun başlattığı kampanya sonucu tüm Dünya ülkelerinde çiçek aşısı yapılarak, hastalık görünmez oldu ve çiçek aşısı zorunlu aşı programından çıkarıldı. 1976'da ise Etiyopya ve Somali'de iki çiçek olgusu bildirildi. Çiçek hastalığı, bildirimi zorunlu hastalıklardandır. Çiçek hastalığı yüzünden 7 yaşında bir gözünü kaybeden Aşık Veysel'in diğer gözü de kısa süre sonra bir kaza sonucu kör oldu. Işığı ışığı az çok seçen sağ gözü bir gün babası inek sağarken Veysel yanına gitmiş, ansızın dönüverince babasının elindeki değnek sağ gözüne girmiş, gözü kör olmuştu. Kendi anlatımına göre ozanımızın kör olma süreci ise şu şekildedir:
“Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım... Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan. “
Gözlerini kaybettikten sonra, 10 yaşındayken babasının oyalanması için aldığı sazı çalmaya başlayan küçük Veysel, saz ustaları Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin'den ders aldı. İlk evliliğini 1919 yılında Esma Hanım ile yapan Âşık Veysel, 1920 yılında anne ve babasını peş peşe kaybetmenin hüznünü yaşar.
Aynı yıllarda Veysel, bir büyük hüzün daha yaşar: eşi Esma kendisini terk etmiştir. Aslında ozanımız, 25 yaşındayken köylerindeki en güzel kız olan Esma ile evlendirmiştir. Ancak; bu evliliğin olmasını Esma istemez ve mecbur kalmıştır. Âşık Veysel de eşini çok seviyordu bu nedenle eşini çok kıskanıyordu. Esma ise bu kıskançlıkları gereksiz görerek bunalıyordu. Belki de eşinden ve 8 senelik evliliğinden soğumasının en büyük nedeni buydu. Çünkü daha sonrasında Hüseyin adındaki komşusuna gönlünü kaptıracaktı. Âşık Veysel belki olanları göremiyordu ama hissediyordu. Eşinin onu bir gün bırakıp gideceğinin farkındaydı. Zaten çok fazla bir zaman geçmeden düşündükleri çıkmıştı. Esma bir gece Hüseyin ile birlikte kaçmıştı. Epeyce yol alan Hüseyin ve Esma bir yere oturarak soluklanmaya karar vermişlerdi. Yol boyunca çorabının içerisindeki bir şey Esma’yı rahatsız etmişti. Çorabını çıkararak ne olduğuna bakmaya karar veren Esma gördükleri karşısında çok şaşırmıştı. Çorabında 1 aylık geçimlerine yetecek kadar para vardı. O an Esma her şeyi anlamıştı, Veysel kaçacaklarını anlayarak parasız pulsuz sefil olmasınlar diye Esma’nın çorabına para koymuştu. Bu öyle bir sevgiydi ki kendisini aldatan eşine başka biriyle kaçarken bile kıyamamıştı. Yine aynı sebeple gönlünde açan çiçeğini başka bir adamın söküp almasına izin vermişti. Çünkü biliyordu, o çiçek başka bir gönülde açmayı diliyordu. Bu yaşadıkları Veysel’e şu sözleri yazdıracaktır:
“Bir vefasız zalim yare bağlandım,
Tarih üç yüz otuz beşte(M.T 1917) evlendim.
Sekiz sene bir arada eğlendim,
Zalim kâfir yetim koydu kuzumu.”
Esma kaçarken geride altı aylık kızını da bırakmıştı. Âşık Veysel kızını iki yıl kucağında gezdirmiş, ne yazık ki kızcağız da yaşamamıştı. Âşık Veysel ikinci evliliğini ise 1928 yılında Gülizar Hanım ile yaptı. Veysel'in bu evlilikten Zöhre, Ahmet, Hüseyin, Menekşe, Bahri, Zekine ve Hayriye adlarında 7 çocuğu dünyaya gelmiştir. Çocuklardan Hüseyin birkaç aylıkken hayatını kaybeder. Âşık Veysel ile Gülizar Hanım ozanımız ölene kadar birbirlerini sevmiş ve birbirlerinin yanından ayrılmamışlardır. Gülizar Hanım, Âşık Veysel’i çok seviyordu, Esma ile olan anılarını bilse de hiçbir zaman kıskançlık yapmamış, Esma’nın kendisine bile iyi davranmıştı. Gülizar'ın Esma hakkında kötü konuştuğunu hiç duyan olmamıştır.
Esma kaçtıktan sonra Hüseyin ile köye geri döner. Ancak ne para vardır, ne de pul. Çift yoksul durumdadır. Bunu duyan Âşık Veysel üzülmüş arada bir haber göndererek bir ihtiyaçları olup olmadığını sordurur. Bir gün Esma ,Âşık Veysel’in kapısını çalar. Kapıyı Âşık Veysel’in kızı açar. Ona başının çok ağrıdığını söylemiş, babasının ona bir ilaç verip vermeyeceğini sormasını istemiştir. Âşık Veysel’in kızı biraz çekinmiş nasıl isterim diye düşünür. Esma da ona “Sen iste, o verir” der. O da babasının yanına giderek olayı anlatır ve ilacı ister. Âşık Veysel cebinden bir ilaç çıkararak kızına verir ve ağzından “Onun başı daha çok ağrıyacak.” sözleri dökülür. Âşık Veysel eski eşi Esma ve Hüseyin’e uzun süre yardım etmeyi sürdürür. Hatta, Esma hanım ölüm döşeğindeyken helallik almak için kapıya kadar geliyor. Ancak “İçeri girmeye yüzüm yok”deyip vazgeçer.