SON DAKİKA
reklam
reklam

Paris, Londra, Viyana (Abdülaziz’in Avrupa Seyahati) (Kitap tanıtımı)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Nisan 2020, Pazar - 12:03   Okunma Sayısı:

Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahati, günümüz devlet adamlarının karşılıklı olarak gerçekleştirdikleri tipi dostluk ziyareti değildir. Bu seyahat, iç ve dış sorunlarla boğuşan her geçen gün artarak devam eden dış müdahalelerle kurum ve kuruluşlarında değişiklikler yapmak zorunda kalan çöküş halindeki bir uygarlıkla üstünlüğünü dünya çapında kabul ettiren Batı uygarlığının devlet zirvesinde ve bürokrasisindeki kabulü neticesinde gerçekleşmiştir.

 

Geçmişte resmi gezi olmazken

Yıllarca savaş meydanlarında mücadele ettiği ve kâfir olarak gördüğü Avrupa’ya kapalı kalan ve daimi elçi bile göndermeyen Müslüman bir ülkenin Hristiyan ülkelere düzenlediği seyahatin rastgele gerçekleşmesi elbette mümkün değildir.

Bütün Osmanlı tarihi boyunca bir ilk, aynı zamanda son olan bu seyahate niçin gerek duyulduğu, seyahat esnasında nelerin yaşandığı ve seyahatin ardından ne gibi etkilerin ortaya çıktığının aydınlatılması gerekir.

Fransa İmparatoru III. Napolyon’un Sultan Abdülaziz’i 1867 Paris Uluslararası Sergisine onur konuğu olarak davet etmesi üzerine ilk defa bir Osmanlı padişahının Avrupa başkentlerine yaptığı 47 gün süren seyahat gerçekleşmiştir.

Osmanlılar yüzyıllar boyunca Avrupa’ya yüksek rütbeli bie elçi bile göndermezlerken bizzat Sultan’ın Avrupa’ya seyahati ya da başka bir deyişle Hristiyan kralların ayağına gitmesi, Osmanlı dış politikasında ve kısmen de olsa kamuoyundaki zihniyet değişikliğinin bir göstergesidir.

 

Osmanlı Devleti’nin 18’inci yüzyıldaki durumu

Osmanlı Devleti, 18’inci yüzyıl başlarından itibaren Batı ülkeleri karşısında zayıflığının farkına vararak onları daha yakından tanımak arzusunu hissetmeye başlamıştı. 28’inci Çelebi Mehmet Efendi’nin 1720 sonlarında elçilik göreviyle Fransa’ya gönderilmesi bu düşüncenin ürünü idi. Bu yüzyılın sonlarında Avrupa’da daimi elçiliklerin kurulması, bu temasları daha ileri bir seviyeye ulaştırdı.

  1. Mahmut zamanında tahsil için Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi, Osmanlı ülkesinde Avrupa medeniyetini tanıyan bir aydın zümresinin ortaya çıkmasını sağladı. Bu elit zümre eliyle Osmanlı ülkesinde 19’uncu yüzyılda Batılılaşma hareketleri hız kazandı. Tanzimat Fermanı ile Osmanlı-Avrupa ilişkileri yeni bir safhaya girdi. İlk defa 1867 yılında Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahatiyle bu temaslar doruk noktasına ulaşmıştı.

 

Yurt dışına çıkış

Fransa İmparatoru III. Napolyon, 1867 yılında Sultan Abdülaziz’i Paris Uluslararası Sergisi’ne onur konuğu olarak davet edince ilk defa bir Osmanlı padişahı önemli Avrupa başkentlerine seyahat gerçekleştirmiş oldu.

Tulon’da karaya çıkan Sultan, büyük bir törenle karşılandı. Ziyaret ettiği yerlerde büyük iltifat gördü. Fransa ve İngiltere’den sonra Viyana’ya geçen Sultan, Belçika ve Prusya Kralları tarafından da saygıyla karşılandı.

 

Seyahatin faydaları

Batı’da büyük yankı uyandıran bu seyahat Osmanlı Devleti açısından şu faydaları sağlamıştır. Kırım Savaşı ile başlayan Osmanlı-Batı ittifakı güçlendirildi. Girit ve Balkanlarda Avrupa’nın müdahalesi kısmen engellenip Rusya’ya karşı özellikle İngiltere’nin desteği sağlandı. Ayrıca Osmanlı Devleti’nde başlatılan reformların hedefe ulaştırılması için nelerin yapılacağı tespit edildi.

Osmanlı yöneticilerinin bu seyahat sonunda ulaşmak istedikleri hedefe tam olarak ulaştığını söylemek tam olarak mümkün olmamakla birlikte… Avrupa ile olan ilişkilerin yeni bir safhaya girmesi açısından faydalı olduğunu söylemek mümkündür.

 

Sonuç

Büyük bir zahmete ve masrafa mal olan bu seyahat ne tam bir başarı ne de boşa gitmiş çabadır. İmparatorlukta yapılması gerekenlerin doğasını göstermesi açısından önemli olmuştur. Bab-ı âli gelişen iç ve dış olaylar sebebiyle bunları gerçekleştirme imkânı bulamamıştır.

Kitaptan sizlere pasajlar sunmaya ve değerlendirmelerinizde doğruyu yakalamanız için yardımcı olmaya çalıştım.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam