Dünya ulusları, insanlığın var oluşundan itibaren kendilerini kavga halinde bulmuşlardır. İlk zamanlarda belki taş baltaya veya mızrağa sahip olabilmek, belki yakalanmış bir hayvanı kapabilmek ve belki de sınırlarını kendi tayin ettiği arazisini savunmak amacıyla kardeşiyle, komşusuyla, kavmiyle kavgalı olmuştur. İnsanlık geliştikçe kültürler, bilgi seviyesi ve anlayış da gelişmiş; ancak kavgalar daha değişik boyutlarda sürmüştür.
Bireysel kavgaların kitlesel kıyımlara dönüşmesi ise, bir zenginlik ve cazibe alanı olan verimli tarım arazileri, yer altı zenginlikleri ve petrol havzalarının istilâ ve gasp edilmeleri sonucu olmuştur. ABD’nin demokrasi getireceğini vaat ederek Irak’a girişi ve bugüne kadar 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesi, İnsan Hakları Dernekleri tarafından hiç umursanmıyor bile. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin varlığı da sanırım tartışılır hale gelmiştir.
Kimyasal ve biyolojik saldırılar
Coğrafyamız gerek Irak’ta gerekse Suriye’de kimyasal silahların kullanımına tanık olmuş, 1930’lu yıllarda başka bir coğrafya kesiminde de İngilizler, Hindu askerler üzerinde hardal gazı denemişlerdir.1 II. Dünya Savaşı yıllarında Almanlar gaz kullanmışlardı.
Biyolojik savaşları da yaşadık bu coğrafyada… Kuş gribine sebep olduğu gerekçesiyle binlerce kanatlı hayvanın başını kopardık, belki de bazılarını diri diri toprağa gömdük. Sonra kene faciasını yaşayınca hata ettiğimizi, tavukların kene düşmanı olduğunu anladık.
Her şeyden korkar hale gelmiştik. Bütün toplum bir düdük işaretine bakıyor kendisine gösterilecek bir canlıya saldırmaya hazırlanıyordu. Örneğin; son virüs salgınına kedi köpeklerin neden olduğu işaret edilseydi sokakta kedi köpek bırakmaz, gırtlaklarına çökerdik...
Yalnızlaştırma ve mesafeli duruş
Korona virüs salgını insanların yalnızlaşmasına ve birbirlerine karşı mesafeli duruşuna neden oldu. Ben de üç haftadan beri odasına çekilenlerdenim. Müzik dinleme, kitaplığımı temizleme ve yerleştirme, CD’lerimi gruplandırma, fotoğraf ve albümleri düzenleme, her gün eş, dost ve arkadaşları arama şeklinde meşguliyetler yarattım kendime...
Geçtiğimiz hafta albümü incelerken eşim Paris’te Louvre Müzesi’nde çektiği bir resmi gösterdi. Resmin açıklamasında “Scène des massacres de Scio” yani Sakız Adası Katliamı yazılı...
Bu konuyla ilgili bir araştırma yapıyorum, gelecek yazımın konusu olacak…
20’inci yüzyıla veda
Almanya II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden yaklaşık yarım asır kadar sonra yine egemen devlet olmuş, hatta bölündüğü diğer yarısıyla da bütünleşmesini tamamlamıştır. İç savaşlar, sınır çatışmaları, ilhaklar, terör olayları, ekonomik darboğazlar dünyamızın huzurunu bozmaya ve çehresini karartmaya devam ederken bir gecede (!) dağılma ve yıkılma sürecine giren SSCB’nin yerini Rusya Federasyonu almış, yeniden toparlanmasını tamamlayarak ABD’nin karşısına dikilmiştir.
Küresel paylaşım savaşları ve bunları tetikleyen sömürgecilik ideolojilerinin hız kesmeden devam ettiği 20’nci yüzyılda tarihsel ya da kültürel temeller üzerinden sürdürülen ittifaklar sarsıntıya uğramıştır.
21’inci yüzyılla tanışma
Türkiye’nin yıllarca devam eden AB’ye alınmayışı ve bekleme odasında tutulma süreci, Suriye ile yaşanan gerilimde Batı’nın ve NATO’nun Türkiye’ye karşı mesafeli duruşu ve destek vermeyişi, Türkiye’nin ister istemez Rusya’ya yanaşmasına ve hava savunmasında Rus füze sistemlerine meyletmesine sebep olmuştur.
Dünya daha gerilimsiz ve daha barışçı bir ortam beklerken yerini, asık çehresini daha sonra gösterecek olan 21’inci yüzyılla karşı karşıya kalmıştır. Kamufleli tehditler, kredi kuruluşlarının uyguladığı puan kırma ve finans oyunları “Yeni dünya düzeni” kavramının henüz yer bulmadığını gösteriyordu.
Dün Batı’ya “iktisadî refah” amacıyla göç eden insanların yerini bugün savaşlardan kaçan insanların “yaşam odaklı” göçünün aldığını görüyorduk. Sınırları zorlayıcı, tehlikelerle dolu bir kaçış… doluya tutulmacasına, belki de ölüme koşarcasına…
Bir değerlendirme
Çağdaş dünya, her ne kadar sömürgeye son vermiş gibi gözükse de göçe maruz kalmış insanlardan işine yarayanları (doktor, bilim adamı, mühendis) ucuz fiyatlarla çalıştırmayı göz ardı etmemiş ve kamufleli sömürü düzenini işletmiştir. Ya da hoşgörüsüz ve vicdansız toplumlar bunu da fırsata çevirmişler, insanlığa ters köşe atışı yapmışlardır.
İnsanlık bir anda kalesinde yeni bir gol görmüş, koronavirüs tehdidine ve salgınına maruz kalmıştır. Birçok insanın hayatını kaybetmesine yol açan bu felâket henüz seyrini tamamlamamıştır. Daha ne kadar hasar vereceği ne kadar can alacağı da bilinmemektedir.
Maddi varlığı olsa bile kimsenin kaçacak yeri, değiştireceği ülke yok gibidir. Ellerin sık sık yıkanmasıyla başlayan korunma tedbirleri, insanları evlerine çekilmeye itmiş, her şeyden nem kapar hale getirmiştir.
Evler temizlendi, çamaşırlar temizleniyor, alınan ambalajlı gıda maddeleri siliniyor. Muazzam bir temizlik çabası içindeyiz. Bir virüsten korunduğumuz kadar biraz da manevi arınmaya; yalandan, dolandan, sahtekârlıktan, saygısızlıktan ve hak gaspından da korunan bireyler olmaya, daha ahlaklı bir ortama kavuşmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyor ve ümit ediyorum.