SON DAKİKA
reklam
reklam

Anlık düşünceler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 9 Nisan 2020, Perşembe - 10:49   Okunma Sayısı:

 

Osmanlı ordusunun savaşa gitmesi

Osmanlı kara ordusu önce kılı kırk yararak alınan kararlarla seferi duruma geçermiş. Sonradan bu prensipte sapmalar olmaya başlamış. Bakın neler dikkate alınıyormuş:

 

  • Sınırnameler dikkatlice gözden geçiriliyor, aksaklığın neden kaynaklandığı raporlar ve

tanık ifadeleriyle inceleniyor.

  • Önceden gelen veya evveliyatı olan bir husus var mıdır?
  • Bölgede yer altı servetlerinin durumu nedir (bakır, demir vb)
  • Sınır bölgesinde düşmana müzahir unsur var mı?
  • Sınırın, stratejik merkezlere, lojistik nokta, Hac kafilelerinin geçişi vb) yakınlığı
  • Yönetim kadrosu içinde Osmanlıya yakın olanlar
  • Sefirlerin tutuklanması ve baskı aracı olarak kullanılması,
  • Payitahta yönelik hasmane bir hareket olduğu sezilirse Boğaz kaleleri tahkim ediliyor.

Bu kalelerin personelinin arttırılması, cephane bütünlemesi (yeni toplar verilmesi, eski topların alınması, barutun ikmal edilmesi),  donanmanın takviye edilmesi, istihbarat faaliyetlerinin arttırılması ve rapor sisteminin kesintisiz sürdürülmesine önem verilir.

 

Bir değerlendirme

20’nci yüzyılda küresel paylaşım savaşları ve bunları tetikleyen sömürgecilik ideolojilerini sürdürme gayretleri sona ermiştir. İttifakların tarihsel ya da kültürel temeller üzerinden değil, ortak düşmana ortak bakış açısıyla yürüdüğünü görüyoruz.

Almanya II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden yaklaşık yarım asır kadar sonra yine egemen devlet olmuş, hatta bölündüğü diğer yarısıyla da bütünleşmesini tamamlamıştır. “Yeni dünya düzeni” istek ve sloganlarını haykıran dünya daha gerilimsiz ve daha barışçı bir ortama kavuşamamıştır. İç savaşlar, sınır çatışmaları, ilhaklar, terör olayları, ekonomik darboğazlar dünyamızın huzurunu bozmaya ve çehresini karartmaya yetmektedir.

Dün Batı’ya “iktisadî refah” amacıyla göç eden insanların yerini bugün savaşlardan kaçan insanların “yaşam odaklı” göçünün aldığını görüyoruz. Sınırları zorlayıcı, tehlikelerle dolu bir kaçış… doluya tutulmacasına, belki de ölüme koşarcasına…

Çağdaş dünya, her ne kadar sömürgeye son vermiş gibi gözükse göçe maruz kalmış insanlardan işine yarayanları (doktor, bilim adamı, mühendis) ucuz fiyatlarla çalıştırmayı da göz ardı etmemekte ve kamufleli bir sömürü düzenini işletmektedir. 

 

Delice alınan kararlar

Bir gün deliler hastaneden kaçmaya karar vermişler. Bir deli,

 

    ---Eğer duvar yüksekse alttan kazarak geçeriz. Eğer alçaksa üstünden atlarız, demiş. Daha sonra diğer deli,

    ---Git bak bakalım da ona göre bir plan yapalım, demiş. Diğer deli de gidip bakmış ve;

    ---Arkadaşlar kaçamayacağız.

    ---Neden?

    ---Çünkü duvar yok

 

Delinin biri sürekli lambada sallanıyormuş. Doktor gelip diğer deliye sormuş.

 

    ---Bu niye burada sallanıyor? Diğer deli,

    ---Bu her gün burada durur, demiş. Doktor,

    ---Çabuk indirin onu lambadan… Diğer deli de,

    ---Sakın indirmeyin onu… Biz o zaman karanlıkta kalırız,

 

Delinin biri kitap yazmaya başlayacağını doktoruna söylemiş. Doktoru bunda gelişme var diyerek kabul etmiş.. Deli aradan üç ay geçtikten sonra dört ciltlik kitabı doktoruna gösterdi. Tabii ki, doktor şaşkındı. Açıp kitabı okumaya başladı.

 

    ---Atlı şövalye atına atlar ve dıgıdık dıgıdık dıgıdık...      … dıgıdık dıgıdık… Ve atlı şövalye atından iner...


Bir deli kendisini mısır zannediyomuş. Gün gelmiş “artık ben mısır değilim, ben insanım” demiş. Doktorlar adam gitsin diye hastanenin kapısını açmışlar; ama adam içerden dışarıyı seyrediyormuş.

 

    ---Sen niye çıkmıyorsun? demişler.

    ---Ben mısır olmadığımı biliyorum; ama bakalım tavuklar da biliyor mu?

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam