İstanbul’dan gözlemler
1.Benedict Curipeschitz, Macar Kralı Ferdinand adına Kanuni Sultan Süleyman ile dostluk anlaşması imzalamak üzere 1530 yılında İstanbul’a gelen elçilik heyetinde çevirmendir. Heyet Saraybosna’dan geçerken Benedict, Sırplarla konuşmak istemiş, kendisine bunun yasak olduğu belirtilmiştir.
2. 1794 yılında İstanbul’da bulunan İngiliz seyyah ve bilim adamı Morritt, mektubunda başkentlilerin kahvehanelerde vakit geçirmelerine şaşırarak şunları kaleme almış:
“Pera ve İstanbul’da insanlar sabahtan geceye kadar kahvehanelerde sigara ve şerbet içiyorlar, başka da bir şey yapmadan hareketsiz oturuyorlar” dese de kahvehanelerin tümüyle boş vakit geçirilen mekânlar olmadığını ve buralarda çeşitli eğitici ve öğretici kitapların okunduğunu, dolayısıyla bu yapılarda bir nevi yaygın eğitim yapıldığını unutmamak gerekir.
3. Bir süre Osmanlı ordusunda görev almış olan ve diğer adıyla Petrus Gyillius olarak da bilinen Fransız doğa bilimci ve seyyahı Pierre Gilles 1550 yılında Fransız elçilik heyeti ile birlikte İstanbul’a gelmiştir. Gilles, İstanbul’da kaldığı süre içinde insanlar hakkındaki gözlemlerini kaleme almıştır. 1561 yılında Roma’da basılan eserinde seyyah, İstanbul halkının yaşadığı bolluk ortamının onları tembelleştirdiğini ileri sürmüştür.
4. İngiliz elçi James Porter, 1747–1762 yıllarında İstanbul’da görev yapmıştır. Kaleme aldığı anılarında Türkler arasında pek çok felsefi düşüncenin bulunduğunu ve bunların tümüyle Aristo ve Epikür sistemine dayandığını ifade etmiştir.
1793 yılında Osmanlı topraklarında bulunan ve çeşitli araştırmalar yapan Fransız bilim adamı ve seyyah Olivier ise Türklerin (Müslümanların) bilimsel çalışmaları hakkında ileri sürdüğü gözlemlerinde,
“Kendilerini fen (science) ve edebiyat (literature) alanlarında çalışmaya adayanlar Kuranla, onun yorumlarıyla ve hukuku ile ilgili olarak çalışırlar. Onlar şiire, Arapça, Farsça ve astrolojiye ilgi duyarlar. Matematik ve astronomiye dair yüzeysel bilgisi olanlar azdır. Tıp bilgileri babadan oğula aktarılan birkaç pratikten ibarettir. Doğa tarihi, fizik, coğrafya, donanma ve askeri taktiklere dair bilgileri ve fikirleri yoktur. Tarihin ise ancak kendileri ile alakalı olan kısımlarını öğrenirler” demiştir.
İstanbul dışından gözlemler
5. Alman seyyah Salomon Schweigger 1578 yılı yazında Belgrad yolunda Ova mevkiinden geçerken şehre girememiş ve bu durumu “çünkü halk bize karşı saldırılarda bulunuyor” diye ifade etmiştir.
6. Geniş bir yüzölçümüne sahip olan Osmanlı İmparatorluğu her dinden her etnik gruptan ve halktan insanı da barındırdığından yabancı gözlemciler bu gruplar hakkında da kanaatlerini belirtmişlerdir. Örneğin 1798 yılında Atina’da bulunan İtalyan Giambattista Casti, eski çağlarda bilim ve sanatın merkezi olan şehirde artık fakir, cahil ve ezik insanların yaşadığından bahsetmiştir.
7. Coğrafyacı gezgin İngiliz Thomas Shaw, 18’inci yüzyılın ilk yarısında Osmanlı hâkimiyetindeki Kuzey Afrika memleketlerini gezmiştir. Tunus ve Cezayir halkı hakkındaki tespit ettiklerini ve izlenimlerini 1738 yılında çıkarttığı kitabıyla yayımlamıştır:
“Hiç kimse matematiğin hiçbir şubesinde deneyimli değil, çünkü ilk etapta bu bilimin soyut ve teorik kısmına yabancılar.”
Shaw ardından bilimi pratik hayatta kullanma konusunda da eleştiriler getirmiş ve oldukça acımasız şekilde şu ifadeyi kullanmıştır.
“Atalarının icadı olan quadrant (açıölçer) ve usturlablara dahi başvurulacak birer icat olarak değil daha çok antika ve ilginç birer eşya gibi bakmaktadırlar” Shaw, bu deyişiyle Müslümanların bu konuda istenilen faydayı elde etmeye ve kendilerini geliştirmeye gayret etmediklerini söylemek istemiştir. Bu görüşe karşı Osmanlıların bahsedilenlerden pek çok bilimsel aleti namaz vakitlerinin tayininde, mimaride, denizcilik, haritacılık, astronomi ve daha fazla alandaki çalışmalarında yoğun bir şekilde kullanmışlardır. Söz konusu aletlerin kullanıldığına işaret eden minyatür örnekleri ile aletlere ait değerlendirme ve pek çok fotoğraf vardır.
8. İskoç bilim adamı Alex Russell, 1749 ile 1753 seneleri arasında Halep’te Levant Company’e bağlı bir doktor olarak görev yapmıştır. Edebiyat alanındaki etkileriyle tanındıklarını belirttiği Haleplilerin bu becerilerinden artık eser kalmadığını ve önemli görevleri olan paşaların ve nüfuzlu tüccarların dahi okuma yazma bilmediklerine şahit olduğunu yazmıştır.
Haleplilerin tıp hususunda da yetersiz olduğunu belirten Russel, Haleplilerin kimyevi ilaçlar konusunda da seviyelerinin düşük olduğunu belirtmiştir. Ayrıca tıp eğitimi veren resmi okulların olmadığına ancak gayr-i resmi olarak birkaç hocanın bu alanda eğitim verdiğine de şahit olduğunu notları arasına katmıştır.