Koronavirüs, hepimizi tehdit ediyor. Osmanlı Arşiv kayıtlarında geçmişte tehdit oluşturan ne gibi hastalıklar olduğu konusunda bir araştırma yaptım. Evrakların sadece tarihlerini alarak kısaca değindim. 100-120 yıl öncesi ortaya çıkan salgınlar belki sizlere bir fikir verebilir.
Kolera ile başlayan süreç
*Karantina nedeniyle kolera + Aynı yıl temmuz ayında Tarabya limanına gelen bir gemide tifo, çiçek hastalığı görülmüş. H. 02.08.1287 İstanbul’da ortaya çıkan kolera vakası 26.06.1916
*Bulgaristan’da veba salgını 04.02.1914
*Manastır şehri ve çevresinde çiçek salgını 07.10.1320 + Kolera salgının karşı alınan tedbirler çerçevesinde Arafat’ta su havzalarının ıslahı ve bu iş için mühendis tayini.
*Sofya civarında şap hastalığı 25.10.1910 + Güney İtalya’nın bazı şehirlerinde kolera salgını + Malta’da çiçek ve kolera salgını + Port Said’de veba salgını
Diğer hastalıklar
*Sivastopol eyaletinde veba salgını 26.07.1889 *Odessa şehrinde kolera 08.07.1324
*Dersaadet’teki kolera salgını dolayısıyla midye, salyangoz, ahtapot ve benzeri deniz ürünlerinin satışına getirilen yasağın devam edip etmeyeceği. + Dersaadet'teki salgın hastalık esnasında Teşvikiye Camii'ne yerleştirilen heyet-i sıhhiyenin maaşlarının ödenmesi. Ve Dersaadet'te Çarşamba civarında Alirızapaşa ve Dervişpaşa mahallelerinde salgın bir hastalığa sebep olmaları ihtimali bulunan lağım suları hakkında alınması gerekli bazı tedbirler. H 13.04.1314, A.MKT: MHM, 597, 8
*İran topraklarında zuhur eden salgın hastalığın yayılmasını önlemek için tedbir alınması. H 09.12.1285 *Kızıldeniz’de veba salgını 1898 yılı *Muhaberat: Tırnova civarında zuhur eden Kolera salgını münasebetiyle Bulgaristan, Sırbistan ve Şarki Rumeli'den gelenlere karantina icra olunacağı. 08.12.1886
*Kızamık salgını nedeniyle Kadırga ibtidaisinin ve Binbirdirek’teki Esmahan Kaya Sultan iptidaisinin kapatıldığı. H 03.01.1319
Tedbirler ve raporlar
*Birinci Daire-i Belediye dahilinde kızıl, kızamık, difteri gibi salgın hastalıkların artması dolayısıyla Kumkapı civarında Havuzlu Kilise içindeki Rum mektebinin temizlenmek üzere tatil edildiği. H 22.10.1318
*Mihaliç ve İnegöl civarındaki Frengi salgını hakkında Hüdavendigar vilayeti seyyar Frengi Tabibi Ömer Efendi'nin gönderdiği raporun Umum Mekatib-i Askeriye-i Şahane Nezareti'ne irsali. H 07.04.1320
*Salgın hastalık esnasında başka yerlere göç eden gayrimüslim ahalinin Antalya'ya dönmesiyle kendilerinden haksız yere para kesen karantina memuru ve tabibinin ihkak-ı hak olunması talebiyle ilgili mezkûr ahali vekili Hacı Anastaş’ın istidası. (11. İstida) H 20.10.1283
*Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Moldovancı Ali Paşa'nın; Hotin’den İsakçı’ya kadar hava muhalefetinden dolayı zayiat verildiğini, Rusların İsakçı’ya taarruzdan vazgeçtiklerini, İsakçı’da veba salgını ve kıtlık yüzünden askerin firar ettiğini bildirmesi. (TSMA No: 2380/137) H 13.07.1183
Gelelim günümüze
Dünyamız, 6 Ağustos 1945’te Japonya’nın Hiroşima ve 9 Ağustos 1945 Nagazaki kentlerine atılan atom bombalarıyla “Nükleer Saldırı ve Etkileri”ni yaşadı. Birinci saldırıda 140 bin civarında, ikinci saldırıda 70 bin civarında insan hayatını kaybetti. Yardıma gidenler de radyoaktif yağmura maruz kalarak hayatlarını yitirdi. İnsanlığa yapılan bu kötülüğün gerekçesi Sovyet güçlenmesi ve Sovyetlere karşı gövde gösterisiydi.
ABD ve Sovyetler, 1950’ye kadar geliştirdikleri daha kuvvetli hidrojen bombalarının kıtalar arası balistik füzelere (ICBM) nasıl monte edeceklerini formüle ettiler. Dünya "aşırı güç kullanabilme" çağına adım atmış oldu. İnsanlık, 1960 ve 1990 yılları arasını nükleer savaşın gölgesinde yaşarken iki nükleer gücün birbirlerine "doğrudan savaş açma” cesaretini gösteremediği "Soğuk Savaş" dönemine girdi.
1990’da Sovyet İmparatorluğu (!) yıkıldıktan sonra bir süre dünyamız tek kutuplu olarak yaşamaya başlamıştı. Rusya Federasyonu kendisini toparlayınca eski Varşova Paktı üyelerini toparlama faaliyetine girişti. Gürcistan’ı ağır şekilde bombaladı, Kırım’ı istilâ etti, Ukrayna’ya baskı ve ekonomik yaptırımlar uyguladı. Suriye’yi yeniden yanına çekti. Soğuk Savaş dönemi sonrasındaki çatışmalar daha ziyade taşeron güç ve örgütlerle yürütüldü.
Sonuçta
Son birkaç yıldan beri insanlık biyolojik saldırılar yaşamaktadır. Koronavirüs salgını bitse bile biyolojik saldırıların diğer versiyonları uygulama alanına konacaktır. Emperyalizmin sinsi odakları bu çalışmaların maliyet-müessiriyet hesaplarını yapmışlardır.
Türkiye hava savunmasına vereceği önem kadar hastanelerine, dekontaminasyon merkezlerine, tıbbi cihaz ve aşı üretimine de ağırlık vermek zorunda kalacaktır. Bunlarla ilgili finans kaynaklarını, yatırımlarını, eğitim sistemini ve tesislerini hazırlamak zorunda kalacaktır.